Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Günaydın Hilmi Bey, günaydın!..

31 Ocak 2013

Sevgili okuyucularım, yaşamını İzmir'de geçiren eski bir Genelkurmay Başkanı var. O da aynen bugünkü Necdet Bey gibi kuzuların sessizliğine bürünmüş, oturuyor.

Bazen piyasaya çıkıp demeçler verirdi:
“Ben kasaptaki ete soğan doğramam!..”
“Darbe konusunda ne var derim, ne de yok derim!..”
Ne demek istediği pek belli olmasa da, konuşmuş olurdu.
Yüzlerce silah arkadaşı inanılmaz suçlamalarla tutuklandı. Bazıları intihar etti. Yine yüzlerce silah arkadaşı hapishane duvarları arasında yaşam sürdürme çabasında.
Bütün bu süreçte Hilmi Bey'in bir gün olsun mertçe ve yüreklice konuşması mümkün olmadı.
Yargılanan silah arkadaşları onun mahkemeye çağrılıp tanıklık yapmasını istediler. Mahkeme nedense Hilmi Bey'in taaa İzmir'den İstanbul'a davet edilip rahatsız edilmiş olmasını istemiyordu.
Aslında istemeyen kendisiydi çünkü mahkemede çok zor durumlara düşecekti.
Tanıklık yapması kabul edilmedi.
Kendisi hep suskundu.
Hep çağrılar yapıldı:
“Paşa hazretleri, biraz olsun konuş. Bildiklerini anlat!”
Asla konuşmadı.

* * *

Türk ordusunun en üst makamına yükselmişti, ürkek ve çekingendi. Neyi bilip bilmediği, konulara hakim olup olmadığı meçhuldü.
Tayyip'in has adamıydı.
Tayyip kendisine “Hocam” diye hitap ederdi.
Çanakkale törenlerinde ona bu şekilde hitap etmesini kulaklarımla duymasam vallahi de billahi de inanmazdım!

* * *

Özel yetkili mahkemelerde adaletin nasıl çiğnendiğini, hak ve hukukun nasıl ayaklar altına alındığını ve Türk ordusunun ne duruma düşürüldüğünü birkaç gün önce Tayyip bile itiraf etmek zorunda kaldı.
Yakınıyor ama, işine gelmediği için çözüm bulmuyor.
O sözleriyle sadece toplumun gazını biraz olsun almayı amaçlıyor.
İstediği her konuda çözüm bulan, beş dakkada Beşiktaş yöntemiyle yasalar çıkarıp işine geleni kurtaran Tayyip, bu konuda hiçbir şey yapmıyor ve yaptırmıyor…
Çünkü iktidarı komutanlarla, ama esas olarak Türk ordusuyla rövanş maçını oynuyor.
O maçı kazanmaya ve bu yolda yargıyı kullanmaya kararlı.
İşte o yüzden ne adalet kaldı, ne hak ve ne de hukuk!

* * *

Suskunluğunu ısrarla sürdüren bizim Hilmi Bey dün piyasaya çıktı ve konuştu:
“Sayın Başbakan'ı yürekten destekliyorum. Esasen tüm TSK değil, tüm ulus bu sıkıntıları seslendirme arzusuyla doludur.
(Tayyip'in sözleri) Tüm Türk ulusunun isteklerini ifade eden bir anlatım tarzıdır… TSK'yı terörizmle ilişkilendirmek çok yakıcı olmuştur. Bu hepimizi çok üzmüştür. Hele Genelkurmay Başkanımıza (İlker Başbuğ'a) bu gibi bir suçlamada bulunurken çok düşünmek gerekirdi.”
Bunları söyleyen şahıs daha sonra sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu durum en kısa zamanda düzeltilmelidir. Yasama, yürütme ve yargı bir araya gelip koordineli bir çalışma yapmalıdır. Bu büyük üzüntü ancak bu yolla ortadan kalkabilir.
Özellikle genç subay ve astsubaylardan bu işe hiç karışmamış olanların bile uzun süre tutuklu kalması, onlara birçok haklarını kaybettirmiştir. Aileleri ve bütün ulus bundan üzüntü duymaktadır.
Bir çoğunun hiçbir günahı ve suçu yoktur…”

* * *

Dün bu sözlerini okuyunca vatandaş olarak tepem attı ve kendisine buradan kısa bir açık mektup yazmaya karar verdim:
“Hilmi Bey, dünkü sözlerini okumak zorunda kaldım. Adeta sanıklardan, ya da onların avukatlarından biri gibi konuşmak lütfunda bulunmuşsun!
Hilmi Bey, bunları söylemek için ille de Tayyip'in konuşmasını beklemen mi gerekirdi?
Aylardır ve yıllardır Türkiye'de nice olaylar yaşandı.
Silah arkadaşlarına düzmece ve sahte belgelerle ağır hapis cezaları verildi. Yüzlercesi ayrıca tutuklu.
Bir zamanlar başında olduğun koskoca ordu siyasetin oyuncağı yapıldı, asılsız suçlamalarla hadım edildi.
Darbecilik, teröristlik, casusluk, fuhuş, şantaj, aklına ne gelirse Hilmi Bey'ciğim!..
Bütün bunlar olurken sen neredeydin beyefendi? Hiç sesin çıkmıyordu. Ağzını açıp bu
haksızlıklara, adaletsizliğe, hukukun ayaklar altına alınmasına bir kez olsun karşı çıkmadın.
Silah arkadaşlarına yapılan haksızlıklar, hukukun siyasete alet edilmesi şimdi mi geldi aklına?
Bunların tamamı birer birer hepimizin, herhalde senin de gözlerinin önünde gerçekleşmedi mi?
Yoksa ayakta mı uyuyordun Hilmi Bey!
Ya da uzayda mı yaşıyordun!”
Mektubum bu kadar.
Fırsat bulursa cevabını beklerim, saygılarımı sunarım!

* * *

Sevgili okuyucularım, ben bunları yazarken inanın utanıyorum.
Koskoca bir adam düşünün, hacıdır, hocadır, molladır, iyi subaydır vesairedir ama kendi fikrini olaylar olurken, ülkede cadı kazanları kaynatılırken açıklamaktan korkar…
Ne zaman ki onun sayın başbakanı konuşur, işte o zaman yüreklenir, çıkar ortaya ve yeni inciler saçar:
“Başbakanımızın söylediklerini bütün kalbimle destekliyorum!..”
Başbakanı söylemeseydi acaba ne yapacaktı?
Köşesinde suskun oturmayı sürdürecekti!
Sayın başbakanı ona moral verdi, önünü açtı, jetonunun düşmesini sağladı ve bizim Hilmi Bey konuştu.
Valla ne diyeyim ben ona!..
Mektubuma son bir not ekleyeyim, bari şöyle bitireyim:
“Günaydın beyefendi, günaydın!.. İyi ki konuştun!
Ama senden hiç kimse bir şey beklemiyor. Konuşmasan da olur.
Kasaptaki ete soğan doğrama.
Otur köşende, dizileri seyret.”

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp