Reklamsız Sözcü

‘Yaklaşan fırtınayı hissediyorduk’

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dünya Ekonomik Forumu'nda konuştu.

android-time 20:15 29 Eylül 2014
‘Yaklaşan fırtınayı hissediyorduk’
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dünya Ekonomik Forumu'nda konuştu.

Davutoğlu, sözlerine, “İstanbul öylesine çok ülkenin ortak bölgesi ki, eğer bölgesel kalkınmayı konuşacaksak, en doğru yer İstanbul’dur. En doğru ülke de Türkiye’dir. Napolyon’a atfedilen bir söz var, ‘Eğer dünya tek bir devletten idare ediliyor olsaydı, baş şehir İstanbul olurdu’. Çünkü birçok bölgenin, 7 iklimin, Asya’nın, Avrupa’nın ve Afrika’nın, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Hazar’ın ve Körfez’in baş şehridir İstanbul” diye başladı.

Son dönemde Türkiye’nin sınırına dayanan terör olaylarına değinen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“IŞİD ve onun etrafından gelen terörist meydan okumalara cevap mahiyetinde yorumlanması dileğiyle; 2009 yılında birçok Ortadoğu, Balkan platformunda yaptığımız konuşmalarda 4 ilkeyi öne çıkardık. Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da yeni bir siyasi düzeneği öne çıkardık ve ‘üst düzey siyasal diyaloğa ihtiyaç var’ dedik. İkinci yeni bir güvenlik sistemi, üçüncüsü karşılıklı bağımlılığa, dördüncüsü de kültürel bakımdan içselleştirici yeni bir siyasi kültüre ihtiyaç var.”

 

“YAKLAŞAN FIRTINAYI HİSSEDİYORDUK”

“Yaklaşmakta olan fırtınayı hissediyorduk ve bu dört ilkeye mütenasip olan aslında dört düzlemde yeni politika alternatifleri geliştirdik. Yüksek düzeyli yoğun siyasi işbirliğini karşılamak üzere bir demokrasi tarihinde ilk defa kullandığımız bir tabiri geliştirdik ve yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyleri kurduk. İlk defa 2009 Irak ile başladı, Suriye ile devam etti ve o zaman o yapılarla ikili düzeyde çevre ülkelerle aramızdaki ilişkileri entegre etmeye çalıştık. Bu yolla hem Avrupa’daki ekonomik daralmadan diğer bölgelere açılma imkanı hasıl oldu hem de bu ülkelerle daha yakın işbirliği… Yunanistan ile devam ettik, Rusya’yla, Bulgaristan’la, Azerbaycan’la, Mısır’la… 17 ülkeyle referanslar mahiyetinde mekanizmalar kurduk.”

“SINIRLARIMIZ GEÇİŞKEN”
“Sınırlarımız Avrupa’daki sınırlar gibi doğal değil, geçişken sınırlar. Bu siyasi durumu ekonomiye soktuk, her ülke ile ekonomik serbestlik devreye soktuk. Vizesiz girilebilen ülke sayısını 72’ye çıkardık. Serbest ticaret anlaşmalarına hız verdik. Bu da bizim için özellikle ekonomide yeni bir sıçrama tahtası oldu. Komşu bölgelerle ticaretimiz yüzde 8’e çıktı. Bölgesel motivasyon arttı. Üçlü mekanizmalar devreye soktuk. Büyük ekonomik projeleri, son olarak TANAP’ı devreye soktuk. Dünyada en fazla temsilciliği olan 7. ülkeyiz. Neden çevreye açıldık? Eğer kriz varsa, krizi, kriz içerisinde hapsolarak yenemezsiniz. Üstüne çıkmak, yukarıdan bakmak ve krizi yönetmek gerekir. Bizim hükümetlerimiz bu süreci öylesine entegre şekilde yönetti ki, şimdiki Cumhurbaşkanımız, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, ‘Kriz bizi teğet geçti’.

ARAP BAHARI
“Arap Baharı’nı hepimiz için ilk olarak, soğuk savaşın sona ereceği, özgürlüklerin, demokrasinin nihayet bu bölgede de gelişeceği bir ortam olarak gördük ve sahiplendik. Hâlâ sahipleniyoruz. Bize geçmişte demokrasi dersi vermeye kalkanlar, Ortadoğu’da demokrasiyi ve demokrasi güçlerini terk ettiler ama biz terk etmeyeceğiz. Demokrasi sürdürülebilir istikrarın en önemli garantisidir. İstikrar bir devlet başkanının uzun yıllar işbaşında kalması değildir. İstikrar, tek bir partinin uzun yıllar bir ülkede egemen olması değildir. İstikrar halkıyla meşruiyet içerisine girmiş ve meşruiyeti sürekli demokrasi üzerinden test eden sistemin adıdır.”

“ESAD İLE 7 SAAT GÖRÜŞTÜM”
“Beşar Esad ile halkına zulmetmemesi konusunda ikna etmek için 2011 Ağustos ayında çok yoğun bir çabam olmuştu. Kendisiyle 7 saat görüştüm. O sırada “Ya biz ne olacağız?” gibi bir soruyla muhatap olmuştum. Demokrasi için bir tek kriter konulsa, ben o kriterin pratik karşılığı şudur demiştim kendisine: “Bir ülkede eğer eski cumhurbaşkanları veya başbakan, barış ve huzur içinde yaşayabiliyorsa ve eski cumhurbaşkanı ve başbakan varsa, o ülkede demokrasi vardır, başka bir şey aramayın. Ama bir ülkede eğer eski cumhurbaşkanı ve başbakanlar ya hapiste ya mezarda ya sürgündeyse, demokrasi yoktur. Sizin Arap dünyasında eski liderlerin bir kısmı sürgünde demiştim. Binali… Bir kısmı mezarda demiştim, Kaddafi… Bir kısmı hapiste, Mübarek… Demokrasiyle seçime gidin, kazanırsanız cumhurbaşkanlığınız devam eder, kaybederseniz, kendi ülkesinde huzurla yaşayan bir eski cumhurbaşkanı olursunuz ve yeni bir seçime hazırlanırsınız. Aslında demokrasi bu anlamda liderlerin hayatını da garanti eden bir sistem. Demokrasi olmayan yerlerde liderler kendilerini güvende hissetmezler ve iktidarı varoluş makamı olarak görürler. Düştüklerinde öleceklerini düşünürler.”

 

“ESAD’I İKNA ETMEYE ÇALIŞTIK”
“Biz sabırla aylarca Beşar Esad'ı ikna etmeye çalıştık. Çünkü ilişkilerimiz iyiydi. Bizi şimdi mezhepçilikle itham edenler çok iyi bilmelidirler ki, bütün Sünni dünya Beşar Esad'a cephe açmışken, biz Beşar Esad’ı destekledik. Desteklemekten kastım, Suriye’deki istikrarı ve onu barışçıl yollarla dönüştürebilmek için 2005’te, 2006’da. Nasıl Avrupa Birliği ve ABD, Balkanlardaki demokrasi rüzgarını desteklediler ve onu finanse ettiler, Ortadoğu’yu da destekleyecekler diye bekledik. Burada bir tutarlılık bekledik, istedik.”

 

“İSLAM IŞİD İLE ANILAMAZ”
Başbakan Davutoğlu, IŞİD’e de değinerek, şunları söyledi:
“İslam dünyası IŞİD ile anılamaz. İslam da IŞİD ile anılamaz. Bu açıdan Türkiye bir başarı hikayesiydi. Bu başarı hikayesine bakan birçok Arap genci sokağa çıktı ve demokrasi talep etti. Beklediler, Türkiye’nin İsrail’e karşı Filistin konusundaki onurlu duruşu ancak demokrasiyle sağlanabiliyor, o zaman kendileri de bunu talep ettiler. Ve biz arkalarında durduk. Arkalarında durduk ve durmaya devam edeceğiz.
Şimdi bu deprem, Avrupa ülkelerini ve dünyayı vurmaya başladığı için bunlar anlatılıyor. Biz 4 yıldır bunu anlatmaya çalıştık. 2011 yılı, her devrimlerde olduğu gibi, bir hissi devrim yılıydı Arap dünyasında. Meydanlarda gençler sokağa çıktı, aynen Avrupalılar gibi, bizler gibi, demokrasi tatmak istediler. Rejimler buna dayanamadı.
Eğer biz bugün IŞİD’i tartışıyorsak, 2012 yılındaki geçiş sürecini desteklemediğimiz için tartışıyoruz. IŞİD çok güçlü olduğu için ya da Suriye ve Irak halkı radikal eylemlere eğimli olduğu için değil. 2012 yılında bütün bu devrim rüzgarlarının yeşerdiği Ortadoğu’da seçimler yapıldı. İlk defa insanlar sandıklara gittiler.
Biz o günden bu güne ilkeleri olarak aynen durduk. Aynı yerde durduk. Herkes pozisyon değiştirirken, herkes bizi reel politiğe çağırırken, niye ulusal çıkarlarınızı tehlikeye atıyorsunuz derken, içeride ve dışarıda biz demokrasinin yanında durduk. Çünkü demokrasinin kıymetini en çok biz biliriz. Siyasi tarihimiz darbelerle geçen bir tarih. Biz baskılarla büyümüş bir nesiliz. Ortadoğu gençliğinin ne hissettiğini 1980’li yıllarda askeri müdahale olduğunda üniversite öğrencisi olan ben ya da Başbakanımız, dönemin cumhurbaşkanı gayet iyi biliyorduk.”

Son güncelleme: android-time 21:0529.09.2014
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more