Reklamsız Sözcü

Kanuni arada bir sefere gitse iyi olur

Ekranın gülen yüzü Saba Tümer'le Boğaz'da buluştuk ve aşktan televizyona, kadın sorunlarından uzaylılara kadar her konuda sohbet ettik.

02:0627 Ocak 2013
Kanuni arada bir sefere gitse iyi olur
Ekranın gülen yüzü Saba Tümer'le Boğaz'da buluştuk ve aşktan televizyona, kadın sorunlarından uzaylılara kadar her konuda sohbet ettik.

Bebek Otel’in Boğaz’a bakan lobisinde buluştuğumuz Saba Tümer’in gülen yüzü bize de iyi geldi. Hem fotoğraf çekimlerinde hem de röportajımızda neşe hiç eksik olmadı. İstedik ki, sizlerin de yüzü gülsün, bir röportajlık süre içinde bile olsa dertlerinizden sıkıntılarınızdan sıyrılın. İşte Saba Tümer’le konuştuklarımız…

Hafta içi her gün yayınlanan ‘Saba Tümer İle Bugün’ programına katılan konuklarınla her zaman bir sıcaklık, yakınlık ve samimiyet kuruyorsun. Bu samimi ortam izleyiciler üzerinde de bir rahatlama oluşturuyor. Peki, bu atmosfer kendiliğinden mi oluştu, yoksa baştan beri bilinçli olarak mı kahkahalı konsept hazırladın?

Kahkahalı bir konsept hazırlamadım. O çıktı ortaya. Kendiliğinden…

Kendiliğinden…

Kendiliğinden, evet. Daha önce programı yaptığım kanalda başta haberler yer alıyordu, ardından konuk ağırlıyordum. Yine kahkaha vardı ama başında haberler var diye biraz daha durağan, biraz daha ağırbaşlıydı. Kendimi bu kadar koyvermiyordum, tutuyordum. Derken, programıma Okan Bayülgen konuk olarak geldi. Bana dedi ki; “Gülerken, bir anda ciddileşen bir tek seni gördüm. Çok güzel gülüyorsun, rahat rahat gülsene, devam etmelisin”. Onu dinledim. Ancak daha sonra aynı Okan Bayülgen “Yahu gül dedim ama bu kadar da değil” dedi (birlikte gülüyoruz). Zaten ben güleç bir insanım. Başlarda insanlar, televizyonda gülünmesini sanki çok ayıp bir şeymiş gibi yadırgadılar. Sonunda alıştılar.

Ne güzel her zaman gülümsüyor Saba Tümer… Hayranlarınız dahil, herkes sizin stres yaşamadığınıza inanıyor… Bu gerçek mi ya da gerçekse nasıl başarıyorsunuz?

Yok ayol, bu kentte, bu ülkede stressiz yaşanabilir mi! Yaz tatiline kadar stres devam eder, tatille birlikte gevşerim, streslere veda ederim.

Toplum olarak çok fazla gülene tepki gösteriyoruz. Oysa gülmek güzel bir şey…

Gülmek bence de çok güzel. Artık kahkaha yogaları çıktı. İnsanların bir şekilde mutlu olmaları, gülmeleri gerekiyor. Bu demek değil ki her gülen mutlu, işleri yolunda… Değil ama gülmek en azından sıkıntıları azaltır. Benim bir elim yağda bir elim balda değil ki. Ama adeta mutluluk böceği gibi sürekli serotonin salgılıyorum (birlikte gülüyoruz). Hatta bir de haber çıkmıştı; günde on dakika gülünce 300 kalori mi ne veriyormuşsun. Gazetede bunu okuyunca palavracılar dedim içimden, şayet öyle olsaydı benim şimdiye kadar incecik olmam gerekirdi.

Programda komik bir şey olunca gülüyorsun. Ancak sinir bozucu bir şey olduğu zaman da seni gülerken görebiliyoruz. Yanılıyor muyum?

Hayır, doğru gözlemlemişsin. Gülüyorum.

Ne kadar güzel bir şey keşke hepimiz bunu yapabilsek.

Ama o sinir gülmesi. Yani gülmelerin arasında fark var. Neşeli kahkahalar, sinirli kahkahalar, eleştirel kahkahalar… Artık izleyiciler de tahmin ediyorum ki gerçekten ya da sinirden güldüğüm zamanı anlıyorlar. Mesela bir konuk ben çok gülüyorum diye fıkra anlatıyor, ama fıkra kötü çıkabiliyor ve ben gülmüyorum (Sahte bir gülüş atıyor Saba Tümer). O anda aynen bu şekilde gülüyorum.

Aslında o kahkahaların da bir dili var demek ki…

Evet, kesinlikle… Her attığım kahkahamın bir anlamı, bir dili var.

Biz hep gülen Saba Tümer'i izliyoruz. Kahkahalarıyla keyifleniyoruz. Peki, genelde kamera arkasında da hep böyle güler misin, yoksa parçalı bulutlu olduğun zamanlar var mıdır?

Ben aslında parçalı bulutluyum. Hep böyle kahkaha atmıyorum. Na var ki, hiç olmayacak bir şeye de gülebiliyorum.

Nasıl yani…

Hiç olmayacak bir şeye gülebiliyorum. Bunun sinir bozucu olduğunu da biliyorum ama bir şeye takılıp gülebiliyorum. Mesela aynı şeye birkaç gün üst üste aklıma geldikçe güldüğüm oluyor. O belki de ruh durumumu değiştirmek için kendi kendime geliştirdiğim bir mekanizma da olabilir. Bu durum ruh halimle de değişiyor ama normalde yürüyen kahkaha değilim (gülüyor).

Saba Tümer programında hangi konulardan kaçmaya çalışır, hangi konuları konuşmak istemez?

Siyasete girmek istemem. Ama konu açılırsa da konuşulur. Her cuma Yaşar Nuri Öztürk’le konuşuyoruz ve hocam zaten her programda siyasete giriyor (gülüyor). Ben kadın programı yaptığım için siyaset pek ilgi alanım içinde değil.

Kadınlar en çok neyi ya da neleri merak ediyor?

Kadınlar en çok güzellik sırlarını, sihirli diyet formüllerini merak ediyor. Kadın her zaman kadındır. Bakan da olsa milletvekili de olsa kadındır. Aynaya bakmayı, kendine bakmayı, ilgi görmeyi, iltifat edilmesini seviyor. Bana göre ise özgüveni olan kadın güzeldir. Kadın dediğin, baba parası, sevgili parası ya da koca parasıyla değil kendi parasıyla yaşamalıdır. Bence kadın güçlüdür ama her kadın gücünün farkında değildir ne yazık ki.

Ülkemizde kadınlar çok fazla şiddete uğruyor…

Sadece bizim ülkemizde değil tüm ülkelerde kadın şiddete hedef oluyor. Bana göre bu konuda Türk kadınında yavaş yavaş bilinçlenme başladı.

Bunda Saba Tümer’in de payı vardır…

Bir nebze payım varsa çok mutlu olurum.

Yardım isteyen, destek isteyen oldu mu oluyor mu?

Yok, o tür bir istek olmadı. Ama ayakkabımı isteyen oluyor (gülüyor).

Ayakkabını mı!

Evet, ayakkabımı, bluzumu, rujumu istiyorlar.

Güzelleşmek için, zinde olmak için Saba Tümer’in yaptıkları çok merak ediliyor…

İnanın özel bir şey yapmıyorum. İzmirliyim tabii (gülüyor). Ayrıca genetik diyebilirim buna. Arada bir buhar banyosuna giriyorum ama onun bir faydası var mı bilmiyorum.

Estetik operasyonlara karşı mısın yoksa gerektiğinde yaptırır mısın?

Olması gerekiyorsa estetik operasyonu yaptırırım. Ayrıca bunu gizlemem de.

Saba Tümer’in önemli program konukları oluyor. Mesela, Jennifer Lopez, Cameron Diaz, Rodrigo Santoro, Ben Falcone… Ama en güzeli de Sezen Aksu galiba…

Gerçekten de Sezen Aksu ile çok güzel bir iş yaptım. Sağolsun Sezen Hanım da gönlünün kapılarını açtı. Başka birisi programına çıkarsaydı Sezen Aksu’yu çatır çatır çatlardım. Bir süreden beri çatlayan herkes çatlamakta haklı.

Sezen Aksu’yu nasıl ikna edebildin?

Sezen Aksu’yu yüreğimle ikna ettim.

Hangi dizileri izliyorsun?

Sadece ‘Yalan Dünya’ ve ‘Pis Yedili’ dizilerini izliyorum. İkisi de çok şeker diziler. Onun dışında televizyonumu açmıyorum.

Dizi denilince Başbakan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’la ilgili sözleri geliyor akıllara.

‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisinin daha başında ekrana not düşüyorlar, bunun hayali bir kurmaca olduğunu söylüyorlar. Bu bir dizi, belgesel değil ve hoşgörülü olmalıyız. Bu diziyle birlikte gençlerimiz tarihe ilgi duymaya başladı. İlginç bir toplumuz. Ciddiye almamız gereken şeyleri değil almamamız gerekenleri ciddiye alıyoruz. Neyse… Bu arada Kanuni de arada bir sefere gitse iyi olur diyorum (birlikte gülüyoruz).

Programınla ilgili eleştiriler oluyor mu?

Olmaz mı, eleştiriliyorum tabii. Meyve veren ağaç taşlanır.

RTÜK’ten uyarı aldın mı hiç?

Daha önceki kanalımdayken RTÜK’ten uyarı gelmişti. Ama konuğumun açıklamaları yüzünden. Çünkü bazen konuklarım kendi reklamlarını yapmaya geliyorlar. O zaman da bu tür istenmeyen şeyler meydana gelebiliyor.

Çok istediğin bir konuk var mı?

Bunu söyleyip de başkalarını uyandırmak istemem (gülüyor).

2010 yılında dünyaca ünlü astrolog Suzan Miller senin için “2011’de evleneceksin” demişti… 2012 bitmek üzere ve Saba Tümer hala bekar… Ya da evlendi ama gizliyor…

(Gülüyor) Yok evlenmedim… Belki o yıl içinde evliliğe çok yaklaştım ama olmadı işte. Seçeneklerim olmuştur ama seçmedim demek ki. Ben duygusal bir kadınım ve mutlaka aşk evliliği yapacağım. Aşk olmazsa evlilik de olmaz.

Bazıları da “Ortada düzgün erkek yok ki” diyor.

Ne aradıklarına bağlı… Adamları delirtiyorlar, sonra da “Düzgün erkek yok” diyorlar (gülüyoruz).

Aşık olduğun erkek için neleri göze alabilirsin?

Çok açık söylemem gerekirse, şimdiye kadar hiçbir şey yapmadım, hiçbir şeyi göze almadım. Gidene de dur demedim. Dört duvar arasında kendi kendime dövündüm ama o bunu bilmedi.

Ya bundan sonra…

Bundan sonra duygularımı daha çok belli edeceğimi sanıyorum. Bundan sonra hayatıma girecek olan erkek şanslı, bundan öncekilere geçmiş olsun (gülüyor).

Bir ara Berk Oktay ile beraberlik yaşadığın yazılıp çizilmişti…

(Gülüyor) Doğru dürüst tanışamadan yollarımız ayrıldı. Zaten birleşme yoktu ki ayrılık olsun. Bir yemeğe çıktık ve anında gazete sayfalarına taşındık. Öyle olunca da başlamadan bitti. Bana ve Berk Oktay’a yazık oldu.

Beklediğin bir beyaz atlı yok mu?

Benim beyaz atlı biraz kallavi ve ağır. Ancak gelecek, bekliyorum (gülüyor).

Saba Tümer’in gerçek aşkı programıyla yaşadığı aşk galiba…

Programların başları ve sonları çok önemlidir. Aşk gibidir bu… Programların da aşkların da başlangıç ve sonları hep sancılı olur.

Paparazzilerden yana dertli misin?

Elbette, dertliyim. Şimdi bizi burada görseler, ertesi gün hemen manşet atarlar “Saba ile Yüksel’i Bebek Otel’de dudak dudağa yakaladık”. Bence bir telefon açıp sormaları gerekir ve sormadan yazıp çiziyorlar.

Saba Tümer her zaman gülümsüyor. Hiç öfkesi, kızgınlığı yok mudur?

Bende gizli stres var. Bir anda parlarım, bir anda sakinleşirim. Bu tür parlamalarım vardır. Öfkesiz değilim açıkçası.

Yıllar öncesine dönelim şimdi de… Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirmeye çalışıyorsun ve rahmetli anneciğin televizyoncu olmanı istemiyor…

Üniversiteyi bitirmeden İstanbul'a gelmemi istemiyordu. “Bir altın bileziğin olsun ondan sonra git” diyordu. Okul bitmemişti, orada diksiyon dersleri almaya başladım. Aslında okul bitmemişti dediğim o zamanlar benim tek bir dersim kalmıştı. Sosyal Politika dersinden geçemiyordum. Ama zaten televizyona girdiğimin ikinci haftasında annem vefat etti ve ben bir daha gitmedim. O yaz o şekilde geçti. Derken baktım ki o dersten de geçemeyeceğim. Dava açtım ve mahkeme kararı ile mezun oldum.

Yani ‘Sosyal Politika’ dersinden mahkeme kararı ile mi geçtin?

Evet, öyle oldu (gülüyor). İki sene, belki daha fazla sürdü. Sınav kâğıdımı mahkemeye verdim. Oranın belirlediği heyet, hocanın 40 puan verdiği kâğıda 90 puan verdi.

Hoca, Saba Tümer'e takmış demek ki!

O herkese takıktı, belki yaşama takıktı, bilmiyorum. Ama onda, belirtiniz tanımlayınız kavramlarına karşı bir hassasiyet vardı. Belirtiniz dediğinde farklı cevap, tanımlayınız dediğinde farklı cevap olacakmış. Ben zaten ne biliyorsam yazıyordum. İster belirtiniz de istersen tanımlayınız, kaç sene olmuş artık. Temyize gitti, sonra bilirkişi tekrar 90 puan verince geçtim.

Tuttuğunu koparıyorsun, o zamandan belli…

Mecburum mezun olmaya (gülüyor) bunu yapmasam okulum bitmeyecekti.

O günlerin Saba Tümer'i ile bugünlerin Saba Tümer'i arasında çok fark var. Bu başarıları kazanırken anneciğinin de yanında olmasını ister miydin?

Tabi ki hep onu düşünüyorum.

Sevinir miydi?

Çoook. Ben de onun gibiyim. Ona benziyorum. Çünkü o da hayata gülümseyerek bakardı.

Annenin adı neydi?

Saadet… Saadet Tümer… Şimdi onun arkadaşları beni televizyondan izlediklerinde söylüyorlar “Anneni seyrediyor gibi oluyoruz” diyorlar. Öyle bir benzerlik var (gözleri doluyor ama yüzünde yine gülümseme var).

İzmir'den İstanbul'a geldikten sonra, İstanbul'a hemen uyum sağlayabildin mi?

İstanbul'a uyum sağladım. Annem İzmir'de vefat ettikten sonra teyzem, kardeşim ve babam gelip gitmeye başladı. Sonra ben NTV'ye geçtim ve İstanbul hayatım başlamış oldu. Geldiğimin birinci ayının ikinci ya da üçüncü haftasında teyzem vefat etti. Buraya iyice adapte olmak zorunda kaldım. İzmir benim için hüzünlü bir şehir oldu. İzmir'e gitmeyi çok fazla sevmiyorum. Çeşme'ye falan gidiyorum ama İzmir'e gidip iki üç günden fazla kalınca bana geliyorlar. Zaten kardeşim ve kuzenim İstanbul'daydı. O yüzden çok fazla zorlanmadım. Ama hala kendimi tam olarak İstanbullu görmüyorum. Bir yerden bir yere giderken üşeniyorum. Mesela bir İstanbullu, Nişantaşı'ndaki kokteyle gidiyor, oradan Etiler'deki açılışa katılıyor ve ardından Maslak'taki şova geçebiliyor. Ben ya hiçbirine gitmiyorum ya da mecbursam bir tanesine gidiyorum.

İstanbul'a ilk geldiğin dönemlerde erkeklerin yaklaşımları konusunda bir sorun yaşadın mı? Çünkü İzmir'in kızları daha rahattır, kendine güvenlidir, erkekle rahat arkadaşlık kurar… İstanbul'da yanlış anlaşılmalar oldu mu?

Bana iş mi atıyor bu kız diye bir düşünce yaratabilir (gülüyor). İzmir'de yaşarken de benim çok İstanbullu arkadaşım vardı. Yani buraya gelince çok da farklı bir yaşantının içerisine girmedim. Onlarla gezip tozup, onlarla takılıyordum. Fakat çalıştığım yerde yadırgandım. Sanki uzaydan gelmişim gibi karşılandım. Konuşmamla, tarzımla, giyimimle, insanlarla iletişimimle acayip karşılandım. Allah'tan kısa bir dönem içerisinde anladılar (gülüyor)…

Türkiye’deki kadınların ünlüsü de ünsüzü de tacize uğruyor. Saba Tümer de tacize uğradığını kabul etmişti…

Bunu çok normal bir şekilde söyledim. Fakat insanlar tarafından “Acaba sen ne yaptın ki tacize uğradın?” olarak algılanıyor ve insanlar bu durumu kötü yerlere çekiyor. Amiyane bir tabir vardır, “Dişi köpek kuyruğunu sallamazsa erkek köpek havlamaz” diye. Çevremizde bir sürü o tarz adam var. Bilmiyorum ama taciz olayı Türkiye'de çok büyük bir sorun. Düşününki aile içi tacizi ekranda konuşamıyoruz. Mesela ensest diyemiyoruz. Ortada bu kadar büyük kanayan bir yara var ve biz bunu konuşup çözemiyoruz. Bu çok ciddi bir travma yaratıyor toplumda. Bu konuları fazla konuşmak istemiyorum. Çünkü sinirim bozuluyor. Kadın hakları falan diyerek bir şey yapasım geliyor ama maalesef halen kadının adı yok.

Bir dönem uzayla ilgili açıklamaların olmuştu… Bir şeyler mi fark ettin ya da sanada mı göründüler?

Uzaylılar daha bana görünmediler (gülüyor). Bir görünseler diye bekliyorum. Şaka bir yana, evrende bir tek bizim olmadığımızı düşünüyorum. Bu hayatı seçerek unuttuğumuz pek çok şey olduğunun farkındayım. Mistik konulara meraklı bir tipim, çok fazla içine girmeyi sevmiyorum ama sorayım, cevabı alayım çıkayım. Çünkü çok fazla içine girince kendinizi kaptırıyorsunuz. Uzayda hayat var mıdır gibi sorular sormak istiyorum. Yoksa beni gelip almasınlar (gülüyor) kafayı da yemeyeyim. Bir gözüksünler ve el sallasınlar ya da ihtiyacım olan bilgiyi versinler. İletişim halinde olmak güzel.

Oyunculuğu denemek ister mi Saba Tümer?

İlle de oyunculuk yapacağıım gibi bir takıntım yok. Ayrıca öyle yoğunum ki, oyunculuğa ayıracak zamanım da yok şu anda. Ben canlı yayıncıyım, şipşakçıyım… Programımın başlama süresi belli, bitiş süresi belli. Oyunculukta saatlerce çekim sıranı bekliyorsun. Öyle bir sıkıntıya girmeyi de düşünmüyorum doğrusu.

Peki, sesin güzel mi?

Değil. Olmasını çok isterdim ama değil.

Belki şan dersleri alsan faydası olur…

Yok yok, ümitsiz bir durum, olmaz. Ama ilginçtir lisedeyken korodaydım, demek ki sesim güzeldi. Ama şimdi çirkinleşti (gülüyor). Keşke bir Kibariye gırtlağım olsaydı.

O sese mi vurgunsun?

Kibariye, Sibel Can, Ebru Gündeş… O seslere…

Hangisini isterdin?

Bir çip olsun, Cem Yılmaz’ın ‘GORA’ filminde yaptığı gibi boğazıma takayım ve farklı farklı sesler çıkarabileyim. Tanışacağım ilk uzaylıdan bunu isteyeceğim (birlikte gülüyoruz…)

Gülerek başladığımız sohbeti gülerek noktalıyoruz… Saba Tümer, beni ve SÖZCÜ okurlarını güldürdü, Allah da onu güldürsün diyelim…

Amiiinnn…

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp