Reklamsız Sözcü

Ekmekteki tuz oranı düşüyor

Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Erol:"Ekmekteki tuz oranını yüzde 2'den yüzde 1,5'e düşürdük. Hedefimiz oranı yüzde 1'e indirmek"

android-time 15:08 11 Kasım 2014
Ekmekteki tuz oranı düşüyor
Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Erol:"Ekmekteki tuz oranını yüzde 2'den yüzde 1,5'e düşürdük. Hedefimiz oranı yüzde 1'e indirmek"

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanılığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Erol, ekmekteki tuz oranını yüzde 2’den yüzde 1,5’e düşürdüklerini, hedeflerinin oranı yüzde 1’e indirmek olduğunu bildirdi.

Erol, düzenlediği basın toplantısında, 2014 yılı başından beri kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirdiklerini , güvenilir gıda arzını her şeyin üstünde tuttuklarını, bugüne kadar 233 firmaya ait 445 ürünü taklit veya tağşiş yaptığı gerekçesiyle kamuoyu ile paylaştıklarını ifade etti.

Piyasaya arz edilmiş ürünlerin denetimini yapmadıklarının, çiftlikten tarlaya kadar gelen süreci denetlediklerini belirten Erol, bu yılın ilk 10 ayında 480 bin denetim faaliyeti gerçekleştirdiklerini, uluslararası kriterlere göre analiz yapılan laboratuvarlarının olduğunu vurguladı.

Türk halkının genel olarak tuz ve şekeri yüksek oranda tüketen bir toplum olduğunu dile getiren Erol, 40 yaş üstündeki insanların çoğunda yüksek tansiyon yada obezite sorunu olduğunu kaydetti.

Erol, bunun için çeşitli düzenlemeler yaptıklarını dile getirerek, “Ekmekteki tuz oranını yüzde 2’den yüzde 1,5’e çektik. Birden bire çok yüksek oranlarda tuzu indirdiğimizde insanlar bunu ikame etmek için daha çok tuz ekiyorlar. O yüzden bu düzenlemeleri kademeli şekilde yapıyoruz. Hedefimiz ekmekteki tuz oranını yüzde 1’e indirmek. Peynirle ilgili bir çalışma yapıyoruz. Farklı peynir tiplerine göre tuz oranını yüzde 12 ile yüzde 40 arasında azaltacağız” diye konuştu.

-Kanatlı sektöründe doğru bilinen yanlışlar

Kamuoyunda kanatlı eti ile ilgili çok fazla yanlış bilginin yayıldığına dikkati çeken Erol, kanatlı sektöründe tavuk üretilmesinde ve yetiştirilmesinde hiçbir şekilde hormon kullanılmadığını ifade etti.

Erol, hormonların çok pahalı preparatlar olduğunu, bunların belli hastalıkların tedavisinde kullanıldığını söyledi.

Vatandaşların piliç eti tüketiminden hormon kullanıldığı gerekçesiyle uzaklaştığını ifade eden Erol, böyle bir durumun sözkonusu olmadığını, Türkiye’de çok yüksek teknoloji ile üretim yapıldığını bildirdi.

Erol, tavuk etinde herhangi bir genetik değişimin de söz konusu olmadığının altını çizerek, “Bu üretim gelişmiş ülkelerde nasıl uygulanıyorsa Türkiye’de de çok yüksek teknoloji ile uygulanıyor” dedi.

Hayvanlarda antibiyotik kullanımında da çok hassas olduklarını bildiren Erol, antibiyotiklerin gelişmeyi artırıcı olarak kullanılmasına izin verilmediğini, sektörde tedavi edici amaçla kullanıldığını, içinde antibiyotik bulunan bir yumurta veya etin piyasaya arzının yasak olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin bu konu ile ilgili ciddi ihracatı olduğunun altını çizen Erol, bu şartları sağlamadan ihracatın mümkün olamayacağını ifade etti.

-“Katkı maddelerinin tamamen zararlı gibi algılanması çok yanlış”

Katkı maddelerinin tamamen zararlı gibi algılanmasının çok yanlış olduğunu, zararlı katkı maddelerinin kullanımında da çeşitli düzenlemeler yaptıklarını dile getiren Erol, örneğin, standart ekmekte 17 katkı maddesinin kullanımını kaldırdıklarını hatırlattı.

Çiğköfte gibi bazı gıdalarda da sitrik asit gibi organik asitler kullanıldığını hatırlatan Erol, dönerde çin tuzu, nitrit tuzu gibi bir madde kullanılmasına da ihtiyaç olmadığını bu sebeple bu ürünlerde söz konusu katkı maddelerinin kullanımına son verdiklerini anlattı.

-“Amacımız Rusya’da uzun vadeli kalıcı olmak”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erol, köy tavuğu ile entegre tesislerde üretilen tavukların pişme sürelerinin ve tatlarının farklı olmasına ilişkin bir soruya “Entegre tesislerde üretilen hayvanlar yaklaşık 6 hafta içerisinde kesim ağırlığı olan 2-2,5 kilograma gelir. Günlük ihtiyaç duyduğu bütün vitamin, mineral ve yemler hesap edilerek beslenme optimize edilmiştir, Hareket ise minimalize edilir. Et tazedir. Bir kuzu eti ile yaşlı bir koç eti yumuşaklık açısından bir mi olur? Olmaz. Kanatlı etini de öyle düşünebiliriz. Hayvanlar yaşlandıkça kaslar daha sertleşir. Sertleşme yaş ile ve hareket yoğunluğu ile ilgili. Doğal ortamda yetişen bir hayvanla kültürel olarak yetiştirilen hayvanın etinin aynı yumuşaklıkta olması beklenemez” yanıtını verdi.

Erol, Rusya’ya kanatlı eti ile süt ve süt ürünleri ihracatına ilişkin bir soruyu da yanıtlayarak, Rusya’ya 1 milyon tonun üzerinde bitkisel ürün ve önemli miktarda su ürünleri ihraç ettiklerinin altını çizdi.

“İlk kez süt ve süt ürünleri, yumurta, yumurta ürünleri ve kanatlı ürünleri, kırmızı et ürünleri dahil olmak üzere birçok alanda karşılıklı sertifikalarımızı onayladık” diyen Erol, şunları kaydetti:

“Onaylama ile kalmadık. Bu ihracatı yapma potansiyeline sahip işletmeleri yerinde denetimlerini gerçekleştirdik. Rusya tarafı bunları web sayfasında ilan etmeye başladı. Bu ticaret başladı. Buradaki temel yaklaşımımız şu: Rusya’da hayvansal ürünlerin kalıcı olarak o pazarlarda yer etmesini istiyoruz. Amacımız uzun vadede o pazarda kalıcı olmak. Çalışmalarımızı Belarus ve Kazakistan pazarlarını da içerecek şekilde realize ediyoruz.”

Erol, Rusya’ya sebze ve meyve, su ürünleri ihracatında bu sene ilave artış beklediklerini dile getirerek, ”Karşılıklı sağlık sertifikalarımız onaylandı. Kanatlı etle ilgili bir kaç pürüz vardı, onları aştık. Oradan gelen ekipler işletmelerimizi gezdiler. Önümüzdeki 2 ay içerisinde o kalemlerde belli bir miktar ihracatımız olacak” diye konuştu.

-GDO analizleri

Bir soru üzerine Türkiye’de GDO’lu gıda üretimi ve ithalatının yasak olduğuna dikkati çeken Erol, yurda giren ürünlerde belli oranda GDO yönünden ürünlerin analizini yaptıklarını, pozitif çıkmışsa yurda girişine hiçbir şekilde izin vermediklerini söyledi.

GDO analizlerinin daha çok kamu laboratuvarlarında yapılmasının “Acaba gizlemek için mi buralarda analiz ediliyor” sorusunu akla getirdiği yönündeki yorumları da değerlendiren Erol şöyle konuştu:

“Türkiye’ye GDO’suz diye giriyor. Kim yapıyor, bir özel laboratuvar. Biz onu iç piyasadaki denetimlerimiz sonucunda kamunun laboratuvarı ortaya çıkarıyor. Yani algı çok farklı. Biz de istiyoruz ki, bu olayı en yetkin laboratuvar analiz etsin. Burada hiçbir şekilde bir şeyi saklamak gibi bir derdimiz yok. O ürün özel bir laboratuvarın analizinde temiz bulunmuş. Onunla yetinmiyoruz. Kamu olarak iç piyasada takip ediyoruz. Biz orada kamuoyunun kafasında en ufak bir şüpheye yer vermeyecek şekilde hareket ediyoruz. Bu analizin öncelikle kamu laboratuvarında yapılması talimatını verdik. Bütün laboratuvarların yaptıkları çalışmaları analizleri belirli aralıklarla kontrol ediyoruz.”

İrfan Erol, bir soru üzerine Türkiye’nin Çin’den sonra dünyada en çok bal üreten ülke olduğunu, bu yılın toplamında yaklaşık 95 bin ton bal üretimi beklediklerini, bal içerisinde yapılan hilelere karşı, karbon analizlerini esas alarak önemli sayıda ifşalar yaptıklarını, yapmaya da devam edeceklerini söyledi.

Son güncelleme: android-time 15:0911.11.2014
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more