Reklamsız Sözcü

Emin Çölaşan’a mektuplar

Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan'a gelen okur mektuplarını yayınlıyoruz

android-time 03:20 10 Kasım 2014
Emin Çölaşan’a mektuplar
Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan'a gelen okur mektuplarını yayınlıyoruz

Emin Çölaşan'ın notu:
Sevgili okuyucularım, sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum. Hepsine tek tek yanıt vermem ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunlardan bazılarını yazılarımda kullanıyorum, bazılarını ise pazartesi günleri burada yayınlıyorum.
Burada kullandığım mesajların bazılarında, gönderen okuyucularımın isimlerini ne olur ne olmaz diye vermiyorum. Başlarına iş açılmasın.
Ayrıca bu mesajları, harf ve cümle hataları dahil, üzerlerinde hiçbir oynama yapmadan sizlere iletiyorum.
Her pazartesi günü burada, gazetemizin internet sitesinde buluşmak umuduyla.

__________________________________________

Sayın Emin ÇÖLAŞAN ,

29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramı herhalde kolay kolay unutulamayacak.Biz bayram kutlaması yapalım,bayraklarımızla sokaklarda coşalım eğlenelim derken,bir anda kendimizi kahredici bir olayın tanığı olarak gördük.Ne idüğü belirsiz ,hangi ülkenin mensubu olduğu bilinmeyen “peşmerge”
isimli silahlı güruh sınırlarımızdan giriş yaptı.O yöre halkı da bayram havasında bunları karşıladı.Bu ne demek oluyor anlayamadım ben.Neymiş Kobani denilen,bizi hiç ilgilendirmeyen bir yere destek için gidiyorlarmış.Peki ama bizim ülkemizde işleri ne?Hele ellerindeki paçavraları sallamaları ve zafer işareti yapmaları ne demek?Şimdi kamuoyu araştırması yapsanız ve halka sorsanız “Bu geçenler kimlerdi,ve ne için ülkemiz topraklarından geçip Suriye’ye gittiler?” deseniz kimse size adam gibi cevap veremez.
Kaldı ki Suriye ‘ye açık açık yabancıları sokmak;uluslararası diplomaside “CASUS BELLI” yani savaş sebebi olarak belirtilmektedir.Bunu bilemeyecek kadar cahilmi bizim yöneticilerimiz.Nitekim Suriye devleti açıklamayı yaptı aynı gün.Mitinglerde “bu millet sizinle gurur duyuyor” diye bağıranlar acaba bunun farkındamı yoksa yine bağırılar mı ?Çok yazık,yakında herhalde yeni bir devletin kuruluşu ilan edilir.

En derin saygılarımla,

Ali

__________________________________________
Emin Bey merhaba,

Bu size ilk yazım.

CHP'nin halkın anlayacağı dilde kendini ifade edemediğini bir örnekle paylaşmak istedim.

Kaçak Saray'la ilgili Sn. Kılıçdaroğlu'nun söylemi: “Kaçak Saray'ı Türkiye'nin Silikon Vadisi yapacağım, orayı ODTÜ'ye vereceğim.”

Yahu sormazlar mı adama halkın yüzde kaçı biliyor Silikon Vadisini? Silikon denince Türkiye'deki çoğu insanın aklına gelen şey belli…

İkinci nokta da; son dönemde, medyanın da eliyle, kamu mallarına zarar veren isyankar öğrencilerin okuduğu bir Odtü imajı yaratıldı. CHP'ye oy vermeyen halkın bu fikri nasıl karşılayacağı malum..

Bu Kaçak Saray'ı halkın hizmetine sunacağım. Orası sizin paralarınızla yapıldı, orası sizindir. Herkes girip çıkabilecek, demek çok mu zor! De bunu! Ondan sonra kütüphane mi yapacaksın, Bilim merkezi mi yapacaksın, ne yapacaksan yap.

Saygılarımla.
Başar

__________________________________________

Başbakanın Afyon ziyaretine geldiği zaman 1 hafta boyunca belki daha fazla, Afyon’un çeşitli yerlerinde hemde başbakanın asla geçmeyeceği yerlerde süslü yalaka cümleler ile başbakanımız Afyon’a hoş geldiniz diye bilboardlara reklamlar asılmıştı. Yan yana 2-3 bilboarda da reklam koyan akp’li belediye başkanı yalakalığını bu şekilde dile getirdi. Ancak bu reklam ve yalakalık parasının yine belediyeden karşılandığı çok aşikar. Hangi akp li belediye yalakalık için kendi cebinden para harcar ki koskoca akp li belediye dururken. Bu afişlerin ve afişlerin asıldığı bilboardların reklam için kira parası yine bizim sırtımızdan belediye tarafından karşılandı. Belki, bu pisliği araştırıp başbakanın asla geçmeyeceği güzergahlara afişleri 2şer 3er tane koyup halka zorla başbakanın yüzünü belletmenin afyon halkına ait olan belediye parasının lüzumsuzca harcanmasının hesabını sorarsınız.
Allah sizden razı olsun yazılarınızı okuyup biraz olsun diyemediklerimizi akp’li yöneticilerin okumasını sağlayarak içimize su serpiyorsunuz. Allah size ve kaleminize güç versin

Tayhan

__________________________________________

Merhaba,
Biz engelliler gibi kör,topal yürüyen ülke politikalarımızın kamuoyuna yansıtılası göreviniz nedeniyle işlerinizin,çalışmalarınızın çok yoğun olduğu inancındayım.
Ancak ben de yaklaşan 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle biz engellilerin yaşamış olduğumuz sorunları,umursamazlıkları,unutulmuşlukları,çözümsüzlükleri sessiz kitlenin sesi olarak hergün yazılarınızı büyük bir beğeni ile takip ettiğim siz duyarlı gazeteci dostlarımıza iletmek istedim.
Saygılarımla
Rifat EMEKÇİ
Türkiye sakatlar Konfederasyonu Başkan Yardımcısı
Emekli Sosyal Hizmetler Müdürü
__________________________________________

Kobani denen yabancı kasabanın kaymakam maaşı bile Türkiye tarafından ödeniyormuş!Türkiye üzerinden geçip bahse konu kasabada sözde savaşacak peşmergelerin, topraklarımızda yedikleri, içtikleri,akaryakıtları ve diğer masrafları bölgedeki kaymakamlıklarca ödenmiş! Bu adamlar kim?Mehmetçik’e saldıran, ona kurşun atan, şehitlerimizin katilleri’nin “Kobani”deki yandaşları!İnsan bunları okuyup duydukça kahroluyor!İnsanımızın hayatı ne kadar değersiz ve ucuz demeden edemiyor!Sadece Amerika şart koştu diye Düşmanımıza maddi manevi yardım yapabiliyoruz! Sanırım Dünya da örneği yoktur. Böyle mantıksızlık olur mu? Mantıksız dayatmalara direnmek, Devlet olmanın asli unsuru değil midir?Emeklisine kaynak yaratamayan,işsizine iş yaratamayan,düşmanına imkan yaratırsa;orada mutlak bir sakatlıktan sözetmek isabetsiz olmaz!Hiç iktidardan gitmeyecekmiş gibi 1000 odalı saraylar inşa etmek,seçim sonucu ne olur kaale almadan, inşaatı,-a- dan -z- ye denetlemek, herşeyin önceden planlanmış ve bir senaryoya göre geliştiğini gösteriyor! Ama hesap edilmeyen gözden kaçan hususlar da yok değil ! Yoksullaşan, kaynak yok masalları ile ölüme terkedilen başta emekliler, maden işçileri, işsizler, asgari ücretliler yani yoksulların ahı?..Bir tutarsa, işte o zaman “yandı gülüm keten helva”!
Metin Altay

__________________________________________

Emin Bey merhabalar

Ben size İzmir’den yazıyorum.

Yazılarınızı sürekli takip ediyor size çok büyük bir saygı duyuyorum. Sizden çok farklı konuda bir bilgi rica edeceğim. Daha doğrusu kesin bilgi sahibide olmak zorunda olmadığınız gibi sadece yılların tecrübesi ve birikiminizle alakalı birşey…

Benim babam şu an cezaevinde..yargıtay kararını haziran ayında onadı ve 6 senelik bir süre sonrasında cezaevine girdi. Biz dosyadaki bazı gariplikler nedeniyle yeniden yargılama şansımızı denemek istiyoruz. Ne olacak bilmemekle birlikte mantıklı şekilde değerlendirileceğindende şüphemiz bulunmaktadır. Ancak yinede boynumuzun borcu olarak bunu denemeliyiz. Maddi gelirimiz çok zorlanır isek aslında bu işlemleri ve bir avukatı karşılayabilecek düzeyde…

Daha fazla uzatmadan çaresizliğimize vererek acaba ilerleyen dönemde bir af olacakmıdır bununla ilgili bir bilginiz varmıdır bunu öğrenmek istedim. Bizim almamız gereken bazı kararlara gerçekten çok etkisi olacak.

Tabiki gündem ne olur asla bilinmez bu ortamda ancak sizin tecrübeleriniz doğrultusunda gelecekte gördüğünüz bir af varmıdır?

Saygılarımla

Goktug

__________________________________________

Sayın Emin Çölaşan Beyefendi, 5 ve 6 Eylül tarihlerindeki mükemmel yazılarınız için sizi yürekten kutlamak istiyorum. Gerçekten bence ülkenin en önemli konusuna parmak bastınız. Umarım yetkililer de gerekeni yaparlar artık. Ve umarım benim gibi devletine güvenip araştırmadan soruşturmadan canının yongası evladını devlet yurtlarına emanet eden kandırılmış ana babalar da gözlerini açarlar. İnsan kahroluyor Emin Bey. Devletimize de güvenemeyeceksek kime güveneceğiz. Bir devlet nasıl bu kadar canavarlaşabilir ki, onbinlerce vatandaşını, hem de gencecik fidanları göz göre göre ölümün kucağına bırakabilir. Lütfen yazmaya devam edin Sayın Çölaşan. Devam edin ki gaflet dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar bu kadar aymazlığa cesaret edemesinler.
Ahmet

__________________________________________

Akdeniz Yurdu A Blok Depreme Dayanıksız
Sevgili emin abi, internette dolaşırken yurtlarla ilgili yazınızı okudum. Yazınız için size minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Çünkü bu yazınıza eklediğiniz belgede adı geçen mezar yurtlardan birinde kayıtlıyım. Evet ben tam üç yıldır Akdeniz Yurdu B blokta kalıyorum. Yurt gerçekten dökülüyor. Buranın çürük olduğunu bilmek için mühendislerin incelemesine bile gerek yoktur aslında. Burada kalan öğrenciler olarak yurt idaresine kaç kere söyledik yurdun çürük olduğunu. Fakat dinlemediler bile. Birde burası kale gibi sağlamdır diyerek dalga geçtiler. Sizin yazınız şamar gibi çarptı yalancıların suratına. Nasıl da kandırmışlar bizi. Allah belalarını versin. Tekrar elinizi, kaleminize, yüreğinize sağlık emin abi. İyiki varsınız.

Ömer

__________________________________________

Merhabalar,
Bugünkü yazınızda toplu açılıştan bahsetmişsiniz ya.
Zaten mantıklı birşeyi görebilmek ne mümkün. Sorgulanmıyor da nasılsa, ne olacakki.
Geçen yazdı. Bir afiş vardı. Şimdi yalan olmasın, sayıyı hatırlamıyorum. 50 li miydi 100 lü müydü ne
“Toplu itfaiye merkezi açılışı” diyordu. Toplu bir kompleks açılır da. 50-100 küsür itfaiye merkezi nasıl aynı anda, aynı yerde açılabilir. Ben bilemedim!!!
Saygılar, iyi çalışmalar

Berna

__________________________________________

Emin bey,
Türk Ordusunun Hal-i Pür Meali

Bu yazdıklarına kimse inanmayacak ama gerçek.

Türk ordusu, her Türkün gözbebeğidir, sevdasıdır, kanıdır, canıdır. “Her Türk Asker Doğar” sözü slogan değildir, gerçektir, gerçeğin ta kendisidir.

Çocukluğumuzdan beri, kazandığımız zaferlerle gururlandık, sevindik, göğsümüz kabardı. Yenilgileri okuduğumuzda kahrımızdan, üzüntümüzden yasa büründük. Her yenilgi hainlik, ihanet, vurdumduymazlık ve cehaletten gelirdi. Bunu kavradık. Kahraman ordumuzla her zaman övündük, dünyanın en büyük 5 ordusu arasında yer alan askerlerimizle göğsümüz kabardı. Pkk terörünü ininde boğan kahraman Mehmetçik ile gururlandık, başımız dik dolaştık.

Şu an itibarıyla, sayıca, silahça yani nicelik olarak Ortadoğu'nun en büyük ordusu olan Türk ordusunun durumu nedir, eski gücünde midir? Bunu düşünmedik, düşünmek istemedik. Türk ordusu şu an savaşacak manevi kuvvete sahip mi? Askerler arasında disiplin var mı? Astlar komutanlarına güveniyor mu? Komutan emir verdiğinde, tereddüt etmeden ateşin üstüne yürüyebilirler mi? Askerler korkmadan “şehadet” makamına gidebilirler mi?

Bunlara aşağıda anlatacaklarımdan sonra cevap vermemiz kolay olur.

Benim konuştuğum kişiler alt düzeyde olan, özellikle eğitim veren teğmen, üsteğmen ve astsubaylar ile uzman çavuşlar. Üstten bakınca her şey güllük gülistanlık görülebilir ama erler açısından durum iyi görünmüyor.

Bir ere ters bakan bir komutana (subay ya da astsubay) ertesi gün, savcıdan celp geliyor, … yere gelip ifade vermeniz gerekiyor, diye. Buna sebep erin yazdığı dilekçede geçen şu ifade

“benim etnik kimliğimden dolayı bana şiddet uyguladı”

Bu durumda özellikle belli “etnik kökenli” erlere ne eğitim verilebiliyor ne herhangi bir ceza uygulanabiliyor. Kâğıt üzerinde eğitim veriliyor diye imzalar atılıyor, gerçekte ise eğitim yok, kimse “etnik” erlere eğitim yaptıramıyor.

Eski alışkanlıkla “dayak” diye soruyorum. “ne dayağı, sesimizi azıcık yükseltirsek ertesi gün savcı bizi sorguya çekiyor, en ufak bir şeyde tutuklanma tehdidi ile karşı karşıyayız” diyorlar.

Pkk'lıya ateş etmek, hele hele bir terörist vurmak, cesaret işi değil artık, resmen “delilik”. Terörist öldüren asker, hayatına hapishanede devam ediyor. Önce silahına el konuyor, sonra sözde yargılama, sonrası hapis. Askerler ateş etmek zorunda kalırlarsa, havaya ateş ediyorlar, boş alana nişan alıyorlar, mümkün olduğu kadar teröristi “incitmemeye” çalışıyorlar.

Ergenekon, Balyoz, Şuga, Fuhuş gibi operasyonlar sonucu zaten disiplin kalmadı, astın üste saygısı, korkusu, bağlılığı, sevgisi kalmadı. “Açılım” süreci ile Türk askerler ile diğer “etnik” gruba mensup askerler arasında da sorun çıkmaya başladı.

Yetmezmiş gibi, subayları ahlaksız gören başka bir f,tipi askerler var.

Eskiden “Allah Allah” diye bağırıp ölüme giden Türk ordusu, şimdi savaşa gitmeden birbirini boğazlayacak durumda.

Suriye ile savaşmadan önce bu durumu düşünmelerinde fayda var.

Coskun

__________________________________________

EMIN BEY

ACABA MECLISTEKI HANGI TAKIM ELBISELI SIGARA – PURO – ICKI ICIYOR BILIYORLAR MI???

PURO ICEN BAKAN GORDUM ISTANBUL'un ULUS BOLGESINDEKI RESTORANIN BARINDA …

SIGARA ICENE DERS VERILECEGINE 7 METRE TEKNEYE 40+ KISI (METREKAREYE 5-6 KISI EDER HERHALDE) NASIL BINIP/SIGIP KOPRUNUN ALTINDAN GECIP BOGAZA GECEBILIYOR??!!

NEREDE KESKIN GOZLER? ve GORMEYENLER NEREDE ?? ONLARIN SIFATI NE OLMALI ????

SAYGILARIMLA

MEHMET ALI

__________________________________________

Umutluydum. Muhafazakâr Müslüman insanlar seçimi kazanıp iktidara gelmişti.
Umutluydum. Ekonomimiz düzeliyor, milli gelir artıyor, insanların yüzü gülüyordu. İnsanlar artık ev, araba almayı, çocuklarının eğitimini düşünebiliyordu.
Umutluydum. Türkiye yarım demokrasisiyle bile Ortadoğu'nun parlayan yıldızı, model ülkesi olabilecekti. İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk teklifleri geliyordu. Araplara hem Müslüman hem de demokrasi nasıl beraber olur gösterecektik.
Umutluydum. Türkiye 91 yıllık cumhuriyet tecrübesiyle artık geçmişteki hatalarına düşmeyecek, çağdaş demokrasilerde bulunan güzellikleri ülkemize getirecekti.
Umutluydum. İnsanlar düşüncelerinden dolayı hapislere atılmayacak, herkes özgürce düşüncelerini söyleyecekti. Çünkü biz Müslümanlar her darbe döneminde ve en son 28 Şubatta çok çekmiştik.
Umutluydum. Biz Müslümandık. Allah'a inanıyorduk. İnsanlar, Müslümanlardan zarar görmezdi. En iyi şekilde insanlara biz faydalı olacaktık.
Muhafazakâr bir parti 12 yıldır Türkiye'de hiçbir hükümetin olamadığı kadar muktedir oldu. Artık ülkemizde yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar olmayacaktı. Çünkü Müslüman Hz. Peygamber'in yolunda olacaktı. Müslüman elinden, dilinden zarar görülmeyecek emin bir insandı. Değil insanlar hayvanlar bile onun elinden zarar görmezdi.
Müslüman insanlar olarak iktidar bizim için sadece araç olacak, esas gayemiz vatanımıza ve dinimize faydalı olmak olacaktı.
Ve gerçekler…
Fakat tek amacımız iktidar oluverdi ve siyasal İslam'ın bataklığına düşüverdik. Çırpındıkça batıyorduk. Bizimle beraber vatan da, inancımızda… Emin olacak insanlar hırsızlık yapıyor, rüşvet alıyor, saraylarda yaşıyor, insanları azarlıyor ve toplumu kutuplaştırıyordu. Ne olmuştu bize. Hani Müslümandık. Hani bizim rehberimiz Hz. Peygamber'di. Ve en büyük zararı dinimize biz verdik. Müslümana hırsız, rüşvetçi, yalancı dedirttik.
Alevi komşumun yüzüne nasıl bakacaktım. Her ne sebeple olursa olsun ölmüş bir çocuğun meydanlarda yuhalatmakta ne demekti? Peygamberimiz bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkmış onun öncelikle bir insan olduğunu vurgulamamış mıydı?
Ülkemizde fakirlik sınırında yaşayan 25.000.000 insan varken, Müslüman lider saraylarda yaşayıp, lüks uçaklara biner miydi? Hz. Peygamber vefat ettiğinde zırhı bir Yahudi'de rehin değil miydi? Bütün hayatı tek göz bir odada hasır üzerinde geçmemiş miydi?
Ne hayal ettiysek tam tersi olmuştu. Kendimizi, inancımızı, insanlığımızı yitirmiştik.
Ey bizi yöneten zihniyet! 25 yaşında Müslüman bir insan olarak umutlarımı, inançlarımı, geleceğimi çaldınız. Hakkımı size helal etmiyorum. Ve size verdiğim destek içinde Rabbimden af diliyorum.
Yasin

__________________________________________

Sayin Emin COLASAN,

Bunlarin dinle bir alakasi olduguna inanmiyorum. SIKISTIKLARINDA dine siginiyorlar. Zamanin birinde bir cami hocasi mahallenin bayanlarini toplamis vaaz veriyormus. Kocalariniza soyleyin, Peygamber efendimizin soylemidir. Ayakta isemesinler. Comelerek isesinler demis.

Hocam sen neden ayakta isiyorsun derseniz, BENIMKI BIRAZ BUYUK, COMELIRSEM HELA TASINA DEGER demis. Ahlaksizlik her devirde var. Hepte dine siginilir.

selamlar

Ugur

__________________________________________

Sayın ÇOLAŞAN :
Bilgisayrımı ilkaçtığımda Gazetelere göz gezdirirken ilk sözcü gazetesinden başlar şve sizin köşe yazınızla başlarım güne.
5 Kasım tarihli köşe yazınızı okurken gülmekten katıldım.Gülme nedenim yazınızın içeriği değil bana bir Oflu Hoca fıkrasını
çağrıştırdığı için ;

Oflu Hoca kadınlara vaiz veriyor;

– Ey kadın kişiler Kocalarınıza sıkı sıkı tembih edin sakın ayakta işemesinler
-Şimdi diyeceksınız ki,Hoca efendi niçun ayakta işemesinler
-Eğer ayakta işerlerse sidik paçalarına siçrar ve namazları mundar olur
-Ama Hocam biz sizi bir defa ağacın altında ayakta işerken gördük
-Ben hep ayakta işerum çünkü benimki zaten yere değıyor.

