Reklamsız Sözcü
UĞUR DÜNDAR

Türkiye’de yaşananlar gizli kamera şakası gibi!..

5 Ocak 2013

Gözünüzün önüne şöyle bir görüntü getirin:
Adamın biri, İstanbul Haliç'teki Silahtarağa Köprüsü'nde durmuş, gelip geçenleri çeviriyor ve “AB uyum yasalarına göre artık buradan geçerken para ödeyeceksiniz!” diyor.
Durdurduğu kişilerden üçü “Hay, hay!” deyip, parasını ödüyor ve geçiş izni alarak yoluna devam ediyor!
Yayaların bir bölümü, paralarının olmadığını söyleyerek geri dönüyor!
Kimi uyanıklar (!) ise “Olur mu yahu? Köprüden geçerken para mı ödenir?” diyerek itiraz ediyor.
Adam itirazcılara hiç sinirlenmiyor. Tam tersine nazik bir ifadeyle “İtiraz hakkınız var efendim. Lütfen mahkemeye başvurun!” diyerek, köprünün başındaki açık hava mahkemesini gösteriyor.
Oysa mahkeme heyetini kuran da kendisi!
İster inanın ister inanmayın, içlerinde yüksek lisans öğrenimi yapan bir gencin de bulunduğu itirazcılar, hiç tereddüt etmeden mahkemeye başvuruyorlar.

* * *

“Yok canım, bu kadarı da olmaz!” dediğinizi duyar gibiyim.
Oldu, hem de daha fazlası oldu!
Çünkü köprü başında durarak gelip geçenleri çeviren adam, televizyonlarda gizli kamera şakaları yapan “Şakacı Çetin Çiftçioğlu”ydu!
Şakalarıyla seyircileri kırıp geçiren Çetin Çiftçioğlu, yaklaşık 6 yıldır ekranlarda yok.
Çünkü televizyonlar artık ona iş vermiyor!
Bana göre bunun bazı haklı nedenleri var.
Bunlardan biri, Türkiye'de yaşanan her şeyin, artık kara mizaha dönüşmüş olması!
Baksanıza, köprülerle otoyollar, aralarında Malezyalıların da bulunduğu bir ortaklık grubuna satılmadı mı?
Böylece Çetin Çiftçioğlu'nun yıllar önceki gizli kamera şakası gerçek olmadı mı?
Hatta devlet, satışla tekel hakkını özel ortaklığa devrederek, yani altın yumurtlayan tavuğu kendi elleriyle keserek “şakacının” hayallerinin bile ötesine geçmedi mi?

* * *

Geçenlerde bir haber kanalını seyrediyorum.
Konusunu unuttuğum programın sunucusu konuğunu tanıttıktan sonra ilk sorusunu yöneltti.
Uzman cevap verebilmek için ağzını açmıştı ki, sunucu atıldı:
“Sözünüzü balla kesiyorum ama Sayın Başbakan bir açıklama yapıyor, ona bağlanıyoruz! Lütfen cevabınızı unutmayın!”
Konuk derin bir nefes alıp “Hay, hay bağlanalım!” dedi.
Sık sık bağlanılan Başbakan'a bir kez daha bağlanıldı!
Başbakan yaklaşık 15 dakika süreyle konuştu. Muhalefete çattı, medyaya fırça attı, ama kayda değer bir şey söylemeden, her zamanki gibi bağırdı, çağırdı.
Tekrar stüdyoya geçildiğinde sunucu konuğuna dönerek “Sayın Başbakan'ın bu çok önemli açıklamaları nedeniyle sözünüzü balla kesmiştim. Kaldığımız yerden devam edebiliriz. Buyurun sizi dinliyoruz!” dedi.
Konuk teşekkür edip, ağzını açtığında sunucu tekrar atıldı.
“Çok özür dilerim. Sözünüzü yine kesmek zorundayım. Çünkü yönetmenim kulaklığımdan falanca bakanın çok önemli bir açıklama yaptığını bildiriyor. Bu nedenle Ankara'ya bağlanıyoruz!”
Konuk, konuşmak için açtığı ağzını derin bir nefes alarak kapattı.
Ancak bu kez “Hay, hay bağlanalım!” demek yerine, önündeki bardaktan bir yudum su almakla yetindi.
Canlı bağlantıda konuşan falanca bakan da dakikalar boyunca tıpkı Başbakan gibi çok önemli (!) açıklamalar yaptı.
Stüdyoya dönüldüğünde sunucu mahcup bir ifadeyle konuğundan özür dileyerek “Buyurun sizi dinliyoruz! Umarım cevabınızı unutmamışsınızdır!” dedi.
Ama kendisi programın başında yönelttiği soruyu unutmuş olmalı ki, hatırlatmaya bile gerek görmedi.
Konuk birkaç cümle etmişti ki sunucu yine atıldı.
“Yönetmenim kulaklığımdan süremizin dolduğunu söylüyor. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz! Sevgili seyirciler şimdi reklamlar…”
Konuğun tepkisini ve yüz ifadesini göremedik. Çünkü ekran karardı.
Sanki o ana kadar yapılanlar reklam değilmiş gibi, reklamlara bağlanıldı!

* * *

Önceki gün yaşadıklarımıza bir bakın.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, edebiyat abidesi John Steinbeck'i sansür etmeye niyetlenen İzmir Milli Eğitim yetkilileri için “Steinbeck'i hizaya getirmeye çalışan insan olamaz!” dedi.
Ayrıca Başbakan'ın televizyon patronunu azarlamasına neden olan “Muhteşem Yüzyıl” dizisini değerlendirirken Erdoğan'ı çok sert bir dille eleştirdi.
“Kanuni cihan imparatorudur. Cihan imparatoru aynı zamanda bir aşkın kölesidir. Çocukluk arkadaşını, 28 yaşında sadrazam olan İbrahim Paşa'yı katletmiştir. Daha vahimi, yetişkin oğlunu, kendisinden sonra Osmanlı tahtına geçmesi beklenen şehzade Mustafa'yı yandaki çadırda boğdurmuştur. Yürek taşıyan bir insanın o gün ölmesi lazım.”

* * *

Bunlar sizde kara mizah etkisi yaratmıyor mu?
Ülkede yaşananlar böylesine kara mizaha dönüşmüşken, “Şakacı Çetin” gibilere hangi televizyon iş verir Allah aşkına?..
Televizyonların en ciddi programları bile “şakacı” olmuş durumda!

Uğur Dündar
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp