Reklamsız Sözcü

Emin Çölaşan’a mektuplar

Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan'a gelen okur mektuplarını yayınlıyoruz

03:2217 Kasım 2014
Emin Çölaşan’a mektuplar
Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan'a gelen okur mektuplarını yayınlıyoruz

Emin Çölaşan'ın notu:
Sevgili okuyucularım, sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum. Hepsine tek tek yanıt vermem ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunlardan bazılarını yazılarımda kullanıyorum, bazılarını ise pazartesi günleri burada yayınlıyorum.
Burada kullandığım mesajların bazılarında, gönderen okuyucularımın isimlerini ne olur ne olmaz diye vermiyorum. Başlarına iş açılmasın.
Ayrıca bu mesajları, harf ve cümle hataları dahil, üzerlerinde hiçbir oynama yapmadan sizlere iletiyorum.
Her pazartesi günü burada, gazetemizin internet sitesinde buluşmak umuduyla.

_________________________________________

Merhaba sayın çolasan,

Gecenlerde kutuphanemi karıstırırken vaktiyle Milliyet gazetesinin verdigi bir kitabı buldum. Hey gibi gunler hey. Bir zamanlar Milliyet gazetesi vardı ve kupon karsılıgı Ataturk ile ilgili kitapları korkmadan okurlarına veriyordu. Simdi geldigimiz noktaya bakın….

Neyse konuya doneyim. Bu kitap Cemal Kutay'ın “ Atatürk Olmasaydı” adlı kitabıydı. Bir solukta okudum. Arzu ederseniz (ki bu kitap belki sizde de vardır) size fotokopisini cekip adresinize gonderebilirim.

“Ataturk Olmasaydı ne olurduk” diye biz Ataturk ve Cumhuriyet sevdalıları hep konusuyoruz ya, iste olmasaydı ne olurduyu anlatıyor bu kitap…

Kitapta bir de tam da bugunlere uyan bir anı var ki, bunu hemen paylasmak isterim.

Atatürk için Ankara halkı, savastan sonra Ankara muftusu borekcizade  mehmed Rıfat efendinin öncülüğü ile sehrin esrafından da para toplayarak cankaya da papazın bagı olarak adlandırılan bag evini alırlar, hediye ederler. Atatürk te binayı ordu adına devir ve ferağ eder (hep yaptıgı gibi), adı da ordu köskü olur.

Binanın ısıtılmasındaki gucluklerden dolayı sonradan devlet baskanlıgı konutunun zarureti ortaya cıkar. Yeri Atatürk secer, 1932 de tamamlanır. Döşenmesi icin gerekli parayı şahsi imkanlarıyla tamamlar. Atatürk evin dekorasyonunun sade ve gösterişsiz olması konusunda yetkililere sunları soyler:

“Biliyorsunuz, burası cumhurbaşkanlığı köşkü. Mülkiyeti devletin. Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin dogrudan sececegi zatlar gelecek (yine gelecegi gormus, kötü ornek: rte). Bu esyaların parasını benim şahsen verdigimi sizler biliyorsunuz ama yarın bunu bilmeyenler içinde yanlıs hüküm verenler olmaz mı? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapılamadıgı butce darlıgı icinde israf yapıldıgını dusunenler bulunmaz mı? Bir endisem de karar mevkiinde olanların şahsi arzularını devlete yukleme mevzuunda beni emsal gostermeleridir. Bunu hic istemem.

Şu inceliğe ve zerafete bakın
Bir de görgüsüzlük abidesi olara AOÇ ne kanunsuz olarak milletin, hepimizin parasıyla yapılan devasa saraya bakınız.

Daha ne diyeyim, içim kan aglıyor.
Ülkemiz bu insanlar tarafından yönetilmeyi hak etmiyor. Ama guzel gunler gorecegiz buna yurekten inanıyorum.

Ve mesajımı Erol Evgin'in seslendirdigi sarkı ile Atatürk'ü saygı ve özlemle anarak bitiriyorum

Prof.dr. levent kırılmaz
Ege un. Ecz fak

_________________________________________

Emin Bey , merhaba.
Adını  anmadıkları  -ki  anmasınlar  zaten.O  pis  ağızlarına alıp  kirletmesinler  ATA’mın ismini. – ATATÜRK’ümüzün  bizlere  armağan  ettiği  ve  şimdi  o  adı  bile  telafuz  etmeyip  “Beştepe”  diye  bahsettikleri  Atatürk Orman Çiftliği’ndeki   kaçak  sarayın  maliyetini  savunurken  “Şahısların değil  milletin  orası ”  diyebilen  zihniyete  şunu  sormak istiyorum:
– Millet  bir  ekmeğe  muhtaç  yaşarken  kim  oturursa  otursun  bu  kadar  maliyetli  bir   yapının  yapılması  israftır , haramdır.Dindar  olduğunuzu  söylüyorsunuz  ama  bu  israfı  siz  yapıyorsunuz.O  zaman  Peygamber Efendimizin “Komşusu aç  yatarken kendisi  tok  uyuyan  bizden  değildir.”  hadisini  hiçe  sayıp  günah  işlemiyor musunuz ? Bu  nasıl  dindarlıktır ?
-Bir  devletin  cumhurbaşkanı  halkından  kaçmaz.Halkının  içinde  halkıyla  birlikte  olur  daima.Madem bu  kaçak  sarayı  milletin  malı  diyerek  kendinizi  savunuyorsunuz  neden  kale  gibi  korunaklı  bir  yapı  inşaa  ettirdiniz ? Sizi  oralara  getiren  milletten mi  korkuyorsunuz ?
Yeter  artık !!! Şu  %51  denilen  gözüne  perde  inmişlerin  uyanması  lazım !!! Gerçekleri  görmeleri  ve  yalana,dolana,hırsızlığa,hırsa  ve  şaşaaya  bulaşmış  bu  zavallıların  gerçek  niyetlerini   anlamaları  lazım !!! Yeter  artık , uyan  ey  millet !!!
Kaya

_________________________________________

degerli emin abi ankarada yaşıyan lösev gönüllüsü eren şanlı vakfımızın gönüllülerimizle bagışçalarımızla beraber inşa ettigi ankara incekte olan onkoloji kentimiz maalesef şaka gibi bürokrasik nedenlerle açılışı engellenmektedir 16 bin kanserli çocugumuz tedavi olabilmek için hastanemizin açılmasını beklemektedir içinde yüzme havuzu spor salonu anfi tiyatroları oteli bulunan hastanemiz dünya standartlarındadır devletten tek kuruş almadan gönüllülerimizin bagışçılarımızın destegiyle yapılmıştır emin abi bir çocugun hayatından daha önemli ne olabilir sizden ricam lösemili çocuklarımızın sesini duyurun çocuklarımızın duaları sizinle olsun allah razı olsun şimdiden

Eren

_________________________________________

emin bey yazılarınizi günlük takip ediyorum. Doğu da bahsetmiş olduğunuz  kesinlikle Ağrı doğubeyazıt bundan adım gibi eminim. malesef sohbet ettiginiz askerin söylediklerinin tamami doğru. Agri da bende görev yaptım. tamamen kaçakçılik ile geçinen ve polisin askerin hicbir değeri olmayan bir vilayet orası. Seçim döneminde 38 gün boyunca izinsiz çalıştım tabi seçimler birde iptal oldu oda ayrı bir rezalet. Orada ki sorun halka şirin görünmek isteyen emniyet müdürlerinin sorunu çünkü orası daha iyi bir ile emniyet müdürü olmak için bir basamaktir.  Dilerseniz bir bakın burada emniyet müdürlugu yapmış müdürlere bakın daha sonra nerelere gitmişler . Saygılar
Nihat

_________________________________________

MERHABA EMİN BEY
YILLARDIR YAZILARINIZI SÜREKLİ TAKİP EDEN SİZLERİ ÇOK TAKTİR EDEN BİR OKUYUCUYUM BİR FİRMADA YEDEK PARÇA UZMANI OLARAK ÇALIŞAN BİRİYİM 1HAFTA ÖNCE FİRMAMIZA YEDEK PARÇA SATAN BÜYÜK BİR FİRMA MÜDÜRÜ GELDİ SOHBET SIRASINDA İLGİNÇ BİR İDDİADA BULUNDU *İNŞAATI DEVAM EDEN YENİ 3 CÜ HAVALİMANININ ALTINDA BÜYÜK BİR AKARSU YATAĞI VAR ZEMİN TESVİYESİ YAPILIYOR SABAH GELDİĞİMİZDE 2 VEYA 3 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE ALAN YERİN 3,4 METRE YERALTINA ÇÖKÜYOR DEDİ YABANCI MÜHENDİSLERİN BURDA KESİNLİKLE HAVALİMANI YAPILMAZ DİYE AMA İNŞAAT DEVAM EDİYOR BU KONUYU ARAŞTIRMAK LAZIM.
SAYGILARIMLA
HAYRETTİN

_________________________________________

Sayın Çölaşan,
sürekli AKP tarafından kesilen ağaçların haberlerini okuyoruz. Bugün bir yerde “çöpe atılan ağaçlar..” diye bahsedildiğini gördüm. Ben bu adamların hastanelerinde 2 sene çalıştım (yenibosna Hayrunisa, -daha sonra Nisa oldu- hastanesinde). Bu adamların nasıl düşündüklerini bilirim. Bunlar paraya tapar ve para edecek hiç bir şeyi çöpe atmazlar. Kışa girdik. Emin olun o kesilen ağaçlar yandaş odunculara gidiyor. Bedavadan, vergisiz, kayıtsız yüzlerce ton odun… Bir muhabir arkadaş kesilen ağaçların akıbetini araştırsa görecektir.. Ben bundan kesinlikle eminim.. Bunlar kesilen ağaçları bile paraya çeviriyorlar..
Op. Dr. Oytun İDİL

_________________________________________

Sayın Emin Çölaşan
İstanbul büyük şehir de Edirnekapı sakız ağacı mezarlığın da zamanın da vakıfa ait olup parası karşılığı aldığımız mezar yerlerini vakıfları dağıttıktan sonra bizlere tekrar para karşılığı satmıştır. Yani ölülerimizi yerinde tutabilmek için tekrar satın aldık. Gerekli evraklar da bende mevcuttur. Saygılarımla.
Muhteşem

_________________________________________

”Sen aklını kendine sakla, senin aklına ihtiyacımız yok” diyenler senelerce Balyoz ve Ergenekon davalarının kumpas olduğunu söyleyenlerin yüzüne karşı ben bu davanın savcısıyım diyenler SAF lıklarını itiraf etmelerine rağmen bu davanın avukatlarına karşı bir özür borçlu olduklarını ve onların akıllarına her daim ihtiyaçları olduğunu kabul etmelidirler. SAF lık bir suçun cezası için hafifletici bir sebep sayılabilir ama asla ortadan kaldırmaz. Sn. Erdoğan’ın en bariz karakteri unutulmaması gereken şeylerden yalan dahi olsa her fırsatta altını kırmızı çizgilerle çizerek bahsetmek, unutulmasını istediği şeylere ise hiç değinmemektir. Bu prensip devlet bürokrasisine yerleşmiş olup onun konuşulmasını istemediği konular hiç bir zaman takibe alınmaz, resmi bile olsa bazı rakamlar hiç telaffuz edilmez. Son örnek Maliye Bakanının açıklamak zorunda kaldığı AK Sarayın maliyetidir, her ne kadar arsa maliyeti ve usulsüz yapılan harcamalardan bahsedilmez maliyet en alt sınırından gösterilse bile hatta Sn. Cumhurbaşkanının özellikle dikkat ettiği gibi halkın yararına yapılan harcamaların eski TL. kendi menfaatine olan harcamaların yeni TL. olarak telaffuz edilmesi hassasiyetine uyarak yeni TL. olarak açıklamasının hemen akabinde yalan yanlış rakamlar yayınlanıyor düzeltmesi ve aba altından sopa gösterilmesi  tekzibi gecikmedi…% 56 biz bunun böyle olduğunu söylememiş miydik, hep haklı çıkmaktan bıktık, artık bizim sesimize kulak vermenizin zamanı geldi de geçiyor. Şu ağzınızdan düşürmediğiniz Milli Egemenlik lafını hayata geçirin de barajı Makul (!) (ama sizce makul olan değil herkesin kabul edebileceği gibi makul) seviyelere düşürün de herkesin İradesi yerini bulsun. Sizin Milli bir hükümet olmadığınız Milli Bayramları önce yasaklayıp, işinize gelince serbest bırakmanızdan, Bayrağa olan saygınızdan (!) ve Atatürk’ü unutturmaya çalışmanızdan, ona küfredenleri baş tacı etmenizden belli olmuştur…İmza : Milli İrade

_________________________________________

Sayın Çölaşan,

sizin sorduğunuz soruları muhalefetten birileri neden soramaz?

Biri bence çok güzel bir foto hazırlamış sizin veya birilerinin işine yarayabilir.

Samimi selamlarımla.

İyi çalışmalar dilerim.

Mitat

_________________________________________

Sayın emin çölaşan abi selamlar
Ben 10 sene çalıştım 3 sene sigortalı göstermişler 7 senem kayıp 3 erkek evladım var yaşım geldi emekli olacagım fakat primi eksik 50 yaşımdayım yaşlısın diye kimse iş vermiyor. Bir süre sonra iş buldum cok sevindim çöpte çalışıyordum ekmek parası mutlu olmuştuk ailece 2 ay çalıştım işler az diye çıkartılar.evim kira ne yer ne içeriz benim yerime kendini koy sen olsan ne yaparsın . en büyük oglum üniversitede okuyor digeri acık lise deger oglumda orta son sınıfda okuyor bizi yönetenler 1 milyar 370 milyona saraylar yapıyor ve itibarimız artı diyor gülerek benim kafamı sokacak bir gece kondum yok bırak gece konduyu tuvalat yaptıracak param yok emin abi benim gururum itibarım yokmu emin abi yüregim sızlayarak size yazı yorum bizde bu vatan evladı deyilmiz emin abi market önünden gecerken herkesin filesi torbası dolu ben ise boynu bükük elim boş eve gidiyorum bunları yaşayan varmı evler katlar villa istemiyoruz iş arıyorum buda garibime gidiyor 50 yaşındayım diye iş bulamıyorsam benim günahım ne emin abi 50 yaşındasın diye bir kanun varmı söyleyin abi ellerim titriyor yazarken sana yazdım diye belki beni hapse atarlar atsınlar emin abi size işimi dökdüm kusura bakmayın hergün yazılarını okuyorum bir baba bir abi gibi yakın oldugunuz için size yazdım ismimi vermeyin bir çaresisiz kimsesiz gariban baba boş verin yazdıklarımı unudun gisin Emin abi ellerinden öperim sevgiler bir baba

Timur Karadeniz

_________________________________________

Sayın Emin ÇÖLAŞAN,
Malumlarınız olduğu üzere insanın yüz ifadesi insanın “ruhi halinin” aynasıdır. Güleni, ağlayanı, sıkılanı, somurtanı hep yüz ifadelerinden anlarız. Emin Bey çok rica ediyorum şu 12 nci adamı (Atasına Atatürk diyemeyen adam) dün Mozele'ye çelenk koymaya doğru ilerlerken ve tam çelengi koyarkenki yüz ifadesini bir daha inceleyiniz. O yüz ifadesi her şeyi anlatmaya yetiyordu. Suratında bir işi zoraki yapmanın somurtkanlığı vardı. Zamanında Ata'nın huzurunda çıkmayı sap gibi dikilme diye addeden şu adam çelenk koysa ne yazar koymasa ne yazar.(Takiye diye buna denir herhalde) Ben bu manzarayı daha kaç yıl seyredeceğim?
Tıp diyor ki bir insanın gülmesi için (tam hatırlayamadım) 35 kası, somurtması için 350 kasının çalışması gerekirmiş. Söyleyin ona boşuna kaslarını çalıştırmasın(!)
O zatın Türk Tarih Kurundaki konuşmasının doğruluk derecesi nedir? Atatürk'ten bir cümle öğrenmiş milli irade, milli irade. Tesadüfe bakın ki başbakan vekili de aynı cümleleri kullanıyordu.
Özür dilerim sinirlendim de konuyu sizinle paylaşmak istedim. Selam ve saygılar.
Ali AKUZUN
_________________________________________

Emin bey iyi günler size yazılarınızı her gün takip ediyorum daha doğrusu sözcü gazetesinde yazan bütün yazarları takip ediyorum.Sizden ricam bu milli ordunun tüm yükünü çekip emekli olan astsubaylarımız şimdiye kadar hak ettiklerini alamamışlardır.Ne  kadar mağdur olduklarını biliyorum .Bu ülkede tüm kamuda çalışan personel ¼ kadrosunu alırken birtek bu ülkede astsubaylarımız alamıyordu  o da yeni kanunlaştırıldı.Ama emeklilere bir yansıma olmadı maddi yönden diyorum.Lütfen sizden rica ediyorum .Emekli astsubaylar açlık grevine başladılar ama hiçbir gazete gündeme getirip yazmıyorlar nedense onlarda bu ülkenin insanları .İyi günler diliyorum.

_________________________________________

Akşam haberlerde izledim Cumhurbaşkanı için Aksaray yapılmış 1 Milyar 370 Milyon TL sevindim, Ardından birde  yeni uçak alınmış 410. Milyon TL (maliye bakanının verdiği rakamlar) sevindim, ne kadar güçlü ve zengin bir ülke olduğumuz geldi aklıma, eee Cumhurbaşkanına böyle bir saray yaptırıp , böyle bir uçak alan bir ülke fakir olamazdı herhalde dedim kendi kendime ve gururlandım.
Sabah işe gitmek için erkenden kalktım son 15 yıldır olduğu gibi, malum şantiyeci adam erken kalkar, daha gün ağırmadan, çoğu zaman yolda işe giderken aydınlanır hava.  Sokağa çıktığımda bir hanım oğlunun üzerinde montu olmasına rağmen battaniyeye sarmış servis bekliyordu, oğlu keremi okula göndermek için, daha sabah ayazı hakimdi  sokaklara,  1.sınıfa gidiyordu kerem, sabah 6:30 gibiydi, neden bu kadar erken kalkar bu çocuklar, sordum; abla neden bu kadar erken gidiyor oğlunuz okula;   Benim oğlum sabahçı, okullar yetersiz geldiğinden okula giden çocukları ikiye bölmüşler, sabah öğlene kadar bir grup,
öğleden sonra bir grup, öğleden sonra gidende akşam 6:30 gibi çıkıyor okuldan, yani yaklaşık hava karardıktan 2 saat sonra, malum kış ayı.
Ya dedim bizim devletimiz çok zengin, Saraylarda Köşklerde oturuyor bizim yöneticilerimize yeni özel uçaklar alınıyor, ne demek okul yetersiz, bu ülkede okul yapmak neki bunca masrafın harcamanın yanında;  Kadın; O zenginlikler kendilerine, onların çocukları Özel okullara, kollejlere gidiyor, bizim çocuklarımızın saat kaçta okula gidip geldiklerinden bile haberleri yoktur.
Kereme baktım üşümüş burnunun ucu kızarmıştı, anladımki  daha 7 yaşında olmuştu Kerem şantiyeci.

_________________________________________

ERCAN
SAYIN ÇÖLAŞAN ANKARA ÇUKURAMBARDA HAYAT SEBLA EVLERİNDE OTURUYORUZ 2 YIL ÖNCE ASFALT PARASI ADI ALTINDA BİR BORÇ GÖNDERDİLER ÖDEDİK. BU YIL TEKRAR 1434 TL ASFALT PARASI DİYE YENİ BİR BORÇ GÖNDERDİLER. ANLAŞILAN EFENDİLERİN SALTANATININ DEVAM ETMESİ İÇİN HER YIL VATANDAŞA ASFALT PARASI DİYE HARAÇ BORCU GÖNDERECEKLER..
Ozcan
_________________________________________

Emin Bey merhaba,
10 kasım sabahı TEM Fatih köprüsü yolunda ilerlerken saat tam 9:05’te koskoca otoyolda durup atamızı anmak istedim.
İnanın sanki herkes aynı şeyi düşünürcesine birden doğaçlama tüm araçlar durdu, araçlardan çıkıldı ve sirenin çalmasını bekledik.
Koskoca otoyol diyorum çünkü daha önceden böyle bir şey görmedim.
Harikaydı, atamızı bu şekilde andık, farkındalık ve duyarlılık olağanüstüydü.
Bu durumu size de aktarmak istedim.
Sevgi ve saygılarımla.
Haldun Amasyalı
_________________________________________

Emin Bey merhabalar,

Ben uzun sayılabilecek bir süre yurtdşında yaşamış, şu anda Istanbul’da çalışan ve oturan bir çevre mühendisiyim. 2013 yılında Türkiye ye kesin dönüş yaptığımdan beri Türkiyede gözlemlediklerim beni inanılmaz hayal kırıklığına uğratmakta.

Son olarak, işyerinde beraber çalıştığımız diğer çevre mühendisi arkadaşlarımızla birlikte, Soma Yırcada yaşanan termik santral inşaatı rezaletini buyuk üzüntüyle ve deyim yerindeyse kahrolarak izliyoruz. Gazete haberlerinde verilmeyen ve Sözcu’nun haber yapmasini istedigimiz nokta, termik santrale ÇED raporu hazırlayan Hidro-Gen Enerji İthalat İhracat Dağıtım ve Ticaret A.Ş. nin %93 hissesinin, termik santral inşaatını alan KOLİN İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş ye ait olması! Yani tam bir çıkar ilişkisi sözkonusu…Acımızı arttıran bir diğer husus da, devletin kaynaklarını koruması gereken Çevre ve Ormancılık Bakanlığı nın bu yağmaya göz yumması ve tabii kaynaklarımız birilerine peşkeş çekilirken sessiz kalmasıdır. O firmada görev yapan çevre mühendisleri ise tamamesn etik ve profesyonellik dışı davranmışlardır. Yurtdışında aynı olay gerçekleşse meslekten men edilmeye kadar cezai yaptırımları olan davranışların maalesef ülkemizde cezasız kalmakta olduğunu görmek ülkesini seven her Türk vatandaşı gibi bizi de derinden etkilemekte.

Hidro-Gen in kimliğinin halkımız tarafından bilinmesi için elimizden geleni yapma konusunda yardımcı olursanız çok memnun oluruz. En azından, insanların yapılan katliamlara duyarsız kalmadığını, araştırma yaptıklarını bilmeleri önemli diye düşünüyorum. Çevre Mühendisleri Odası na da bir bilgilendirme emaili göndereceğim ve ofisteki arkadaşlarımızla birlikte internette başlatılan kampanyalara da destek vereceğiz.

Teşekkürler ve saygılarımızla,

Selvihan Balcioglu
Çevre Y. Mühendisi, M.Sc., P.Eng.

_________________________________________

Sayın Çölaşan;
Eğer okuyucu mektuplarınızda yayınlarsanız; lütfen adımı da altına yazın.
Ferruh Çelik
İstanbul
Saygılarımla…

Zeytin ile imitihanımız!
Bülent Arınç buyurmuş; Dağ taş zaten zeytin ağacı!
Yaygaraya gerek yok, 6000 “Zeytin Ağacı” katledil, ne önemi var yani, zaten her taraf zeytinlik, ülkenin enerjiye ihtiyacı var. “Ne olacak yani?” demeye getiriyor.
Anladık, havuz hesabını bozmayın diyor.
Şunları biliyor musunuz?
Amerika 1947’de Marshall yardımını onayladı. Türkiye’ye Mısırözü yağı, Margarin yağı bedavaya verildi.
O yıllarda bir türkü dillere dolandı;
“Zey­tin­yağ­lı yi­ye­mem aman, bas­ma da fis­tan gi­ye­mem aman.
Se­nin gi­bi ca­hi­le, ben efen­dim di­ye­mem aman…”
Amaç Türkiye’de zeytin ve zeytin yağını bitirmekti.
Sonunda amacına ulaştılar. Yıllarca halk ne olduğu belirsiz abuk sabuk yağlara bağlandı, zeytin ve zeytinyağı bitirildi.
Bugün eşim pazardan sevdiğimiz bir yeşil zeytinden aldı. Kilosu 25TL, çekirdeğini çıkar neti 50TL eder.
Hakiki sızma zeytinyağı (Taşbaskı) 50TL den aşağı değil litresi.
Dünyada en fazla zeytin ve zeytinyağı üretme potansiyeline sahip bu ülkede yaşayan halk bile en sağlıklı yağını mutfağına koyamıyor. Ne olduğu belirsiz, mısırözü, margarin, ayçiçek yağları ile yemek yapıyor, kahvaltısında ağız tadı ile zeytin yiyemiyor.
Eğer dağ taş zeytin olsa idi; bugün erişilmesi mümkün olmayan fiyatta olmazdı.
6000 Ağaç, 6000 can. Bugün yok…
Yunanistan üretir, İtalya üretir, İspanya üretir, Portekiz üretir; Biz de bakar ve oralardan satın alırız gari!
Veya şöyle bir argüman ortaya koyabiliriz; “Bir bakan demiş ya; zeytini marketten alabilirsiniz” Buna göre demek ki zeytin Migros’ta yetişiyor, velvele yapmaya değmez…
_________________________________________

Hantal devlet
Sayın Emin Çölaşan,
Yukarıdaki başlığa uyan devlet yapımızı acı bir örnek vererek izah etmeye çalışacağım. Bu durumu köşenizde yansıtısanız toplum adına minnettar olurum.
Bilindiği üzere paraya ihtiyacı olan bir şahıs kimseye minnet etmemek için doğru gider, bir bankadan kredi alır. Ne yazık ki bu bankalar kanuni hakları
haricinde de paralar almakta. Dosya parası, şu parası-bu parası gibi paralar alıp kasalarına koymaktadır. Bu fazladan paraları geri alabilmek için de
kaymakamlıkta bir -Tüketici Hakları- bölümü kurmuşlar. Bankalara gidip aldığın kredinin ödeme dekontlarını çıkarttırıyosun. Onun için de para ödüyorsun.
Kaymakamlığa gidip başka belgelerle de evrakı olgunlaştırıyorsun. O işlere bakan avukatlar üç ay kadar sonra senden haksız alınan paraları tahakkuk
ettirip sana iade ediyorlarmış. Ben de bu işe yeni başlayacağım. Bir arkadaşım bu işlemi yaptırmış, 725 TL almış.
İyi, güzel de, madem ki hukuk devletiyiz haksız olarak bu paralar niye kesilmiş? Madem ki hukuk devletiyiz, emsal gösterilerek müraacat etmeyenlerin
parası niye bankaların kasalarında?
Bu arkadaşımızın aldığı 725 TL’yi ortalama baz aldığımızı farz edelim. On milyon insanın kredi çektiğini düşünürsek 725×10.000.000=7.250.000.000, yani
yedi milyar 250 milyon TL, bankalar hakkı olmayan parayı almış demektir.
Parayı geri almak için ortaya çıkan iş hacmini de siz düşünün. Bunun çok pratik bir yolu olamaz mıydı?

Saygılarımla,

Şükrü Çetinkaya
Emekli Topçu Astsb.
_________________________________________

Emin bey, bir alevi yurttaş olarak yazdığınız yazı için şunu diyeceğim. Milyonlarca alevi var.Hepsi fabrikadan çıkmış gibi standart değil elbette.Bu zaten doğanın kanununa aykırı.

Ama ezici bir çoğunluk (belki %95 ler seviyesinde) AKP karşıtıdır ve Erdoğanı Yezid gibi görür.
Bu yüzden alevi toplumundan oy alamazlar.