Bilmem yazınıza yanıt oldu mu

Saygılarımla
Haşim

__________________________________________

Ben o dörtlüğü Özdemir asafa ait olarak ve söyle biliyorum
Zamane kızı zuppemi zuppe ayağında pantolon elinde sise Kizım marifet pantolon gitmekte değil eğer erkeksen gelde ayakta ise Saygı ve sevgilerimle
Dr.Yetkin

__________________________________________

Değerli Yazar, naçizane meselenin özü biraz kaçırılmış. Tabela üzerinde kırmızı daire ve kırmızı çapraz çizgi, uluslararası simgelerden olup, “yasak” anlamındadır. Yani tabela küçük bir eksikle şunu diyor, ” Ayakta işemek yasaktır. CEZASI 149 Törkiş Lira ” . Bir diğer küçük eksik de, “Sayın Hıristiyan ve Musevi Yolcularımız istedikleri takdirde,ayakta işeyebilirler” ibaresi unutulmuş.Yasağın kapsamı örneğin istasyonlar, otobüs terminalleri, belediye tuvaletlerine …doğru genişletilir mi bilemem! Bildiğim bir şey varsa, kendinizi biran önce bu işe hazırlasanız ve rehabilite etseniz iyi olur. Bu iş hepimiz için çok masraflı olacağa benzer. ):

Saygılarımla, Deniz

__________________________________________

Merhaba Efendim,

Bugünkü yazınız tamamen komik bir o kadar da ibretlikti! Kos koca peygamberi kenefte anmışlar cidden büyük günah büyük ayıp! Ayrıca bunlar nereden biliyorlar kabir azabını? gidip gelmiş mi bunlar? Ayrıca peygamberin ilk 4 halife dönemimde söylenen toplam hadis sayısı 400 civarı idi! Şuan piyasada 1 milyona yakın hadis denen kelimeler var!
Ayrıca bunlar bir işememize sıçmamıza karışmamışlardı oda oldu çok şükür! Allah bizi bunlardan tez zamanda kurtarsın!

Selamlar

Erdal

__________________________________________

Saygıdeğer Sözcü gazetesi yazarları ;

Çıktığı günden beri her gün gazetemizi almaktayım. Köşe yazarlarımızı da fikirlerine saygı duyarak okumaktayım ve benim gibi milyonlarca vatandaşımızda bu fikirleri gazete veya internet yoluyla okumaktadır. Olumlu veya olumsuz sizlerin yazılarını okuyup bir fikir sahibi oluyorlar ve normalde halkın gözünden kaçan veya bilmediğimiz bir şeyleri sayenizde öğreniyoruz. Sizlerle aynı fikir ve düşüncede olmasam ne ben ne de benim gibi düşünenler gazetemizi alıp okumaz ve en çok tiraja sahip yayın organları arasına giremezdi.

Bende sizler gibi içinde bulunduğumuz yönetim şeklinden ve yönetenlerden yani akp iktidarından şikayetçiyim. Devletin saygıdeğer kurumlarını çiftliğe çevirdiler ve devletimizin saygınlığını ayaklar altına aldılar. Bu büyük ülkenin bunlardan bir an önce kurtulması ve layık olduğu şekilde iktidardan yana değil halktan yana olan özgürlükçü, demokrasiye inanan ve hukuka, polisine, askerine güvenen, devletin birliğini koruyan bir iktidara ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Ama seçimlere altı veya sekiz ay kala muhalefetin iktidara gelebilecek olan en köklü ve cumhuriyetimizin kurucusu olan partisi chp' nin şu anda bazı yanlışları olabilir tarihimizde de olmuş olabilir. Fakat halkımızı aydınlatmak ve bilinçlendirmekle görevli olan ve bunu severek yapan saygıdeğer yazarlarımız ve bazı parti içi muhalif siyasetçilerimiz seçimlere bu kadar az bir zaman kalmış iken yapılan veya yapılabilecek olan bazı küçük (büyük yanlışlar iktidar tarafından yapılmakta zaten) yanlışları gündeme getirerek chp'ye destek olmuyorlar. Her yazarımızın kendine göre bir lider görüntüsü olabilir mevcut liderden de memnun olmayabilirler. Fakat bunları konuşma ve yazma zamanı bana göre şimdi değildir. İktidar değiştikten sonra bunlar konuşularak ve uygulamaların sonuçları görülerek ufak tefek hatalar düzeltilebilir. Parti iktidara geldikten sonra olgunlaşmaya ve hatalarını görerek düzeltmeye başlar. Zaten hatalarını görmez ve düzeltmek için çalışmalar yapamaz ise sonları olur. Bu ülke 1950 lerden beri kapitalist görüşlü (kısa dönemli halkçı partiler dışında) partiler tarafından yönetilmekte. Ülkemizin bölünmüşlük ve geçim sıkıntısı içinde olması da bu zamana kadar gelen acımasız kapitalist düzenin varlığıdır. Şimdi bölünme ve dağılma zamanı değil birlik olma zamanıdır. Bu seçimler de kaybedilirse dönüşü olmayan bir yola girilebileceğini düşünerek tam da şimdi birlik olma yolunda adımlar atmaya başlamalıyız.

Mutlu ve geleceğe umutla bakan modern bir Türkiye Cumhuriyeti arzusuyla.

Bütün saygıdeğer yazarlarımıza yazılarında ve görevlerinde başarılar dilerim.

 

Erol

__________________________________________

“Erkeksen ayakta işe” yazınız

Peygamber bence haklı, o zaman arabistan da pantalon mu var?

Pis arap entari giyiyor. fermuar da icat edilmemiş.

Çişi gelince entariyi sıyırıp işese kıçı görünecek, arkadaki zaten aranıyor, hemen langırt …

Kıçı korumak için entarinin önünü tutup çekiyor ve içinden yere işiyor.

Etek falan çiş içinde… Umurundamı pis arabın. Leş gibi geziyor.

Peygamber de bu pisliği önlemek için çömelip te işeyin demiş.

Domuz yemeyin demiş, o sıcak arabistanda yağlı domuz yenirmi?? Kim olsa yemez.

İçki den vazgeçin demiş ama yine de şarabın güzel bir şey olduğunu, bunu akıllı içenin faydalanacağını da söylemiş, ama bizim hacılar bundan hiç bahsetmiyorlar:

Diyanet in internet sitesinden baktım, siz de bakın:

5.Maide suresinin 91. ayetinde:

Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? diyor, ama daha sonra

16 Nahl suresinin 67. ayetinde de:

“Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.” diyor.

Koyduğu kuralların çoğu zamanına ve pis ve tembel araplara göre doğru, ama şimdi………..

Selamlar

Mehmet

__________________________________________

evet günaydın sayın Çölaşan Rahmetli Ecevitin 8 inci ölüm yıldönümüymüş gani gani rahmet eylesin ona
zannedersem Gülemre Aybars Tuğamiral rütbesinden emekli oldu.Ben Mehmet Doğar da 1995 senesinden emekli oldum o seneden beri Ticaret gemilerinde çalışıyorum .1995 Senesinde Diler Denizciliğin Ömer isimli gemide çalışmaya başladım.O gemide 1920 doğumlu Makinist Mustafa Akşit ile 1 sene çalıştım.Bu kişi Recep Tayyip Erdoğan nın babası Ahmet kaptan ile Deniz yollarının veya DB Nakliyatın Romörköründe çalışmış.Bize anlatırdı.RTE Talabeyken her öğlen römorköre yemeğe gelirmiş Zannedersem bizim çalıştığımız dönemlerde İstanbul belediye başkanı idi.
Ey gide günler.Gazete başlıklarını TV den RTE nin saraylara düşkünlüğünü izliyorum.NEREDEN NEREYE
Ecevit de siyaset yapmak için baba evini satmıştı değilmi.
Ecevit Erbakan için ona başbakanlık yetmez cumhurbaşkanlığını ister ona cumhurbaşkanlığı da yetmez padişahlık ister demişti.Bunlar aynı kafa yapısından gelmiyorlarmı ? Erbakanın kaç kilo altını vardı ?
Merak ediyorum

Mehmet

________________________________________


Beypazarı’nda TC gitti Osmanlı dirildi!

Yeni Türkiye tartışmaları bir yana Beypazarı'nda Osmanlı dirildi! Beypazarı Belediyesi Başkanı ayağının tozuyla kendisine yaptırdığı görkemli “Ak Konak” ta Osmanlı armasını kullanıyor!!!
Aynı durum Beypazarı Belediyesi'nin yeni açacağı gençlik merkezinde de geçerli. Gençleri girişte RTE, Erbakan, Menderes karşılarken merkezin salonunda yine kocaman bir Osmanlı arması, çevresinde ise Müslüman ülke bayraklarını bulunmakta. Anlaşılan Beypazarı yüzünü çoktan batıdan doğuya dönmüş durumda.
Ahmet
__________________________________________
Sayın ÇÖLAŞAN

Öncelikle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

06.11.2014 Tarihli yazınızda fazlaca “Müslüman !”, “Müslüman Kardeşim” vurgusu kullanılmış. İyi niyetinizi ve duygularınızı anlıyorum.

Ama; bunun bence şöyle bir sakıncası var.

Müslüman olma duygusu sömürülerek cahilliğe, bu cahillik kullanılarak da (KÖRÜ_KÖRÜNE) Müslümanlığa hapsedilmiş, sayıları oldukça fazla cahil Müslüman kardeşlerimiz var.

Bunların ortak özellikleri ezilmeyi, çile çekmeyi, Müslüman oldukları için horlanmayı bir manevi ödül-zafer gibi görüyorlar ve bu içinde oldukları kısır döngüye daha çok hapis oluyorlar.

Bizler onlara “ Müslüman” diye başlayan biten hitaplarımızla onları işin başında kendi kısır döngüleri içine hapsetmiş oluyoruz. Bu şekilde, fark etmeden onları sömürenlerin değirmenine su taşımış oluyoruz.

O zavallıları bu kapalı çevrimin dışına alabilmek için özellikle bu kelimeleri daha az kullanarak onların insani duyguları ve eğer kaldı ise akıl kırıntılarını harekete geçirmeye çalışmalıyız.

Size akıl, nasihat verebilecek yaş ve konumda değilim ama sonuçta aynı yolun yolcusuyuz, meseleye bir de bu açıdan bakmak suretiyle belki bir katkım olur diye yazma ihtiyacı duydum.

Mahir

__________________________________________

Merhaba;

Yazılarınızı takip etmeye çalışan bir okuyucunuz olarak sizden özelikle şu ak-saray mevzuuna daha çok eğilmenizi bekliyorum. İşçi, emekli, çiftçi, memur kısacası halkın çok büyük bir çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırındayken herkes boğazına kadar borca batmışken bu tarz lükslere nasıl müsaade edilir anlayamıyorum. Yani ülkemizin tek eksiği bumuydu da bu kadar para harcıyoruz. Bir vatandaş olarak bu durumdan çok rahatsızım sizin de öyle düşündüğünüzü tahmin ettiğimden sizinle paylaşıyorum.

İyi akşamlar.
Alican

__________________________________________

Oku benim vatandaşım, oku!..
Selam Agacim almanyadan,
sen ne sülersen süle sen ne yazarsan yaz bu millet akillanmaz.
cakma bumhur degil saray saraylar yaptirsa bu milletin umrunda degil be agacim.
bu millet millet olaydi soma kazasinda okadar candan sonra evlere girmezlerdi hükümet istifa diye.
ama bu millet alismis artik yalana dolana .
cünkü millet olarak zaten mecliste temsil ediyolar onlar bize be agacim.
ne kadar dürüst halk okadar dürüst poltikaci be agacim.
ben senin ve ugur abinin yerinde olsam cumhur baba cok yasa diye bi yagcilik yaparim .
sonra gelsin paraciklar yagciliktan dolayi.
ozaman o sarayi alamassin ama kücük saraycik da size düser.
ama ne sende ne ugur abide o göz var :D
vallahi agacim ne sülesen ne yazsan azdir bu millete hersey haktir be agacim.

juguli

__________________________________________

hezeyan içindesiniz… kıskançlıktan çatlıyorsunuz… İngiliz efendilerinizin verdiği görevi becerememenin ezikliğindesiniz. Ak saray ve uçak bu ülkenin cumhurbaşkanlığı makamına ait. Yani Erdoğan’a ait değil. Ve ikisi de benim ülkemin gururu. Benim gururum. Milletin seçtiği cumhurbaşkanlarına yakışan şeyler… Sizin sıkan şey, hiçbir zaman senin istediğin birinin o makama gelemeyecek olması… Sizin hayaliniz bile yetmez böyle şeylere. Sizin istediğiniz pazar filesi ile gima dan alışveriş yapan memur emeklisi cumhurbaşkanı… Çok beklersiniz…
SABRİ ŞAHİN

__________________________________________

Emin bey merhaba

Öncelikle iyi akşamlar dilerim,sürekli yazılarınızı okuyor ve zavallı ülkemizin çaresizce sürüklenişine kahrolup duruyorum.

Yazılarınızda ve diğer değerli yazarlarımızın yazılarında memur,işçi ve öğretmen arkadaşlarımızın durumları vurgulanıyor ancak özel sektör çalışanları sizlerin aklında atlanmasa bile yazılarda atlanılıyor.

Sürekli tehdit altında,gece gündüz baskıyla çalıştırılan ve diğer mesleklerimizde de yaşanılan köleleştirme sisteminde acımasızca katledilen büyük bir özel sektör çoğunluğu var,insan kaynakları ile devletin el ele vererek bademleştirdiği büyük şirketlerimizde işten atılma korkusu ile devşirilen,40 yaşını geçince büyük ihtimalle yaşlısın diye iş bulamayacak tecrubesi ve eğitimi yaşı ile ilişkilendirilerek en verimli dönemlerinde ülkesine ve yeni gençlere tecrubelerini aktararak ülkemizi daha da ileri götürecekken kaybolup giden kocaman çoğunluk var.

Bu çalışanların hakları,standart hale getirilen kıdemleri ve boşa giden emekleri için de yazı yazmanızı rica ediyorum

İyi ki varsınız

(Yazı yazarsanız bilgilerimi paylaşmazsanız sevinirim, işsiz kalmak istemem :) )

__________________________________________

Sevgili Colasan, cahil insanlarimizin daha iyi anlamasi icin, Turkiye mizin kaynaklarinin bu saraylara ve futursuz harcamalara yetmeyecegini, bir gun degirmenin suyunun bitecegini ve bedelini ( gunun birinde ac kalan insanlarin baskalarinin canina ve malina kast ederek ) yine fakir halkimizin odeyecegini anlatan (sizin elinizden halkin anlayacagi dilden ) Bir yazi yazabilirmisiniz? ( mutlaka daha once yazmissinizdir ama hatirlatmakta fayda var ) Adnan ustun Ottawa / Kanada

__________________________________________

SAYIN ÇÖLAŞAN,

GÜNAYDIN, ASVALT VERGİSİNİ ÖDEMEDEN ÖNCE İTİRAZ ETSEYDİNİZ OLMAZMIYDI
ÖRNEĞİN, NEYE GÖRE MALİYETİ BULUP PAYLAŞTIRDILAR.
BENİM İŞ YERİM TUNALI.. 8 YILDIR TUNALIDAYIM, BİR SANTİM ASVALT DÖKÜLMEDİ, AMA PARA İSTİYOR, İTİRAZ ETTİM, BEKLİYORUM.
SİZ ERKEN TESLİM OLMUŞSUNUZ
ÜSTELİK EŞİNİZ HANIMEFENDİ İDARİ YARGI MENSUBU.
NEYSE.
GEÇMİŞ OLSUN SAYGILARIMLA
İbrahim

__________________________________________

Ne yaptın emin bey!!!
8 Kasim tarihli yazinizda, “Yuh artık, bari tapuları da kendi üzerinize çıkarsaydınız!”
diye yazarak bunlari bir nevi uyandirdiniz. Bundan sonraki zamanlarda bu Köskler ve Saraylarin tapularinida
üzerlerine aldiklarinda hic sasirmayiniz…
Iyi günler dilegiyle.
Orhan

__________________________________________

Her yıl 10 Kasım'da saat 9'u 5 geçe sirenler çalmaya başlıyor.
Tüm halk, sadakat ve özlemle yolun ortasında duruyor.
Okullar, işyerleri ve devlet daireleri bir dakikalığına sessizliğe bürünüyor.
Ama elbette ki Atatürk'ün değerini anlayamayanlar;
bu plansız fakat topyekün saygının kutsallığını da anlayamazlar.
Dinci, özgürlükçü, demokrat gözüküp de Atatürk’ü sevmeyen zihniyete neden çok kızdığımı şöyle anlatayım;
Yokluklar içinde bir mahalleye ya da bir köye çeşme veya cami yaptırdığınızı düşünün…
Çeşmeyi kullanan sana hayır duası edeceğine küfrederse,
ibadet edebilmeleri için yaptırdığın camideki imam ve cemaati sana söverse,
bunun adı nedir?
Bu mudur ahde vefa..
Bu mudur hayır bilirlik, bu mudur minnettarlık?
Buna demokrasi demek mümkün müdür.
Bu nankörlük değil de nedir?
Vatan işgal altında, millet yokluk ve çaresizlik içinde.
Padişah O'nu hain ilan ederken..
İngilizi, Fransız'ı, Yunan'ı, yedi düvel demokratik Avrupa'lı vatanı işgal etmişken;
yorgun ve bitmiş hasta adamı diriltip, vatanı düşmandan kurtarıp
cumhuriyeti kuran bir lidere minnet duyulması gerekmez mi?
Milleti için, burada yazmaya kalksam sığmayacak ama sat sat bitmiyor denilecek kadar çok,
Fabrikalar ve devlet kurumları kuran bir önderi, hangi akıl, mantık ve duygu ile eleştiriyorsunuz.
Böyle bir dehaya;
salya sümük saldırmak, sinsi sinsi, sesli sessiz küçük düşürmeye çalışmak
akılla, vicdanla, mantıkla nasıl izah edilir?
Vefatından sonra Atatürk için çok şey söylediler.
Elin oğlu överken, bizim içimizdeydi Atatürk’ü sevemeyen nankörler.

Akıl izandan yoksun oldukları için de, değerini hiç bilemediler.
Oysa bu millet, ne kör, ne de nankör..
Bu millet Atasını da bilir, satanını da..
Ama kendine aydın, demokrat, özgürlükçü diyenler, menfaat gemilerine binip, küçük dağları ben yarattım edalarına bürünenler; Atatürk’ü şükran ve minnetle anacaklarına, eleştiriyorlar ya;
Siz önce İmralı'dan terör üretenleri ve kollayıp, müsaade edenleri, Silivri rezaletini, 21.yüzyılın satılık kalemlerini eleştirin.
Türk'üm demeyi faşistlik ama polise, askere taş atıp, kurşun sıkmayı demokratlık sayan zihniyeti eleştirin..
Ne Mutlu Türküm Diyene’yi ve TC’yi kamu binalarından silenleri, okullarda andımızı kaldıranları eleştirin..
Teröristin tanık, askerin sanık olmasını eleştirin.
“Atatürk, sarhoşken kurdu…” dediğiniz ülkeyi,
ayıkken yönetemeyenleri..
Atatürk’ün yokluklar içinde kurduğu kurumları ise, babalar gibi satanları eleştirin.
Her şeyden önce dönün aynaya bir bakın da, kendinizi eleştirin.
Utanın utan…
Levent BULUT

__________________________________________

sayın çölaşan.bugün’ki yazınızda asfalt katılım payını yazmışsınız.yazınızı okuyunca,80 li yılların sonun da özalın koyduğu vergiler bir fıkraya konu olmuştu.piç memet efendi fıkrası.mutlaka biliyorsunuz da, anımsatayım dedim.
devri osmanlı padişahlarından bimem kim zamanı.hazine tamtakır,padişah hazretleri ulemayı,vezir vükelayı toplar ve yeni bir vergi icat etmelerini ve acilen para gerektiğini ferman buyurur.herkes düşünür taşınır,bişi bulamazlar.heyetten biri der’ki; bursada bir piç memet efendi var, bu derde ancak o çare bulur. padişah ferman buyurur,tez bu piç memet buluna ve huzura getirile.acilen,bursadan getirilen piç memet huzura çıkarılır,defterdar çağrılır,piç vergileri inceler ve hünkarım,en çok para getirecek vergiyi unutmuşsunuz der.herkes şaşırarak,nedir diye sorduğun da,baca vergisi der.zira her evde bir baca bulunur dolayısıyla en çok vergi tahsilatı bundan yapılır der ve hemen baca vergisi konulur.defterdar padişaha döner;boşuna piç memet olunmuyor hünkarım der.
piç memetler olduğu sürece,daha ne vergiler öderiz allah bilir.

Yalçın

__________________________________________

Sevgili Emin Çölaşan
Gerçekten de Dindar!! cumhurbaşı Abdullah gül acınacak duruma düştü. İmaj yerlerde sürünüyor.
Fakat, Tarihe bakarsanız Saltanat Dincilerini tamamının LÜX'e taptığını görürsünüz.
Bu durum dna'ların da var.
Saray ve Köşk konusunun ardını bırakmamak gerekiyor.
Esenlikler Diliyorum.
Osman

__________________________________________

Sayın Emin Çölaşan,
Dün ve bugün Sözcü’de yazmış olduğunuz “Ve İkinci Abdullah ve Konuşunuz Bay Abdullah Gül” başlıklı yazılarınızı okudum. Sizi bütün içtenliğimle tebrik rdiyorum. Bu yazıları yazarken muhtemelen bir önemli husus aklınıza gelmemiş olabilir düşüncesiyle ve izninizle size hatırlatmak istedim.
“Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığının son günleriydi. Çankaya’dan ayrılma hazırlıkları yapıyorlardı. O günlerde Sayın eşi Bayan Gül hiç beklenmedik bir çıkış yapmıştı: ” Şimdiye kadar hep sustuk, hiç konuşmadık. Elbetteki bizim de söyleyecek çok sözümüz var. Bundan sonra ben susmayacağım ve konuşacağım.” dedi. Ben şahsen çok merak ettim, neler söyleyecek diye. Hanımefendinin bugüne kadar hiç konuştuğunu duydunuz mu? Ben duymadım. ” Sus Payı” olarak kendilerine, altın tepsi içinde ” Huber Köşkü” sunulmuş olmasın?
En derin saygılarımla.
Mehmet

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more