Reklamsız Sözcü

TÜSİAD Başkanı: Maalesef geriye gidiyoruz

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer önemli açıklamalar yaptı

android-time 16:42 20 Kasım 2014
TÜSİAD Başkanı: Maalesef geriye gidiyoruz
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer önemli açıklamalar yaptı

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, “Son yıllarda reformlar yavaşlamış, hatta siyasal kriterlerde maalesef geriye gidişler olmuştur. Avrupa Birliği’nin yaşadığı mali kriz, genişleme yorgunluğu, Kıbrıs sorunu ve Türkiye’deki iç kutuplaşma ortamıyla oluşan siyasi gerilimler müzakerelerdeki duraklama ve reform sürecindeki gerilemenin temel nedenleridir” dedi.

TÜSİAD ile Brookings Enstitüsü ortaklığında yürütülen “Türkiye Programı” çerçevesinde, “Türkiye-AB İlişkileri: Gelecek Senaryoları” konulu bir konferans düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer yaptı.

Dinçer konuşmasında, Türkiye’nin AB üyeliğinin Türk iş dünyası için temel öncelik olduğunu vurgulayarak, 1996’dan bu yana süren Gümrük Birliği ve yasal uyum süreci temelinde Türkiye’nin bugün esas itibarıyla Avrupa tek pazarının bir parçası haline geldiğini ifade ederek, “Türkiye’nin, Avrupa Birliği dışında kalmasının ekonomik ve siyasi mantığı bulunmuyor” dedi.

Dinçer, AB üyelik sürecinin Türkiye’nin siyasal reform süreci için de önemli bir çıpa olduğunu, Türkiye’nin bugün resmi tarihin tabu saydığı birçok konuda açıklıkla tartışılabilir bir noktaya geldiği belirterek, “Ancak son yıllarda reformlar yavaşlamış, hatta siyasal kriterlerde maalesef geriye gidişler olmuştur. Avrupa Birliği’nin yaşadığı mali kriz, genişleme yorgunluğu, Kıbrıs sorunu ve Türkiye’deki iç kutuplaşma ortamıyla oluşan siyasi gerilimler müzakerelerdeki duraklama ve reform sürecindeki gerilemenin temel nedenleridir” dedi.

“TÜRKİYE DEMOKRASİSİ AÇISINDAN HÂLÂ ÖNEMLİ BİR ÇIPA”

Dinçer, Türkiye’nin müzakere başlıklarının yaklaşık yarısının Avrupa Birliği Konseyi ya da tek taraflı olarak bazı üye ülkeler tarafından blokajının işi daha da zora soktuğunu ifade ederek, bunun ayrıca reform motivasyonunu kırdığını ve olumlu hiçbir sonuç vermediği belirtti. Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün temel hak ve özgürlükler, basın, internet, ifade özgürlüğü, hukuk devleti, denge ve kontrol mekanizmaları gibi alanlarda mesafe kaydetmek ihtiyacındayız ve Avrupa Birliği uyum süreci bu alanlardaki reform motivasyonunu artırıcı bir rol oynayacaktır. Kopenhag siyasi kriterleri Türkiye demokrasisi açısından hala önemli bir çıpadır. Doğu Asya tipi kapitalizmin yükselişiyle gündeme gelen, demokrasi ile ekonomik büyüme ve refah arasında sıfır toplamlı bir oyun olduğu anlayışına katılmıyoruz. Demokrasi olmaksızın refah ve yüksek tüketimin uzun vadede sürdürülemez olduğu evrensel bir gerçektir. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, saydamlık gibi transatlantik dünyanın ürettiği değerler bugün evrensel meşruiyet kazanmış durumdadır. Transatlantik bloğun ve özellikle Avrupa Birliği’nin temel yumuşak gücü de bu meşruiyetten gelmektedir.”

“ÜYELİK PERSPEKTİFİNİN SOMUT VE CİDDİ BİR ALTERNATİFİ DE YOKTUR”

Haluk Dinçer, konuşmasında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında uzaklaşma görüntüsü veren algılardan kaygılı olduklarına dikkat çekerek, “2000’lerin başında bölgesinde ve komşularına karşı aktif dış politikası ve oluşan yumuşak gücü, Türkiye’nin laik demokratik sistemi ve AB üyelik perspektifinden ileri gelmekteydi. Türkiye’nin yüksek ekonomik büyüme sağlayan yükselen güç olma durumu yine AB değerleriyle uyumundan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla laik ve çoğulcu bir demokrasi yolunda üyelik perspektifinin somut ve ciddi bir alternatifi de yoktur” diye konuştu.

TÜSİAD Başkanı Dinçer, Avrupa’nın ekonomik, siyasi ve kurumsal krizi bir arada yaşadığını, ancak Avrupa Birliği’nin demografik dinamizmini koruyan ekonomik bir birlik, etkili bir küresel aktör, rekabetçiliği ve refah toplumu kazanımlarını bağdaştırabilen, çok kültürlü, barışçı ve demokratik bir model olarak kaldığı sürece yumuşak gücünü kaybetmeyeceği ifade etti. Dinçer, Avrupa Birliği’nin farklı çemberlerle de olsa bütünleşmesini ve genişlemesini bir arada sürdürmek zorunda olduğunu belirterek, “Aynı dengeyi ekonomik rekabetçilik ve sosyal uyum alanında da korumak zorundadır. Bugün Avrupa Birliği, küreselleşmenin yarattığı güçlüklere karşı ancak yapısal eksikliklerini düzelterek ve yeni mimarisinde eksik kalan yönleri tamamlayarak durabilir” dedi.

Dinçer, Ukrayna krizi, Irak ve Suriye sorunlarının Avrupa ve Transatlantik değerlerle uyumlu ve öngörülebilir politikalar uygulayan bir

Türkiye gerektirdiğini belirterek, “Hem iç savaşların hem de bölgesel ve küresel güç mücadelelerinin yol açtığı vekaleten savaşların iç içe geçtiği bu krizlerin aynı zamanda güçlü ve tutarlı bir Avrupa’yı da gerekli kılıyor. Türkiye’yi içeren bir Avrupa Birliği bu iki gerekliliğin de doğal çözümü olur” diye konuştu.

“MÜZAKERELERİN ÜYELİKLE SONUÇLANMASI UMUDU GİDEREK AZALMAKTADIR”

Haluk Dinçer, Avrupa Birliği tarihindeki daha önce tamamı başarıyla sonuçlanan genişleme süreçlerine rağmen Türkiye ile 2005’ten bu yana 35 başlığın sadece 14’ünün açılabildiğini hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“9 başlığın tarama sonuç raporları ve açılış kriterleri bile Türkiye tarafına iletilmedi. 17 başlık siyasal nedenlerle bloke durumda. Türkiye’nin açmak istediği başlıklar açılmıyor, AB’nin açabileceği çok az sayıda başlığı da Türkiye üyelik perspektifi somutlaşmadığı için rekabet gücü gerekçesiyle açmaya yanaşmıyor. Bu blokajların da hiçbir sonuç vermediği açıkça ortada. Bu durum AB’nin genişleme tarihinde eşi benzeri olmayan bir durumdur. Ankara Ortaklık Anlaşması’ndan bu yana 51 yıl, tam üyelik başvurumuzdan bu yana 27 yıl, Gümrük Birliği’nden bu yana 18 yıl, üye adaylığımızdan bu yana 15 yıl, müzakerelerin açılmasından bu yana ise tam 9 yıl geçti. Türkiye hakkında 18. İlerleme Raporu yayınlandı, 9 yılda 4 farklı Başmüzakereci görevlendirildi. Gitgide büyüyen bu sayılara karşın halen üyelik için somut bir takvim oluşmuş değil. Mevcut durum ilişkilerde yapısal bir soruna işaret etmektedir. Müzakereler açık uçlu olabilir, ancak hedefin üyelik olduğu ve başka bir seçeneğin gerçekçi olmadığı da yeterince açıktır. Şunu da üzülerek söylemek zorundayım ki, Türkiye ve AB’de karar vericiler nezdinde şu ana kadar hakim yaklaşımlar değişmediği sürece müzakerelerin üyelikle sonuçlanması umudu giderek azalmaktadır.”

“ÖNÜMÜZDE ÇOK ETKİN KULLANMAMIZ GEREKEN 3-4 YILLIK BİR SÜRE BULUNMAKTADIR”

Haluk Dinçer, Türkiye’nin 2023 yılında Avrupa Birliği üyelik hedefi bulunduğunu, yeni bir Avrupa Birliği stratejisi ve uyum takvimini belirleyen Ulusal Eylem Planı’nın açıklanması gibi bazı umut verici gelişmelere tanık olduklarını belirtti. Dinçer, AB Bakanlığı’nın uyum alanında bugüne kadar gerçekleştirdiği yetkin ve değerli çalışmalarını takdir ettiklerini ve bunlardan yararlandıklarını ifade ederek, “Bunlar önemli adımlar olsa da icraatın bu söylemi teyit ve takip etmesini bekliyoruz” dedi.

Haluk Dinçer, 62. Hükümet Programı’nda yer alan 2023 yılında Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşmesi hedefiyle ilgili, üyelik sürecinde hem Avrupa Birliği hem de Türkiye ayağında yapılması gereken çalışmaların geriye doğru bir takvimle belirlenerek kamuoyuyla paylaşılmasının önemli olduğunu aktardı. Dinçer Avrupa Birliği üyeliği alanında kısa sürede kayda değer gelişmelerin gerçekleşmesi ve üyeliğin gerektirdiği bütçe hükümlerinin, Avrupa Birliği’nin 2021-2027 bütçesinde yer bulmasının da önemli olduğuna dikkat çekerek, “AB Komisyonu’nun 1 Ocak 2018 tarihinden önce 2021-2027 bütçesine yönelik öneriler getireceği ve bütçe tartışmalarının bu çerçevede başlayacağı göz önüne alındığında, aslında önümüzde çok etkin kullanmamız gereken 3-4 yıllık bir süre bulunmaktadır. Bu çerçevede, AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı’nın etkin bir şekilde uygulanması, tüm kamuoyu tarafından izlenilebilir olması, Türkiye kamuoyunda gerekli iç iletişimin koordinasyonlu bir şekilde yapılması hususlarının hayati önemde olduğunu düşünüyoruz” dedi.

“BENZERLİK VE FARKLILIKLARI DA MÜZAKERELERİN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK”

TÜSİAD Başkanı Dinçer, euro krizi sonucunda oluşacak yeni Avrupa Birliği mimarisinin genişleme perspektifinin zayıflamasının, yeni komisyonun 5 yıl boyunca yeni üyelik öngörmemesinin her iki tarafın müzakere motivasyonuna olumsuz yansıyacağı kanaatinde olduklarını aktararak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kıbrıs’ta uluslararası aktörlerin de desteğiyle bu yıl başlayan ancak kesilen görüşmelerin geleceği de önemli bir faktör. Bu konuda Türkiye’nin daha yapıcı bir tutum izlemesi ve Gümrük Birliği’nin tüm Avrupa Birliği üyelerine ayrımsız uygulanmasının tanıma anlamına gelmeyeceğinin akılda tutması gerekir. Türkiye’de demokratik ortam, özellikle siyasal kriterler alanında, hukuk devleti, ifade özgürlüğü gibi konulardaki geriye gidişler bağlamında yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik konulu 23 ve 24 numaralı başlıkların acilen açılması gerektiğini vurguluyoruz. Geri kabul ve vize kolaylığı sürecinin kamuoyuna olumlu etkilerinin yanı sıra Türkiye’nin, açılmasının önünde siyasal engel bulunmayan müzakere başlıkları kamu alımları, rekabet politikası ve sosyal politika için ön koşulları yerine getirmesi de etkili olacak. Özellikle kamu ihaleleri mevzuatımızdaki geriye gidiş hepimizin malumudur. Bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerin siyasal nedenlerle koyduğu blokajların kaldırılmasına yönelik çabalar da önemli. Ayrıca Ukrayna, Suriye ve Irak krizleri, Rusya’ya yönelik ambargo ve IŞİD’e yönelik uluslararası mücadele ve Avrupa Birliği’nin enerji politikaları gibi konularda, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin dış politikasıyla benzerlik ve farklılıkları da müzakerelerin geleceğini belirleyecek.”

“İTALYA DÖNEM BAŞKANLIĞININ KOLAYLAŞTIRICI BİR ROL OYNAYABİLECEĞİ FİKRİNDEYİZ”

Haluk Dinçer, Avrupa Birliği’nin Türkiye’de demokratik ve sosyal ilerlemenin etkili bir itici gücü olmasının kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik genişleme politikasındaki başarısızlık ortadayken, beş yıl boyunca genişleme olmaması anlayışı bu başarısız modelde ısrar anlamına gelecektir” dedi.

Dinçer, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakerelerde demokrasi, insan hakları, yargı sistemi, enerji ve sosyal politikaları ilgilendiren başlıklar açması gerektiği ifade ederek, “Yakınsama ya da üyelik senaryosunun her iki taraf için de en olumlu seçenek olduğu unutulmalıdır. İtalya dönem başkanlığının da bu konuda kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceği fikrindeyiz” diye konuştu.

“BİR İKİ TANE BAŞLIĞIN AÇILMASINI BEKLİYORUZ YILBAŞINA KADAR”

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer toplantının ardından kısa bir açıklama yaparak, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği yolunda son 3-4 yıldır bir ilerleme kaydedilmediğini, bir tane başlık açıldığını belirterek, “Avrupa Birliği yapısal sorunlarıyla uğraşıyor. Kendi derdine düşmüş durumda, ekonomik krizi 2008’den bu yana bir türlü atlatamadı. Türkiye’de doğal olarak fazla bir şey yapamadı” dedi. Dinçer, hükümetin son attığı adımların, 2023 hedefinin, Volkan Bozkır’ın AB Bakalığı’na getirilmesinin o olumlu olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz gelecekten umutluyuz. İtalya’nın dönem başkanlığı da olumludur. Avrupa Komisyonu başkanının ‘5 yıl içinde genişleme planlamıyoruz’ sözleri olumsuzdur. Bunlar üzerinde çalışılacak. Zaten Türkiye’nin açıkladığı tarih 2023 senesidir. Ümit ediyoruz ki 2023’e kadar Türkiye Avrupa Birliği’nin tam üyesi olabilecek. Her yıl 2-3 tane başlık açılmalı ki 35 tane başlık bitirilsin. Açılmakla da bitmiyor, kapatılması lazım. Bugüne kadar 1 başlık kapatılabildi. Bunların hızlı bir şekilde açılması ve kapanması gerekiyor. İtalya dönem başkanlığında, bilhassa yargıyla ilgili, temel özgürlüklerle ilgili 23-24. başlıkların açılmasını bekliyorduk. Onlar olmasa da bir iki tane başlığın açılmasını bekliyoruz yılbaşına kadar. Bu Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerine bir momentum kazandırması açısında bir işarettir, sembolikte bir değeri vardır.”

“JEST OLARAK BU DA DÜŞÜNÜLEBİLİR”

Dinçer, Türkiye Avrupa Birliği ilişiklerinde Kıbrıs’ın önemli bir engel olduğunu belirterek, “Geçmişte bu limanların kapatılması meselesi var. Yine global güçlerinde devreye girmesiyle Kıbrıs Rum kesimiyle KKTC arasında ki görüşmelerin olumlu gideceği beklentisi içerisindeydik. Ama son dönemde bazı olumsuz sinyaller geldi. Bunların aşılması gerekiyor mutlaka. Türkiye burada jestlerde yapabilir bu limanların açılması hususunda diye düşünüyoruz. Tabi politik bir değerlendirmedir ama geçmişte de bu yöndeydi zaten. Bunun bize fazla kazandıracağı bir şey yoktur. Jest olarak bu da düşünülebilir diye düşünüyoruz” diye konuştu.

(DHA)

Son güncelleme: android-time 16:5020.11.2014
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more