Özgür
_________________________________________

bir araya gelmeyin

Emin bey günaydın

sözcünün tüm köşe yazarlarını her gün düzenli okuyorum ve artık içime işlemiş endişe bana korku veriyor sizler bu iktidar için çok tehlikelisiniz sözcü personeli birlikte çay içmeyin yemeğe aynı saatte gitmeyin toplantıyı tele konferansla yapın bunlar sizi ortadan kaldırmak için neler düşünüyorlardır kimbilir çok endişeliyim inanın

allah hepinize sağlıklı ve uzun ömür versin
Ahmet
_________________________________________

Günaydın Emin Abi,

Benim toplumumun durumu ancak bu kadar güzel anlatılır çok teşekkür ederim…Yüzyıllardır kürtlerden çok yakılıp yıkılan kıyıma uğrayan bir toplum olduğumuz halde yolumuz sevgi ve insan üzerine kurulu ve galeyana da gelmediğimizden isyankar değil affediciyiz…Aşık Daiminin dediği gibi “buda gelir,buda geçer ağlama”.Bunlarda bi gün son bulacak, devran kimseye kalmaz fakat bunlar farkında değiller hala..Eğitim durumu yüksek bir toplum olduğumuzdan ne kadar göz boyasalar da gerçek yüzlerini de çok iyi bildiğimizden çoğunluğu asla kandıramazlar…1990 öncesine kadar baskılar kıyımlar neticesinde kendimizi ifade edebilen bir toplum olmadığımız için üzülüyordum en azından bugün bunları da az çok aştık. Alevi olduğum için mutluyum ve çok şanslıyım…Tekrar teşekkür ederim…

Sevgiler

Meral :)

_________________________________________

Emin Bey merhaba,

bu asfalt ücretleri konusunu ele almanıza inanın ne kadar sevindiğimi söylesem azdır. bu toplanmak istenen paranın bir yasal dayanağı var mıdır? bir de çok önemli olan bir konu var ki; aynı binada oturan dairelerden yola cephesi bulunan dairelere iki kat daha fazla asfalt parası gelmektedir. bu nasıl olabilir? yani biz asfalt manzaralı evlerde mi oturuyoruz? hepimiz aynı yolu kullanmıyor muyuz?benim daireme 800 lira gelirken arka cephedeki aynı kattaki komşuma 200 lira geliyor. bu nasıl olabilir? ve en önemli soru bir belediyenin YOL yapmaktan başka ne görevi var ki? çöp deseniz parasını alıyor, emlak deseniz parasını alıyor. herşeyin parasını aldıktan sonra beni de yapsınlar başkan ben de yaparım. lütfen sesimiz olmaya devam edin. saygılarımla

Mustafa
_________________________________________

Sevgili Emin Çölaşan,

Aleviyim ama mezhebime inanıyor muyum? Hayır… Çünkü ben insan olmaya inanıyorum ve biz alevi zihniyetinde büyüyen insanlar çoğumuz bu zihniyetle büyüdük…Bir dönem başörtü mağduriyeti yaşayanlar varya…yemişim onların mağduriyetini…Küçüklükten başladı bizimki…Apartmanda bizi sevsinler dışlamasınlar yediklerimize tükürmesinler diye hep gizledik alevi olduğumuzu…Çok da önemli değil bunlar artık. Öldürmeyen şey güçlendirdi ve ben bugün alevi olduğum için yobaz zihniyetle büyütülmediğim için çok mutluyum…Size bir örnek vereyim, digitürk abonesiydim ve kapatmak istedim. Kapatmamam için bana o kadar çok telefon açtılar ki bedava vermeyi dahi teklif ettiler onu da kabul etmedim ve kapattım. Akparti zihniyeti de böyle…Ne söylerse söylesinler ne yaparlarsa yapsınlar biz onların samimiyetine asla inanmıyoruz ve asla oyumuzu da onlara vermeyiz…Verdikleri tahribat gün geçtikçe artıyor…heryeri betona çevirdiler aynı kendi beyinleri gibi…

Suna
_________________________________________

Muzaffer Talatpaşaoğlu’ndan Sayın EMİN ÇÖLAŞAN’a

ÜSTADIM ( SAYIN EMİN ÇÖLAŞAN)

Hürriyet Gazetesi'nde köşe yazmadan önce, röportaj yazıları yazdığınız zamandan beri, şimdiye kadar olan dönemde hep okuyucunuzum.

Hürriyet Gazetesi'ni; size haksızlık yaptıklarında, sizi ayırdıklarında ben de bıraktım. Siz Sözcü'de başlayınca da Sözcü Gazetesi'nin okuyucusu oldum.          O günden bu yana devamlı Sözcü okuyucusuyum aynı zamanda  Aydınlık ve Cumhuriyet Gazetelerini de her gün alıyor okuyorum ayrıca insanlara okutmaya çalışıyorum. ( Yeri gelmişken bu gazeteler arasında zaman zaman birbirlerine yok yere sataşmalar olduğunda canımın fena halde sıkıldığını da belirtmek isterim)

Hürriyet Gazetesindeki “ minik kuşu” galiba yanınızda getirmediniz orada bıraktınız. Sanırım bu birazda artık istihbarata gerek kalmadığından her şeyin bütün hırsızlıkların günümüzde, gözümüzün önünde açık açık yapılmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Bu duruma uygun bir şiirimi laf gelmişken paylaşmak isterim.

Göz göre göre oluyor,

her şey gözümüzün önünde.

Hukuksuzluk hayat tarzı olmuş

arsızlık yürürlükte.

Hırsız artık saklanmıyor

takmıyor yüzüne maske

karanlığı beklemiyor

ihtiyacı yok geceye.

Saklı gizli değil hiçbir şey,

her şey gözümüzün önünde.

Ne kanuna uyuluyor, ne kitaba.

Hırsızlık meslek oldu,

hem de en gözde.

vermiyor kendine zahmet,

girmiyor pencereden evimize.

Uzaklarda arama,

çok yakınımızda.

Sokmuş… elinin biri cebimizde

dikmiş gözünü

soframızdaki son ekmeğimize.

_________________________________________

Sayın Erdoğan, Türk vatandaşının vergi parasiyle yaptırdığın bu AK SARAY ile ve bunun doğuracağı aylık giderleiyle, (Türkiye’de 29 milyon vatandaşın açlık sınırın altında yaşadığı ve bunun büyük bir bölümüde açlık ve sefalet içinde olduğunu göz önüne getirecek olursak) Türkiye’nin itibarını yükselteceği yerde, tam tersine Türkiye’nin itibarını çok ağır bir şekilde zedeleyeceği bir gerçektir. Türkiye’nin bu dende fakir fukara toplumu (tabii ki, fıldır fıldır köşeyi dönüp duran ve servetlerine servet katan sizin çevreniz hariç) var iken, zatıalinizin bu SARAY’da oturması hiç ama hiç yakışmamaktadır. Buna ilaveten, emrinizde olan sayısız hiper lüks zırlı Mercedes limozinleri, hiper lüks uçaklar ve sizin peşinizde devamlı olarak gezen binlerce kişiden oluşan koruma ordunuzun göz kamaştırıcı giderlerini yine o fakir fukara, garip gurabe Türk vatandaşların vergisinden ödeniyor değil mi ? Bu SARAY ve KONAK SALTANAT hırsını gözden geçirip, merhum Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamından örnek almanızı bir vatandaş olarak beklemek benimde hakkımdır diye düşünüyorum. Şaban Korkut Almanya’dan yazdı.

_________________________________________

Sayin colasan
bu zeytin agaclari sahipleri neden zeytin agaclarini sigorta yaptirmiyorlar.Almanyada her agacin uzerinde  bir numara takilidir  belediyede tescillidir, hele bir dokunsun birileri anasinin nikahini gorur..
mit freundlichen Grüßen

Avukat Yildiz Nergiz-Rechtsanwältin für türkisches Recht
_________________________________________
Sevgili Emin Abi,
Yıllardır yazılarınla kitaplarınla büyüdük, babam yazılarına önem verirdi.
Önce Hürriyet okumayı sonra Sözcü’yü okumayı öğrendik.
Hürriyetimizin alındığı sözümüzü söyleyemediğimiz ama Sözümü tuttuğumuz bir ülkede…
Eğer babam internet ve bilgisayar kullanmayı öğrenseydi,  80 ihtilalinde annesinin “bir gün ölün gelecek bu eve”korkusu yüzünden okulu bırakmasaydı nerelere gelirdi bilmiyorum…
Bize evler arsalar bırakmadı çokta umrumda değil ama koca bir kitaplık bıraktı içinde paha biçilemez hazinelerle dolu…

Onunla ve hayatla ilgili yazmak istediğim çok şey var ama kelimeler ve sözler bu sıra boğazıma diziliyor özleminden…

Sadece onun adına size teşekkür etmek istedim.
1 yıllık hastalık döneminde yazılarını okuyarak hayatını normal yaşadığı için…
13 Ekim 2014 günü son gazetesini okuyamadan aramızdan ayrılan babam adına “Kalemine sağlık sen hiç durma yaz Eminciğim…” diyorum.

Saygılarımla
Şefika

_________________________________________

Hadi yandaşlar yazamıyorlar, anlıyorum da muhalif medya niye yazamaz, bu kadar korku insan hayatını tehlikeye sokar. Bazı sözler vardır ki hemen her devirde geçerliliğini korur, mesela Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bugüne kadar çok güzel bir söylev olmaktan öteye gidememişti ama AKP iktidarı ona anlam kazandırdı, adeta teyit etti, belgelendirdi, güncelledi (!) hayata geçirdi. Aynı şekilde Ziya Paşa’nın Terkib-i Bendi, adeta Sn. Cumhurbaşkanımızın AKSaray’ın Türkiye’nin itibarını arttıracak bir yapıt olduğu iddiasına taa 150-160 sene önceden vermiş olduğu bir cevaptır. Muhatabı bu sözlerden hoşnut olmayacak diye o eseri görmezlikten gelemeyiz, ta ki yüzyıllar sonra bile bu eseri, AKSaray’ı görmezlikten gelemeyeceğimiz gibi. Ne demiş Ziya Paşa bir buçuk asır önce; Bed asla necabet mi verir hiç üniforma / Zerduz palan ursan eşek yine eşektir. Gençler için günümüz Türkçesine çevirirsek ; Aslında kötü olana istediğin kadar allı pullu, cafcaflı elbiseler giydirsen de asalet kazandıramazsın / Altın semer vursan eşek yine eşektir. Gerçeklerin üstünü örtmekle hiçbir şey kazanamayız, belki birilerinin sinirlerini hoplatmaktan bir süre kazanabiliriz ama gün gelir bir rüzgar, bir yağmur onun üstünü açıverir, gerçek sap gibi açığa çıkar. Yani bugünle bağlantı kurarsak, istediğin kadar büyük, şaşalı , 1250 odalı saraylar yaptır yine de Demokrasi liginin son sıralarında sürünen bir ülkenin Cumhurbaşkanı olduğun gerçeğini değiştiremezsin… Bizler Nihat Sami Banarlı’nın Edebiyat kitaplarını okuyarak büyüdük, o zamanlar devlet büyükleri gocunacak diye bazı sakıncalı yazılar kitaplardan çıkarılmazdı. Ağdalı laflara meraklı bir insan olan Sn. Cumhurbaşkanımızın da Ziya Paşa’yı hem de zevkle okuduğundan hiç şüphemiz olamaz, hatta onun darb-ı mesel olmuş sözlerini mitinglerinde sıkça kullanmıştır. İşine gelince sonuna kadar kullan, işine gelmeyince görmezlikten gel yok öyle şey… Urcay Aslay

_________________________________________

Sayın Çölaşan
“Papaya açık mektup” başlıklı yazınızı okudum harika olmuş. Yalnız bu yazınızı sadece siz değil isteyen herkes papaya göndersin   Hani oylama yapılıyor ya  internette onun gibi Sizin yazdığınız bu yazı veya benzeri bir yazı İngilizce ye çevrilsin  ve matbu  hale getirilsin papanın veya diğer devlet başkanlarının e mail adresine  bir tıklama  ile gönderilsin eğer bunu köşenizde dile getirirseniz. Bu işlerden anlayan birisi mutlaka organize eder diye düşünüyorum. Bu gerek ülkemizde gerekse dünyada ses getirir.özellikle hukukun üstünlüğüne inanan batı toplumlarında yankı bulur ve sadece papaya değil  bunu ziyarete gelen devlet ve hükumet başkanlarına da  gönderilmesi gerekir. yani herkese herkese gönderilir.
Selamlar saygılar

Osman
_________________________________________

Emin bey merhaba,

Bugün iki farklı konuda size yazmak istiyorum. Daha öncede yazımı yayınlamıştınız ayrıca bunun içinde çok teşekkür ediyorum.

Artık bu ülkede nereye baksak kokuşmuşluk hakim ve birtek birbirimize yakınıyoruz maalesef ama yine de susmamak lazım diye düşünüyorum.

1-Öncelikle size 10 kasımda başımıza geleni anlatmak istiyorum.

Ben doğma büyüme İstanbul’lu bir ailenin çocuğuyum.

Eşim ile Antalya’da yaşıyorum ve ressam olan annem ve babam ise Kemer’e bağlı Beldibinde yaşamaktalar.(Kemer ile Antalya arasında sahil bandında küçük şirin bir ilçedir.)

10 kasım günü sabah 09:05 te ben Antalya’da siren duymadım Emin bey.
Annem ve Babamda duymamışlar.

Yine orada yaşayan bir ressam tanıdığımız bayan ( ki kendisi 65 yaşlarındadır. ) ailemin yanına gelip hiçbir siren duymadığını ve buna çok üzüldüğünü belirtip Beldibi Jandarmasını aramak istemiş. Jandarmayı arayıp komutan ile konuşmayı talep etmiş ve komutana bağlandığında neden
10 kasımda hiçbir siren sesi duymadığımızı sormuş.

Atatürk sayesinde orada oturabilen Türkiye cumhuriyetini korumakla yükümlü komutan ne demiş biliyormusunuz.

Özrü kabahatinden büyük olan komutan “ne bileyim ben o saatte burda değildim” demiş.

Daha sonra da “takmayın kafanıza böyle şeyleri bir daha ki 10 kasım da çalarız sireni” demiş gülerek.

Düşünebiliyormusunuz bu ülkenin komutanı vatandaşıyla -ki bu vatandaş 65 yaşında bir bayan dalga geçercesine TSK’nın varolma sebebi olan duygularla ilgili bir soruya bu cevabı vermekte. Tanıdığımız hanım bu alaylı tavır karşısında “siz bu ülke için bunu bile yapamayacak durumdamısınız” diye sorduğun da ise karşılık daha da avam olmuş; senelerdir yurt içi ve yurtdışında sayısız sergi açıp bu ülkede ki sanat camiasında önemli yeri olan bu kişiye “sen bu ülke için ne yaptın acaba”
diye bağırıp telefonu kapatmıştır. olaya çok içeren tanıdığımız bunun üstüne oturup sinirinden ağlamaya başlamış. Ben olaydan iki saat sonra yanlarına gittiğimde öğrendim ve şok oldum açıkçası.

Bu ülke ne hale geldi Emin Bey böyle. Kimler hangi görevlerde, kimsenin mi onuru ilkesi kalmamış, herkes mi kendini düşünür olmuş anlayamıyorum inanın.

Saygılarımla,

_________________________________________

Merhaba sevgili Emin Hocam,
Size Başkentimizden yazıyorum. Bugünkü “papaya açık mektup” adlı yazınızı okuyunca ve bir de oradaki aydınlatmaları da konu edince size de bahsetmek istedim kısaca. Önce belediyeye email yolladım sonra gerekli özel firmaya yani enerjisaya 1 ay oldu belki de geçti. Sokaklar hala karanlık ama onlar aydınlık ve refah içerisinde. Biz ise afedersiniz po…muzu kollamak zorundayız. Bir de öğrendiğim bir şey var ki meğer tüm Türkiyede bu yolla elektrik tasarrufu yapılıyormuş. Sarayları aydınlatmak bizim aydınlığımıza engel oluyomuş meğer… Amacım bu konuyu da gündeme taşımanız sizden rica ediyorum. Ana caddeler gösteriş için aydınlıkken sokaklar karanlık…Tabiki sevgili devletimizin de bir çalışanı olarak bu nedenle sizden ismimi kullanmamanızı diliyorum. Teşekkür ederim duyarlılığınız ve tüm yazılarınız için…
_________________________________________

Emin bey merhabalar. Ben Burak Geçkin. Sizi ve yazılarınızı takip eden bir vatandaşım. Ben bir Artvinliyim. Haberleri takip ediyorsunuz mutlaka Türkiye’nin neredeyse tamamı rant halinde talan ediliyor maalesef. Sıra Artvin’e gelmiş görünüyor. 2012 Yılında Özaltın İnşaat Ticaret ve Sanayii şirketi, Artvin'in Cerrattepe bölgesinde bakır madeni kurmak için ruhsat aldı. 2013 yılında da ÇED bakır madeni için olumlu karar verdi. Rize Mahkemesine açılan iki davayı da bu şirket kazandı. Rize Mahkemesi bölgeye bir bilirkişi gönderdi. Bilirkişi raporuna göre madenin yapılması demek yaklaşık bir buçuk milyon ağacın kesilmesi, bölgedeki suların kirlenmesi, böcek salgınlarının başlaması ve daha nice doğal alanların tahrip edilmesine yol açacaktır. Maalesef bu olaydan Ulusal basında pek söz edilmemektedir. Sizden ricamız bu konuya da yazılarınızda değinmenizdir. İyi çalışmalar diliyorum.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp