Reklamsız Sözcü

Eğitim-İş Ermenek’te

Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, Karaman'ın Ermenek İlçesi'ne giderek, incelemelerde bulundu, işçilerin aileleriyle görüştü.

13:5630 Ekim 2014
Eğitim-İş Ermenek’te
Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, Karaman'ın Ermenek İlçesi'ne giderek, incelemelerde bulundu, işçilerin aileleriyle görüştü.

Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, su basması sonucu linyit kömür ocağında mahsur kalan 18 işçinin kurtarılma çalışmalarının devam ettiği Karaman’ın Ermenek İlçesi’ne giderek, incelemelerde bulundu, işçilerin aileleriyle görüştü.
Demir, Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliğinin çöktüğünü, taşeronlaşma ve güvencesiz çalışmanın can kayıplarını içeren ölümcül kazaları beraberinde getirdiğini vurguladı ve şöyle konuştu:
“Sermayenin kar etme hırsının bedelini işçiler kanıyla ödemektedir. Bu duruma AKP iktidarı sessiz kalarak onay vermektedir. AKP iktidara geldiğinde, 2002 yılında 387 bin civarında olan kayıtlı taşeron işçi sayısı, bugün 2 milyonu çoktan aşmıştır. Öte yandan Türkiye iş kazalarında Avrupa'da 1. dünyada 3. sıradadır. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından 2013 yılsonuna kadar 800 bin iş kazası olmuştur. Bu kazalarda tam 13 bin 442 işçi yaşamını yitirmiştir. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında 872 işçi yaşamını yitirirken bu rakam 2013 yılında 1235'e çıkmıştır. İşçilerimizi böylesine zor şartlar altında yaşatan düzeni, bu düzenin yöneticilerini ve destekçilerini lanetliyoruz”

Demir'in konuya ilişkin yaptığı açıklama şöyle:
Soma’da resmi sayıyla 301 madencimizin katledilmesinin üzerinden henüz beş buçuk ay geçmişken, bu defa Ermenek’te 18 madencinin yaşamlarının katledilmesiyle karşı karşıyayız. Yerin 375 metre altından yaşam çıkartan işçilerin yaşadıkları, kapitalist sömürünün ve işçi sınıfı üzerindeki yağmanın yeni bir örneğini veriyor. Bu düzenin, kapitalist sömürü ilişkilerinin, emek ve işçi sınıfı üzerindeki bu sömürü mekanizmasının böylesi bir sonuç doğurması ve benzeri olayların sık sık yaşanması asla bir tesadüf olamaz. Burada asıl anlaşılması gereken, düzeni böylesine acımasız kanunlarla işleten iktidarın devamlılığını nasıl sağladığıdır?
Kuşkusuz siyasal iktidar, bu acımasız sömürü düzenini besleyebilmek için kendisine kalkan oluşturduğu başka sömürü alanları oluşturmaktadır: Bir taraftan piyasanın acımasız koşulları derinleştikçe öteki taraftan din sömürüsü de derinleşmektedir. Bir başka deyişle din sömürüsü sınıf sömürüsünü kamufle etmektedir. Özetle, özelleştirme ve sömürü arttıkça dinsel sömürü de artmaktadır.
Kamu emekçileri ve eğitim sistemi üzerinde yaratılan sömürü sürecinin de böylesi bir denklem üzerinden beslendiğine kuşku yok. Yaşadığımız bütün tartışmaların altında bu sömürü ilişkisi yatmaktadır: Ücretli kesimin sömürülmesini, daha rahat nasıl gerçekleştireceklerine dönük politik manevralar her geçen gün medyatik bir illüzyonla şırınga edilmektedir.
Kapitalizm, kendisini yaşatabilmenin üç temel koşulunu oluşturmakta ve devamlılığını sağlamaya çalışmaktadır. Bunlardan ilki “işsiz yığınlar” oluşturulması ve çalışan ücretli kesimlerin yedeklenmesidir. İşsizler, emekçiler üzerinde bir tehdit olarak kullanılmaktadır. Emekçilere, “çalışma koşullarını ve ücretlerini beğenmiyorlarsa” yerlerine daha düşük ücretlerle çalışacak “işsizlerin” olduğu söylenmektedir. İkincisi, işçi sınıfının esnek ve güvencesiz çalıştırılmasıdır. Sendikalı olmayı zorlaştırmak bunun en önemli yollarından biridir. Diğer yolu da var olan sendikaları hükümet-devlet destekli bir güdümleme altına alma çabasıdır. Yazık ki ülkemizde hükümet destekli sendikalar AKP iktidarında palazlanmış ve ücretli kesimin büyük bölümüne hükmeder duruma gelmiştir. Öte taraftan kendisine solculuk yakıştıran diğer bir kesim ise politik bir sapmanın içine gömülmüş görünmektedir. Kapitalizmin üçüncü hamlesi de, işçi sınıfı arasında bölünmeler yaratmak ve ücretli emeği basamaklandırmaktır. Kimi zaman bu basamaklandırma ücretler arasında orantısızlık yaratarak gerçekleşmekte kimi zaman da bir takım sıfatlar verilmesi yoluyla yaratılmaktadır. İşçi sınıfının arasındaki bu basamaklandırma onların türdeşliğini bozan yapay bir algı oluşturmakta ve birlikte hareket edebilmelerini engelleyen bir anlayışı yerleştirmektedir. Oysa ücretli emeğin hepsi bir bütündür. İşçi sınıfı, üretim araçlarının mülkiyet hakkının dışında kalan kesimdir ve çıkarları ortaktır. Şimdi Eğitim-İş’in, böylesi bir çözümlemeyi ve eylem birlikteliğini bıkmadan usanmadan anlatmak gibi bir görevi olduğunu da tekrar hatırlatmak istiyoruz.
Türkiye, işçi sınıfı üzerindeki sömürünün her gün daha fazla derinleştiği günleri tekrar tekrar yaşıyor. Emekçiler üzerindeki baskılar artıyor. İşçilerimizi böylesine zor şartlar altında yaşatan düzeni, bu düzenin yöneticilerini ve destekçilerini lanetliyoruz. “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir!” diyen büyük Önderin başlangıçta koyduğu eşit, özgür ve bağımsız bir vatan gereksinmesinin bu gün her zamankinden daha fazla hissedildiğini artık daha iyi kavrıyoruz. Bağımsız ve sömürüsüz bir ülkeyi el birliğiyle kuracağız. İşçi sınıfının üzerindeki sömürünün kalktığı, insanın insanca yaşadığı, ezenin ve ezilenin olmadığı bir dünyaya duyduğumuz özlemin ve bu dünyayı kurmak için yaşadığımız inancın bugün her zamankinden fazla olduğunu kamuoyuna ilan ediyoruz!

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp