Reklamsız Sözcü

Türban yargıya taşındı!

Eğitim-İş, türbanı ortaöğretimde serbest bırakan yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

android-time 12:51 30 Eylül 2014
Türban yargıya taşındı!
Eğitim-İş, türbanı ortaöğretimde serbest bırakan yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

Eğitim-İş, türbanı ortaöğretimde serbest bırakan, Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmeliğin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay'da dava açtı.
Başvuru dilekçesinin Danıştay 8. Dairesi'ne verilmesinin ardından, Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması şöyle:

Bakanlar Kurulu'nun 2014/6813 karar sayısı ile 27 Eylül 2014 gün ve 29132 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yönetmeliğin 1. Maddesine göre; “…26/11/2012 tarihli ve 2012/3959 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. d) Okullarda yüzü açık bulunur; siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz; saç boyama, vücuda dövme ve makyaj yapamaz, pirsing takamaz, bıyık ve sakal bırakamaz, e) Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde baş açık bulunur…” denilerek değiştirilmiştir.

Yani dava konusu yönetmelik değişikliği ile; “okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda okul içinde başın açık bulunacağı” belirtilerek, ortaokul ve ortaöğretim kurumlarının tamamında kız öğrencilerin 9 yaşından itibaren başlarını örterek derslere girmelerinin önü açılmıştır. Davalı Milli Eğitim Bakanlığı, bu yönetmelik değişikliği ile ortaokul ve ortaöğretim kurumlarında kız öğrencilerin derslere başlarını örterek türban ile girebilmesini amaçlamıştır. Aynı düzenleme ile yasakları genişleterek, öğrencilerin saçlarını boyamalarını, vücutlarının herhangi bir bölümüne dövme ve makyaj yapmalarını, pirsing takmalarını da yasaklamıştır.
Dava konusu düzenleme ile insan hakları, çocuk hakları ve kadın hakları ihlal edilmektedir. Bu yönetmelik değişikliği ile Anayasa'nın 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununu, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, Kadın Haklarına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ihlal edilmiştir.
Dava konusu yönetmelik değişikliği, sadece bir mezhebin inançlarına yöneliktir ve laik devlet ilkesine aykırıdır. Laik devlet sisteminde bir dine, bir mezhebe ya da bir inanış şekline ayrıcalık tanınamaz. Devlet, tüm inançlara aynı mesafede olmalıdır. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile laik bir ülkede sadece tek bir dinin, bir mezhebinin inançlarına yönelik ayrıcalık yapılmıştır. Bu şekilde yapılan bir düzenleme toplumda ayrışmalara neden olacak niteliktedir. Dava konusu düzenleme ile ülke genelindeki eğitim öğretim birliği ve bütünlüğü bozulmuş, laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket edilmiştir. Uygulamanın aynı şekilde devam etmesi halinde, ülkemizdeki okullarda siyasi kutuplaşmalar başlayacak ve laik devlet düzeni yok edilmeye çalışılacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı başörtüsünü istismar etmiş, kötüye kullanmış ve okullarda siyasi simge olarak kullanılmasına neden olmuştur. Bu şekilde, okullarda başörtüsü kullanımı ile siyasi grupların oluşumunun önü açılmıştır.
Anayasanın 41. Maddesine göre, 18 yaşın altındaki insanların dini duygularına, inanç şekillerine ve biçimlerine karşı yapılacak her türlü istismara karşı Devlet koruyucu tedbirler almakla vazifelidir. Dava konusu yönetmelik değişikliği ile 9 yaşından büyük çocukların inançları, yaşam tarzları ve giyim kuşam özgürlükleri istismar edilmiştir. Atatürk İlke ve Devrimlerine açıkça aykırı olacak şekilde yönetmelik değişikliği yapılmıştır. Kız öğrencilere; örtünmeleri için baskı yapılmaması, dinsel duyguların hiçbir yerde sömürü malzemesi yapılmaması ancak laik eğitim sistemi ile sağlanabilir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu laik eğitimi benimsemektedir. Bu yasa Türkiye Cumhuriyetinin temel taşlarından biridir.
Ülkemizin imzaladığı ve 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasa'nın 90. maddesi gereğince kanun hükmündedir. Ancak dava konusu bu düzenleme ile çocuklar arasında belirli bir mezhebin anlayışı ön plana çıkarılmış, çocuklar arasında ayırımcılık yapılmış, çocuğun özgürlüğü elinden alınıp, başörtüsü takıp takmaması velisinin isteğine bırakılmış, çocuğun yüksek yararı gözetilmemiş, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterilmemiştir. Bu şekilde dava konusu yönetmelik değişikliği, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine açıkça aykırıdır.
222 sayılı İlköğretim Temel Kanunun 3. maddesinde; “Mecburi ilköğretim çağı 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter.” denilmektedir. Yani Bireyin 6-13 yaş arası çocukluk dönemi, 13-18 yaş arası ergenlik dönemidir. Bütün bu durumlar karşısında, dava konusu yönetmelik değişikliği ile kız çocuklarının 9 yaşından itibaren ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında türban takması serbest hale gelmektedir. Bazı çocuklarımız, velilerinin baskısı ile türban takmak zorunda kalacaklardır. Çocuk ve ergenlerin ruhsal gelişimini inceleyen bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; beşinci sınıfa başlayan çocukların (9 yaş) henüz soyut düşünme becerileri gelişmemiştir. 9-18 yaş arası çocuk ve ergenler kimlik ve kişilik oluşumu açısından kendi kendilerine karar verme yetilerine henüz sahip değildirler. Bu nedenle soyut bir konu olan dinin ve dinî kavramların 9-18 yaş aralığındaki çocuklar ve ergenler tarafından özümsenmesi ve kendi yaşamlarıyla ilgili kararları vermeleri beklenmemelidir. Soyut düşüncenin gelişimi genel olarak 11 yaşından sonra başlamakla birlikte, bu süreç her çocukta 11 yaşında başlamayabilir. Birey 18 yaşına kadar çocuktur. Böyle bir durum, çocukların ruh dünyalarında ilerde telafi edilemeyecek psikolojik travmalara neden olacak, okullarda, sınıflarda ve toplumda ayrımcılığa yol açacak, çocuklar ve toplum kamplara ayrılacaktır.
Dava konusu yönetmelik değişikliği ile konulan katı kurallar nedeniyle çocukların kimlik ve kişilik gelişimi sağlanamayacaktır. 9 Yaşından itibaren türban takan çocuk, o yaştan itibaren çocukluğunu unutarak, kendisini yetişkin ve olgun hissetmeye başlayacaktır. Erken yaşta cinsel kimliği ile ön plana çıkacaktır. Cinsiyet farkının yeni yeni fark edildiği bir dönemde, türban takan kız çocukları daha belirgin hale gelecektir. Toplum da, çocuğu yetişkin birey olarak görecektir. Bu durum ise çocukta psikolojik travma yaratıp, gelişim bozukluğuna yol açacaktır. Her şeyden önce çocuk, türban takmasını isteyen kendi anne-babasının, aile büyüklerinin ve okuldaki erişkinlerin baskısı altında kalacaktır. Çocuğun özgür iradesiymiş gibi gösterilen yönetmelik değişikliği, aslında ailenin ve diğer erişkinlerin iradesi olacaktır. İlköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocuk, baş örtmenin soyut dini gerekçelerini henüz tam olarak kavrayamayacağından ailesi ve/veya okulundaki erişkinlerin etkisi altında kalarak baş örtme gerekçelerini benimsemek zorunda kalacaktır. Gerekçelerini kavramadan uygulayacağı bir karar ise, çocuğun ilerleyen yıllarda kimlik gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Sınıf içinde birkaç çocuk türban takınca, diğer çocuklarda baskı olacaktır. Çoğunluk türban takmaz ise, bu defa da türban takan çocuklara baskı olacaktır. Mahalle baskısı benzeri bir durum ortaya çıkacaktır. Yani sınıf ortamında başı açık ya da kapalı olanların sayılarına bağlı olarak azınlıkta kalanlar, çoğunluk tarafından dışlanacak ve duygusal anlamda incineceklerdir.
Eğitimin dini kurallara göre biçimlendirilmesi okullardan başlayarak toplumda giderek derinleşen ayrışmalara neden olacaktır. Bu şekilde milli eğitim ve toplum, kargaşaya ve kaosa sürüklenecektir.
Eğitim-İş olarak, eğitimde ayrımcılığın, eşitsizliğin, ötekileştirmenin karşısında olmaya, eğitim sisteminin dinselleştirilmesine ve tek tipleştirmeye, karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Son güncelleme: android-time 12:5530.09.2014
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more