Reklamsız Sözcü
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Hukukta fırtına

17 Ocak 2013

1980 sonrası olağan çizgisinden saptırılmaya çalışılan, özellikle son on yılda giderek ağırlaşan çelişkiler ve aykırılıklarla gündeme gelen, özellikle 12 Eylül 2010 halkoylamasıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinden sonra yüksek yargı öncelikli yapılanma ve özel yetkili mahkemeler uygulamasının neden olduğu yakınmalar, yurtdışından gelen eleştirilerle dayanılması güç boyutlara ulaşmıştır.
Üçüncü Yargı Paketi'ne karşın cezaya dönüşen uzun ve gereksiz tutuklamaları izleyen “Balyoz” kararının ortaya koyduğu olumsuzluklar, hukuk devleti niteliğini gölge altında bıraktığı gibi adalete ve yargıya güveni sarsan durumlar olarak nitelenmektedir.
Görevini bırakıp gelerek yargıya teslim olanlar, tutuklanıp salıverildikten aylar sonra yeniden tutuklananlar, tutuksuz yargılanması tartışılmaz konumda olanlar (milletvekili seçilenlerle, terörle savaşmış yüksek rütbeli subaylar, komutanlar, üniversite rektörleri, namuslu ve onurlu aydınlar) ağır hastalıklarına, ileri yaşlarına, dışarıda yararlı olacak çalışma olasılıklarına karşın içeride tutulmakta, üstelik düzmece (yapay) olduğu ileri sürülen kanıtlar ve sınırlanan savunma hakkı tartışmaları sonucun geçerliliğini kuşkuyla karşılamaktadır.
Günümüz Başbakanı'nın savcılığıyla başlayıp neredeyse yargıçlığıyla birleşen hukuksuzluklar (iktidar-anamuhalefet partilerinin tutuklu milletvekilleri için anlaşmalarına, önlemleri yeniden düzenleyen kurallara karşın) uygulama katılığı ve sertliğiyle, iktidar hoşgörüsü, hatta güvencesiyle sürmektedir. Yargıç değişiklikleri, savcıların yargılanması, düğümü büsbütün yoğunlaştıran siyasal kaynaklı sayılacak, yargısal zayıflıkla nitelenecek, hukuksuzlukla değerlendirilecek yanlışlıklardır.
Savcılığın iddianamesindeki savların gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak yerine onu esas alan kararlar, önceden amaçlanan (planlanan) bir sonucun açıklanması görünümündedir. Amaca uygun oluşturulduğu saptanan belgeler, yerleştirmeler, gizli tanıklar, adaletli yargılama ilkesine aykırı duruşmalar, savunma hakkına getirilen gereksiz ve anlamsız kısıtlamalar, avukatlar ve sanıklarla kurul başkan ve üyelerinin tartışmaları, sertlik ve kabalıklar, yansızlığı kuşkuya düşüren tutumlar, güvensizlik yaratmakta böylece hukuk devleti, adalet ve yargı yara almaktadır.Türk yargısının, yargıç ve savcılarının saygınlığına gölge düşürmeye kimsenin hakkı yoktur.
Yargıya güven yiterse, yargı da adına ve onuruna yaraşır tutum ve davranışlardan uzaklaşırsa, adalete inan kalmazsa hiçbir değer ve yapı ayakta kalamaz, hiçbir şey sağlıklı olamaz. Son yıllarda özellikle siyasal nitelikli davalar, blok oylar, kurul değişiklikleriyle çelişkili ve yanlı kararlar, eleştiriyle hakareti birbirinden ayıramama ya da yandaşlık sayılacak yanılgılar belli bir önyargıyı ya da bağımlılığı düşündürmektedir.
İmralı konusunun Başbakan'ın büyük dönüşleriyle, “şeref” tartışmalarıyla, iktidarın inandırma çabaları, muhalefetin eleştirileriyle gündeme geldiği, İmralı konuğunun vitrine çıkarıldığı ortamda hukuka ve yargıya umut her zamankinden daha önem taşımaktadır. Şehitlerimize gösterilmeyen ilginin terör örgütünün infaz edilen üyelerine gösterilmesi, “insanlık ve inanç gereği” sözlerinin iktidar sözcülerince onlar için kullanılması, Diyarbakır'ın başka yer ve başkalarının bir kentiymiş gibi olaylara sahne olması herkesi düşündürmeli, özellikle İmralı konuğuyla nelerin konuşulup bedelin ne olacağı gözetilmelidir. Meclis'te grubu olan bir partinin terör örgütüne ve teröristlere kol-kanat germesi, koruyucu melekleri durumuna girmesi iyi değerlendirilmelidir. Paris'te infaz edilenlere “Arkadaşlarımız” diyorlar.
Hacı B.Arınç'ın 14 Ocak'taki açıklamasıyla yargıda kürtçe hazırlığının başladığını öğreniyoruz. Bu görüşmeler sırasındaki ilk ödündür. Zaten, İmralı konumu da bir ödün idi. Arkadan neler geleceğini göreceğiz. Cenazeler için ülkeyi karıştırıyorlar.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 14-15 Ocak günlü SÖZCÜ gazetesinde yayımlanan röportajı bu konuda özenle karşılanması gereken bir içerik taşımaktadır. Ayrıca CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal ile İzmir Milletvekili gazeteci Mustafa Balbay'ın 14 Ocak'taki ortak açıklamaları hukuk ve yargı konusunda gözetilmesi gereken hususları içermektedir.
Yapılması gereken çok şey olduğunu ilgililer ne zaman anlayıp uygulayacaklardır? Terörist ağası üç kadının tabutlarına konulan örtü, abartılı gösteriler, ulusal kahramanmış gibi medyanın ilgisi ve sakıncalı öneriler dikkat çekmiyor mu? Tutumlar teröre özendirici olmuyor mu? Kendinizi değil, ülkeyi, ulusu düşünün beyler… Anayasa kuralı sayılacak Anayasa Mahkemesi kararına karşın Yüksek Öğretim'de ayrımcılık yaratacak sıkmabaşı geçerli kılma haksızlıları olumlu bir belirti midir?

Yekta Güngör Özden
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp