Reklamsız Sözcü

Subay çocuğuyum yaşananlara çok üzülüyorum

'Aşk-ı Memnu'nun Adnan Bey'i Selçuk Yöntem, gündeme dair yaşananları ve planları Sözcü gazetesinden Yüksel Şengül'e anlattı.

16:3122 Ocak 2013
Subay çocuğuyum yaşananlara çok üzülüyorum
'Aşk-ı Memnu'nun Adnan Bey'i Selçuk Yöntem, gündeme dair yaşananları ve planları Sözcü gazetesinden Yüksel Şengül'e anlattı.

Hafta içi her gün ekranda olan Büyük Risk adlı yarışma programı Selçuk Yöntem’e risk değil büyük bir yoğunluk yaşatıyor. Bu nedenle röportajımızı, programın çekildiği Sefaköy’deki Ciner Stüdyoları’nda yaptık. Önce seyirciler arasına oturup Yöntem’i ve yarışmacıları izledik, daha sonra da odasına geçip sohbet ettik.

Tiyatro sizin hayatınız, tiyatro sizin canınız… Türkiye’de neden tiyatronun işi hiçbir zaman yolunda gitmedi ve neden tiyatronun durumu dünden daha kötü oldu?

Ben Türkiye’de tiyatronun kötü durumda olduğuna inanmıyorum. Tiyatro, niteliğini bütün dünyada kaybetmeyen bir sanat dalıdır.

Bizde de durum böyle mi peki?

Bence, niteliğini kaybeden tiyatro değil, insanlar olur, toplumlar olur. Sizin tiyatroya, baleye, operaya gitme oranınız düşüyorsa, bunu ülkemizin içinde bulunduğu eğitim durumuna, sosyal yaşama, medyanın ne denli destek olmasına da bağlamak gerekir. Mekanikleşen bu dünyada, duygu işi olan tiyatro daha çok değer kazanacaktır, kazanmalıdır da.

Keşke tiyatro salonları da dolsa…

Bakın, iyi bir tiyatro oyununda salonlar mutlaka dolar. Kaliteli oyunlar olursa, seyirci kar, yağmur ve çamur dinlemeden tiyatroya koşar.

O zaman iş sanatçılara mı düşüyor?

Elbette tiyatronun ilgi görmesi konusunda iş sanatçılara düşüyor. Burada meslek şovenizmi yapmak istemem ama sanatın olmadığı, duygunun ve sevginin olmadığı bir ortamda diğer elemanlar ne kadar var olabilir ki?

Okulların müfredatlarına tiyatronun eklenmesi gerektiğini düşünenlerdensiniz… Hala aynı fikirde misiniz?

Evet, ilkokulların müfredatına tiyatro mutlaka girmeli, dahil edilmeli diye düşünüyorum. Fikirlerin yeşermesi için, paylaşımın, toplumsal barışın, kardeşliğin sağlanması için tiyatro çok önemlidir. Bunu gelişmiş toplumlarda görüyoruz zaten.

Ailelere de bu konuda büyük görevler düşüyor. Çocuklarını tiyatrolara götürmeleri gerekiyor. Selçuk Yöntem şanslıydı. Çünkü subay olan babası, onu çocuk yaşta tiyatroyla tanıştırdı…

Beni ilk tiyatroya, operaya, baleye, konsere babam götürmüştür. Klasik müziği ilk olarak babam dinletmiştir. Subay olan babamın, Atatürk ilkelerini öğretmesi ve o değerleri bana aşılaması da çok önemliydi.

Babanız hayatta mı?

Babam 85 yaşındayken hayata veda etti. Beş yıl önce…

Bugünleri görseydi ve silah arkadaşlarının yaşadıklarına tanık olsaydı belki de çok üzülecekti.

Babam ölmeden iki gün önce “Size çok kötü bir dünya bırakıyorum” demişti.

Babanız da asker olduğu için sormak istiyorum. Son dönemde ülkemizde askerlere karşı yapılanları, gözaltlarını, tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın ben bir subay çocuğuyum. Yaşananlara elbette üzülüyorum. İstenen sadece bir şey var, hukukun bütün kurallarının yerine getirilmesi. Hukukun kuralları yerine getirildiği zaman her şeyin boyut değiştireceğini herkes biliyor. Benim anlamadığım, bu ülkenin bir vatandaşı olarak da huzursuzluğumun tek nedeni budur. Çünkü inanın sözünü ettiğim hukuk, bir gün bana da lazım olacak, onu uygulayanlara da, herkese lazım olacak.

Eşiniz balerin, Cihan Yöntem… Kızınız Iraz Yöntem (29) de babasının izinde, son derece yetenekli bir oyuncu… Ailece neleri paylaşıyorsunuz, yoksa biraraya gelme konusunda sorunlarınız oluyor mu?

Evet, ailece biraraya gelme konusunda problemler yaşıyoruz. Cihan Yöntem’in kareografileri, Iraz’ın oyunları, benim çalışmalarım gönlümüzce birarada olmamıza engel olabiliyor. Ancak, herkes yaptığı işten memnun olduğu için hiç kimse mutsuz değil. Önemli olan da bu.

Hayranlarınıza ve SÖZCÜ okurlarına bir yeni yıl mesajı verebilir misiniz?

Barış dolu, insanların üzülmeyeceği, toplumların yara almayacağı, paylaşımlı, huzur dolu, güvenli bir yeni yıl diliyorum…

Keşke bu ülkede bilgi kazandırsa

Büyük Risk, en sevilen yarışma programları arasında yer alıyor. Teklif geldiğinde böylesine sevilip izleneceğini tahmin ettiniz mi? Kabul etmenizdeki en önemli etken ya da etkenler ne oldu?

Bizim meslekte bir karar verirken genellikle duygularımıza, hislerimize, sezgilerimize çok bakarız. Ben her zaman sezgilerimle hareket ederim.

Sezgileriniz çok mu güçlüdür?

Herkesin sezgileri güçlüdür ama kullanmasını bilmek lazım diye düşünüyorum. Büyük Risk programının seyirci tarafından sevileceğini hissettim ve tereddüt etmeden kabul ettim. Formatının hızlı olması, yarım saat sürmesi çok hoşuma gitti. Kaldı ki bu yarışma da dünyanın en eski yarışması. Yarım asırdan bu yana yayınlandığı söyleniyor. Hafta içi her gün ve haber öncesi olması da hoşuma gidiyor.

Hoşunuza gidiyor da, hafta içi her gün olması sizi yormuyor mu?

Çok yoruyor. Yarım saatlik programı bir saatte çekiyoruz. Oradaki konsantrasyon, her şeye hakim olma duygusu yıpratıyor insanı. Ama çok zevkli, paylaşımcı bir program.

Az önce çekilen yeni bölümde seyirciler arasındaydım. Gerçekten de farklı bir büyüsü var.

Sıkılmadan izlediniz değil mi?

Sıkılmadan izledim, canlı yayın gibiydi.

Bunları duyduğuma çok sevindim.

Sevinin elbet ama tiyatrodan dizilerden uzak kaldığınız için hayranlarınız da pek sevinemiyorlar galiba…

Geçen yıl Büyük Risk başladığında televizyonda ‘Uçurum’ dizisi, tiyatroda da ‘Vanya Dayı’ oyunu vardı. Çok zor, çok yıpratıcıydı üç işin birlikte yürümesi. Dizi ve oyun sona erince, yarışmaya odaklanmak beni mutlu etti. Bir süre böyle gidecek gibi görünüyor.

Bilginin kazandırdığı bir program bu… Ülkemizde her zaman bilgi mi kazandırıyor desek, bu bir temenni olarak mı kalır, yoksa “Keşke öyle olsa” deyip buna gönülden inanmak mı isteriz?

Keşke öyle olsa deriz ve buna inanmak isteriz. Keşke bu ülkede bilgi kazandırsa. Çünkü her zaman bilgi kazandırmıyor. Yarışmada çok soruyu bilmek ama bu arada riski yanlış yerde kullanmak başarısızlığı getirebiliyor. O zaman da şans gerekiyor. Bilgi dışında şans da olmalı. Yaşamın çeşitli varyasyonlarında değişik kavramların birarada olmasıyla bir şeyler değer kazanıyor. Yarışmada, en çok bilen yarışmacının sondaki yanlış kararıyla kaybettiğini, ondan daha az bilgili olanın da kazandığını çok gördüm. Yaşamın sürprizleri ya da sihri bu işte.

Son dönemde yüksek maliyetli dizilerin yarattığı riskleri yaşamak istemeyen yapımcılar ve televizyon kanalları, daha ucuz maliyetli olan yarışma programlarına yöneldi… Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben buna inanmak istemiyorum. Çünkü bizim yarışma programı başladığında bütün diziler yayındaydı. Elbette televizyon kanalları sadece dizilerle varolmamalı. İnsanların başka türlü zevk alacakları programlar da yapılmalı. Dizilerin hızı kesilince, yarışma programları da öne çıkmaya başladı. Bana göre ekrandaki yarışma programı rüzgarını Büyük Risk yarattı.

Bilgi yarışmalarına toplumumuzun ihtiyacı da var Selçuk Bey…

Kesinlikle toplumumuzun bilgi yarışmalarına ihtiyacı var. İnanın her programda ben de yeni şeyler öğreniyorum.

Risksiz yaşamak mümkün değil

Selçuk Yöntem, bilgisi ve tecrübesiyle kazanıyor hayatını… Bugüne kadar aldığınız riskler oldu mu, en önemlisi ve büyüğü hangisiydi?

Ankara Devlet Konservatuarı’na girdiğim zaman, ilk altı ay sonunda yapılan elemeyi kaybetmiştim. Dolayısıyla da okuldan çıkarıldım. Bu durumda liseye geri döndüm. Ne var ki bunu içime sindiremedim ve Danıştay’a başvurdum. Bir yılın ardından davayı kazandım ve liseyi bırakarak tekrar konservatuara geri döndüm. Hayatımın en büyük riskiydi bu. Danıştay kararıyla geri dönen bir öğrenciye okul yönetimi tavır koyabilirdi. Ancak iyiki de o riski göze almışım diye düşünüyorum. Yıllar sonra da gördüğünüz gibi Büyük Risk adlı bir yarışma programıyla huzurlarınızdayım (gülüyor).

Size göre ülkemizde hem vatandaş hem sanatçı olarak yaşamanın en belirgin riskleri nelerdir?

Herkes kendi yaşamında varmak istediği noktaya ya da hedeflere ulaşmak için riskler alabilir. Risksiz yaşamak ve varolmak mümkün değildir. Bir riske ne kadar pozitif yaklaşırsanız, o derece pozitif yanıt alırsınız. Kimi risklerin sonu başarılıdır, kimilerininki hüzünlüdür.

Selçuk Bey riskler çeşitli aslında… Vatandaşsanız bol bol zam riskleriyle yaşamanın gerilimi içinde olabilirsiniz…

(Gülüyor) Evet, doğru.

Subaysanız Silivri riski olabilir. Sanatçıysanız ve ekrandaysanız reyting riski yaşanabilir.

Bu durumda memleketimizin genel durumuna bakmamız gerekiyor. Şayet biz AB’ye girme sürecinde ülkemizde demokrasinin varolmasını istiyorsak, hukukun da demokrasinin de varolması için gereken kurallara saygı göstermeliyiz. İster yönetimde, ister vatandaş, ister sanatçı olalım, bunu yapmamız gerekiyor. Bu olmazsa ülke üretiminde, kalkınmasında, gelişiminde büyük sarsıntılar olacağına inanıyorum.

Sert bir süreç yaşanıyor ve bundan sanatçılar da yoğun şekilde etkilenebiliyor. Mesela, Levent Kırca geçtiğimiz günlerde Sezen Aksu’yu, Halil Ergün’ü ve Ali Poyrazoğlu’nu hedef alarak “Dönekler… Vatan hainleri… Yüzlerine tükürüyorum” dedi. Gerçi kendisi daha sonra özür diledi ama bu tarz tepkileri nasıl yorumluyorsunuz?

Üçüncü ağızdan böyle bir konuda polemiğe girmek istemiyorum. Ben birisine bir şey söyleyeceksem yüzüne söylemek isterim. Kimsenin arkasından konuşmak istemem. Genel kapsamda şunları söyleyebilirim size. Bir şeyi eleştirebiliriz elbette. Ancak bunun estetik olması, düzeyli olması gerekir. Öyle bir eleştiri getirmelisiniz ki, karşınızdaki bundan yararlanmalı, incinmemeli, kırılmamalı. Üslup kötü olursa, bu herkesi yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. Bu tarz üsluplar ne çözüm getirir, ne uzlaşı.

Ülkemizdeki sorunların bu kadar yoğun olduğu bir dönemde biraraya gelen sanatçıların, asıl mücadele edecekleri konuları unutup birbirlerine sataşmaları, bana biraz ilkokul ortaokul kavgaları gibi geliyor. Her ağzımıza geleni, düşünmeden söylemek demokrasi değildir.

 

Son güncelleme: 12:2425.01.2013
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp