Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Ergenekon’un “Sürprizi”!

23 Ocak 2013

 

SEVGİLİ okuyucularım, bugün sizi biraz geçmiş yıllara götürüp belleğinizi tazelemek istiyorum. Günlerden 17 Mayıs 2006. Silahlı bir kişi bazı ihmallerden yararlanıp Danıştay binasına girdi.
Danıştay 2. Dairesi bir süre önce bir öğretmen hakkında türban kararı vermiş ve sıkmabaşlı öğretmenin okuldan atılmasını sağlamıştı. Ama olayın öncesi vardı. Danıştay bu kararı verince, Vakit isimli şeriatçı gazete bu kararda imzaları olan Daire Başkanı Mustafa Birden ile dört Danıştay üyesinin fotoğraflarını 13 Şubat 2006 günü birinci sayfadan dokuz sütuna manşet yapıp “İşte o üyeler” başlığı ile yayınlamış ve onları açıkça hedef göstermişti.
Ben de ertesi günkü yazımda “Bu nasıl bir rezalettir, bu hakimlerin can güvenliğini bundan sonra kim koruyacaktır” demiştim.
İş bu kadarla da kalmamıştı. Yargının bu kararı sonrasında iktidarın bütün elemanları tepinmeye başladılar.
Tayyip konuştu: “Efendi, bu karar (sıkmabaş kararı) senin işin değil. Diyanet'in işi! Bu kararı kınıyorum. Hiçbir hukuk anlayışı içinde tanımlanamaz.”
Bir yüksek yargı organına “Efendi” diye hitap ediyordu.
Bay Abdullah Gül konuştu:
“Bu anlayış diktatör rejimlerin felsefesidir. Kaygıyla karşılıyorum. Hayretler içinde kaldık. Bunlar (Bu gibi mahkeme kararları) çok yanlış ve tehlikeli şeylerdir.”
Hükümetin bütün bakanları da bu kararı kınamakta sıraya girdiler. Her biri “Adeta hukuk bilgini” kesilmişti!
Her zaman konuşurlardı ya, güya “Bağımsız yargı” vardı!..
Evet, kendi işlerine gelen kararlar verdiği sürece yargı, “Bağımsız yargı (!)” idi!
O sözünü ettikleri bağımsız yargı masalını bir süre sonra kendi elleriyle sona erdirdiler. Yaptıkları değişikliklerle tüm yüksek yargıyı, adli ve idari yargıyı ele geçirmeyi başardılar.
Yargı artık tümüyle siyasi iktidarın emrinde ve elinde. Yandaş yargı oluştu. Ne yazık ki böyle.
Şimdi konuyu dağıtmayalım, işin sonrasına bakalım.

* * *

Vakit gazetesinin Danıştay 2. Dairesi başkan ve üyelerini açıkça hedef gösteren yayınından bir süre sonra Danıştay katliamı gerçekleşti. Yayın, amacına ulaşmıştı.
Alparslan Arslan isimli bir avukat tabancasıyla 2. Daire'ye çıktı, toplantıda bulunan heyeti bastı, hedef gözetmeden ateş etti. Sonuç bir felaketti:
Daire Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç, Mustafa Yücel Özbilgin ve tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı.
Özbilgin aynı gün hastanede vefat etti.
Sanık yakalandığında tekbir getirmişti. İşte savcılıktaki ifadesi:
“Türban kararı nedeniyle mahkeme başkanını vurmaya karar verdim. Odaya girdiğimde Allahüekber diye tekbir getirdim. Ayrıca kaçarken polisle boğuştuğum sırada da tekbir getirmiş olabilirim…”
İddianame sayfa 11:
“(Olay sonrasında kaçarken) Çıkış kapısına yaklaşan Alparslan Arslan'ın polisler tarafından yakalandığı, polislerden kurtulmak amacıyla silahı ile bir el ateş ettiği, güvenlik odasına alındığı sırada tekbir getirerek ‘Osmanlı'nın torunuyum, Allah'ın askerleriyiz' şeklinde bağırdığı…”
Utanmaz sıkılmaz yandaş medya bu konuda da sürekli yalan haber yaptı, saldırganın tekbir getirdiğini inkar etti!

* * *

Tekbirli Danıştay saldırısı iktidarı rahatsız etmişti. Birbiri ardına demeçler vermeye başladılar:
Tayyip: “Bu iş başörtüsüyle ilgili değil. Saldırı iktidarımıza yöneliktir…”
Bülent Arınç: “Saldırıdan siyasi rant devşirmeyin…”
Cemil Çiçek: “Olayın türbanla bağlantısı tespit edilmedi…”
Hepsi bir olmuş, olayı çarpıtmaya kalkışıyorlardı.

* * *

Şimdi yazımızın ana konusuna gelelim ve o gün öğleden sonra Meclis'teki oturumun tutanaklarına bir bakalım. O günün en önemli konusu olan Danıştay saldırısı tartışılıyor.
Kürsüde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin var. Sinirler gergin. Görüşmeler karşılıklı laf atma ortamında yapılıyor. Kim konuşsa ötekiler laf atıyor ve konu ister istemez dağılıyor.
Ancak Mehmet Ali Şahin'in birkaç cümlesi var ki, bugün bile anımsanması ve üzerinde durulması gerekiyor… Çünkü çok önemli. Tutanaklardan aynen veriyorum:
“…Bu tür olaylarda ilk tahkikat gizlidir. Benim şu anda, bugün, şu saat itibariyle elde etmiş olduğum bilgileri dahi, bu gizlilik sebebiyle, üzülerek sizlerle paylaşamadığımı ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler.)”
Saldırıdan sonra henüz birkaç saat geçmiş, katil yakalanmış. Beyefendi hangi bilgileri elde etmiş de, başkalarıyla paylaşması mümkün olmuyor?
Kendisinin yine tutanaklardan çok, ama çok önemli sözlerini şimdi aktarıyorum:
“Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin (devamla):
“Bekleyin. Çok kısa sürede bu olayın hangi amaçla yapıldığı ve arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkarılacaktır. Hatta, hissiyatımı (duygularımı) sizlerle paylaşmak isterim. Bir takım SÜRPRİZLERE de hazır olun. (AKP sıralarından alkışlar.)”

* * *

Sevgili okuyucularım, katil Alparslan Danıştay'ı basıyor. Ölü ve yaralılar var… Ve Başbakan Yardımcısı olan şahıs birkaç saat sonra Meclis kürsüsünden bu sözleri söylüyor, “Sürprizlere hazır olun” diyor.
Ancak karşılıklı laf atmalar nedeniyle bu sözler gargaraya geliyor ve üzerinde hiç kimse -ne yazık ki- durmuyor.
“Sürprizlerin” ne olduğunu anlamak için haftalar ve aylar geçmesi gerekiyor.
Alparslan Arslan isimli katil Ankara'da Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor, deli numaraları yapsa bile suçunu itiraf ediyor ve ağır hapis cezası alıyor.
Dosya Yargıtay'a gelince bazı gizli güçler devreye giriyor.
O sırada İstanbul'da görülen Ergenekon davası başlatılmış…
Ancak dava dosyasında Ergenekon sanıklarından hiçbirinin silah taşıdığı, cinayet işlediği, ya da teröre bulaştığı konusunda en ufak bir bilgi ve belge yok.
O halde ne yapmalı? Ergenekon'a bazı terör eylemleri yüklemeli! Alparslan ve Danıştay cinayeti bu iş için biçilmiş kaftan!
Böylece Alparslan'ı aldılar, bir de kirli adam bulup ikisini birden Ergenekon davasına monte ettiler.
Alparslan, Ergenekon sanıklarından birini bile tanımıyordu, onlar da Alpaslan'ı tanımıyordu!
Ama olsun varsın, orada bir katilin bulunması gerekliydi. Kamuoyunun kandırılması ve gözünün boyanması ancak böyle mümkün olurdu.
Alparslan Arslan şimdi “Ergenekoncu” olarak yargılanıyor, yurtsever aydınlara bu yolla leke sürülüyor.

* * *

Evet, cinayetten birkaç saat sonra Mehmet Ali Şahin hem de Meclis kürsüsünden böyle diyordu:
“Sürprizlere hazır olun!..”
Bu sözlerinin anlamı bugüne kadar kendisine sorulmadı, o da açıklamadı.
Hangi sürprizin geleceğini nereden biliyordu? O saatte ne poliste ayrıntılı bilgi vardı, ne de savcılıkta. Her şey sıfır düzeyinde idi. Adam sadece tekbir getirdiğini ve cinayeti türban kararı nedeniyle işlediğini anlatıyordu.
Evet, bu sözlerinin anlamı bugüne kadar Mehmet Ali Şahin'e sorulmadı ama işin perde arkası daha sonra ortaya çıktı.
“Sürpriz” dediği şey, Danıştay cinayetinin bir süre sonra Ergenekon davasına bağlanmasıydı…
Çünkü Ergenekon olayı daha önceden ayarlanmıştı.
Deli numarası yapan, ruhsal dengesinin bozuk olduğu anlaşılan bir katil şimdi gazeteciler, subaylar, generaller, Genelkurmay Başkanı ve üniversite hocalarıyla birlikte aynı davada yargılanıyor.
İnanılır gibi değil ama burası Türkiye abicim, her yol açık!

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp