Reklamsız Sözcü
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Pişkinlik

21 Ocak 2013

Toplumsal yaşam, değişik görüntüler ve oluşanlarla akıp gitmekte, kişisel durumlar insanlık anlayışından değerlere ve ilkelere uzanan bir çizgide, kimi gün sarsıcı, kimi gün umut verici belirtilerle etkisini sürdürmektedir. Siyasal kesimdeki olumsuzluklar ve düşkırıcı durumlar çoğu kez düşündürücü olmaktan öte üzücü olmaktadır. “Bu ne biçim tutum? Nasıl oluyor? Nasıl bu kadar döner? Nasıl bunu yapar? Nasıl bunları söyler-Nasıl böyle olur?” sorularına neden olan değişiklikler, yanlışlar, yanılgılar her gün ayrı biçim ve renkte birbirine eklenmektedir.

Terör örgütü militanlarıyla Türklük ve Türkiye düşmanlığını aşan insanlık düşmanları için övgüler dizilmekte, milletvekili olarak anayasal and içenler tersine tutumlarla sapkınlarla birlikte olmakta, suçları unutup geçiştirilmekte, geçici ve sözde siyasal çıkarlar için nutuklar atılmakta, karmaşa ülke dışına taştığı gibi ülke dışından içeriye de aktarılmaktadır.

Kimileri geçmişlerini, önceki söylemlerini yadsırcasına, yaşanması güç bir rahatlıkla, eleştirdiklerini övmekte sınır tanımamaktadır. Bir yere getirilen, kimi olanaklar verilen, kimi unvanlar ve konumlar tanınan kişi, yeni durumunu sağlayanların kulu-kölesi gibi konuşmaktadır. Kurduğu örgütle bir şey yapamayacağını, hakkı olduğunu sandığı yerlere gelemeyeceğini anlayıp tam bir dönüş yaparak önceden karşı çıktığı yapıya ve liderine bağlılık andı içercesine yanaşanlar türedi. Sert eleştiriler yönelttiği kişi ve kuruluşların kollarına atılarak bir tür “günah çıkarırcasına” konuşmalar yapanlar toplumun tepkisizliğinden yararlanmaktadır. Başkalarının yüzüne bakamayacak bir utangaçlık yerine yüzsüzlük ve arsızlıkla (pişkinlik) sırıtmaktadırlar.

BDP'lilerin andlarına aykırı davranışlar, kışkırtmaları, taşkınlıkları, tehdit ve saldırıları siyasetin kara yüzüdür.

Kimileri de bir şeyler söylediğini sanarak uluorta konuşmakta sakınca görmemekte, özellikle cumhuriyetin kurucularını ve altın yıllarını karalayarak liderine yaranma yarışına girmektedir. Yeni koltuğunun sıcaklığıyla “..eski sistemin civataları söküldü, gevşedi. Milletin istediği yeni bir sistemin kurulması lazım. -Türkiye'de çok şükür büyük mesafeler alındı. -Siyasal sistem uzun yıllar boyunca tepeden yürüdü. Bu nedenle millet-devlet anlaşmazlığı ortaya çıktı” diyen yeni AKP'li anlaşılıyor ki kendilerini milletin yerine koyuyorlar, AKP karşıtlarını ya da AKP'li olmayanları hiçe sayıyorlar. Kendilerinden başkasının geçmişi böyle gelişigüzel suçladığı, laik cumhuriyet yerine başka bir sistem istediği yok (kürtçüler dışında). “Eski sistem, tepeden inme” diye suçlandığı, kendilerini iktidar yapan sistem. Demek ki cumhuriyetin büyük suçu bu.

Son on yılda neler oldu, neler satıldı, neler yıkıldı, neler yitirildi, ne kadar şehit verildi, hangi organlar ele geçirildi, hukukta, sağlıkta, güvenlikte, geçim ve yaşam koşullarında neler oldu, zamlar, gamlar, yamyamlar nedir? Düşünmek, elini vicdanına koymak, başını serin tutarak yargıya varmak gerekir. Günümüzün olumsuz tabloları büyüyen yakınmalarla ortada iken “mesafe” alınma sözü herhalde geriye dönüşün anlatımıdır.

Hakkari'de Kurdi-Der Şubesi, Çukurca İlçesi ve köylerinin adının, Anayasa değişikliğini beklemeden, kürtçe yazılı olduğu harita bastırıp dağıtıyor. Başbakan Yardımcılarından hacı B. Arınç genel bir giyim yasağı varmış gibi gerçekdışı konuşuyor. Kimsenin özel yaşamına karışan yok. Anayasa Mahkemesi'nin yükseköğretim kurumları için sıkmabaş yasağı ile kimi kamu kurumlarının doğal giyim koşulları var. Anayasa Mahkemesi kararı da iktidarın tutumu ve yetkili-sorumlu görevlilerin savsaklamaları nedeniyle uygulanmıyor. Tersine, karara uygun davranan öğretim üyesi cezalandırılıyor. Evler, sokaklar yasak değil.

Emekli bir orgenerale “Mahkemeden adalet beklemiyorum” dedirtmek ne kadar acı. İşte AKP'nin Türkiye'si!

Yekta Güngör Özden
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp