Reklamsız Sözcü

Baskıya karşı çıkılmalı

Yunus Emre filminin Barak Babası Burak Sergen'le Cihangir BO Sahne'deki Adolf' oyunundan önce buluştuk.

android-time 15:26 3 Şubat 2014
Baskıya karşı çıkılmalı
Yunus Emre filminin Barak Babası Burak Sergen'le Cihangir BO Sahne'deki Adolf' oyunundan önce buluştuk.

Hitler’in Berlin’deki sığınağında geçirdiği son 12 saatinin anlatıldığı oyun başlamadan önce yaptığımız sohbete Adolf’la başladık.

Tarihin bu en büyük kasabını sahneye taşırken Burak Sergen neler yaşıyor?

Muhalif tipleri, hayatı boyunca dik durabilmiş tipleri oynamaktan çok hoşlanıyorum. Adolf Hitler, doğrusu oynanası bir tip.

Ama çok kötü bir tip…

Adolf Hitler’in elle tutulur yanı yok zaten.

Sizin gibi duyarlı ve duygusal bir sanatçının Hitler olması çok zor olmalı. Kendinize kastınız mı vardı?

(Gülüyor) Oyunculuk ve sanat böyle bir şey işte. Zoru seven birisiyim ve Adrolf doğrusu inanılmaz zorluyor beni. Sanat hayatımda ilk kez zihinsel olarak yoruluyorum. Tarihin yüz karası olan bir adamı, tiyatroya gelen insanlara onun gibi ol’muş’ gibi gösteremezsiniz. Bizzat o olmak zorundasınız ve ben sahnede Adolf Hitler oluyorum.

O stresi daha sonra nasıl atıyorsunuz?

Oyundan sonra iki saat sabit bir noktaya bakarak zihnimi boşaltmaya çalışıyorum. İnanın birbuçuk yıldır oynuyorum Adolf’u ve artık psikolojik destek alma safhasına kadar geldim. Yalnız Adolf Hitler’i anlatmıyor bu oyun, faşizmi anlatıyor. Faşizm bir idare yönetimi değil, insanlara kasteden bir uygulama.

Adolf’u oynama nedeninizi merak ediyorum. Şöhretinize şöhret katmak mı, kendinizi sınamak mı veya başka bir şey mi?

Bakın Yüksel Bey, günümüzde artık düşüncelerimiz bile internet ortamında, sosyal medya aracılığıyla paylaşılabiliyor. Çevremizi saran arama motorlarından birine Adolf Hitler yazsanıza. Karşınıza inanılmaz yorumlar çıkacaktır. Ben yazdım ve karşıma gençlerin ‘İşte gerçek lider… İşte bir ülkenin başında olması gereken yönetici… Karizma müthiş, hitabet sanatı olağanüstü’ mesajları çıktı, kanım dondu. İşte Adolf Hitler olmaya bu mesajları okuyunca karar verdim. Gençlerimizin faşizm denilen insanlık dışı uygulama fikrinden bir an önce kurtulması için kollarımı sıvadım.

Adolf’u nefretle oynuyorsunuz.

Aynen öyle, Adolf’u nefretle oynuyorum ve tiyatroya gelen herkesin nefret etmesi için de olağanüstü bir performans sergiliyorum.

Adolf oyununa büyük bir ilgi var, bunu neye bağlıyorsunuz?

Her çağda, her ülkede bir Adolf olabilir. Şayet siz, insanların üzerine baskı kurarsanız, otomatik olarak yolunuz Adolf’a çıkıyor. Baskıcıların yolu Adolf Hitler’e çıkar.

Oyunla ilgili anılarınızı ya da geri dönüşleri konuşalım mı?

Oyunun yazarı Pip Utton, Adolf’u sahneleme iznini verirken bir de şöyle bir şart koşuyor: ‘Finalde, oyunun sergilendiği ülkede yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, onunla ilgili yorum yapın. Bunu isterseniz siz yazın, isterseniz bilgileri verin ben yazayım.” Biz de Levent Özdilek’le final için bir şeyler yazdık.

Bizim ülkemizde yolunda gitmeyen konuyu yazdığınıza göre, bunun ne olduğunu söyler misiniz?

Oyunun finalini, demokrasi ve özgürlükler konusuyla yapıyoruz. Bu son bölümde seyirciyle karşılıklı diyaloğa giriyoruz ve ben şu hayati soruyu soruyorum: ‘Bunların tekrar yaşanmasını ister misiniz ve faşizm kapınızı çalarsa açar mısınız?’. Büyük bir bölümü ‘Hayır’ derken, her sergilediğim oyunda mutlaka birkaç kişi de ‘Evet, kapımızı faşizme açarız’ diyor. O zaman ben Adolf’u iyi anlatamadım galiba, oyuna baştan başlayayım diyorum ve salon ayağa kalkıyor.

Aslında iyi görmek için yaşananlara iyi bakmak lazım. Elbette artık insanlar gaz odalarına yollanmıyor ama gençlere biber gazı sıktıran, canlarına kasteden zihniyetler de mevcut.

İnsan olmanın karşıtı olan, baskı uygulayan, özgürlükleri kısıtlayan her şeye karşı çıkılmalı.

Burak Bey, her insanın içinde faşist bir taraf var mıdır?

Her insanda faşist bir taraf olabilir. Lütfen çevremize iyi bakalım. Çocuklarını döven anne babalar, karısını döven adamlar, karısını ya da sevgilisini öldüren erkekler elbette faşisttir.

Emre Kınay, Duru Tiyatro’nun kapatılmasıyla ilgili davayı kazandı ve seyircisine şu açıklamayı yaptı: “Faşistleri anlatan oyunlar da sahnelenmeli. Özellikle faşist yöneticilerimizin olduğu bu günlerde bu tür oyunlar daha da anlamlı.” Katılıyor musunuz?

Emre Kınay’ın açıklamasına ben de katılıyorum. Çünkü az önce de dediğim gibi gençler faşizme alkış tutuyorsa o zaman bu tür oyunlara çok ihtiyaç var demektir. Bu konudaki oyunları alkışlıyorum ama ben de bu tarzın en iğrenç liderini oynuyorum. O kadar yakıcı bir oyun ki, beni de yakıyor.

Eşiniz Işıl Hanım, oyunu izledi mi?

Elbette eşim gelip izledi. Bu arada bir hatırlama provasına 4.5 yaşındaki oğlum Cansın’ı da getirdi. Adolf’u görsün istemiyordum ama izledi. Ertesi gün okula gidince ‘Ben sıradan bir adam değilim… Ben Adolf Hitler’im’ demeye başlamış. Öğretmenler telefon açtı, ‘Cansın’a bir şeyler oluyor’ dediler. Öğretmenleri o gece oyuna davet ettim, o zaman gerçeği anladılar.

Burak Bey, hayranlarınız yayından kaldırılan Saklı Kalan adlı diziyi merak ediyor.

Çok emek verdik Saklı Kalan dizisine. Karakterler, mekanlar, akış, konu çok iyiydi. Ancak televizyonların politikasını anlamış değilim. Ülkemizde beğeni kriteri ne yazık ki sağlıklı değil. Yayıncı kuruluş önümüzdeki günlerde diziyi yeniden yayına sokma kararı aldı. Dilerim bu defa dizi seyirciye sağlıklı ulaşır. Televizyon oyuncularının şöhreti, iki reklam arasındadır.

İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndaki göreviniz devam ediyor mu?

8 yıl önce İstanbul Devlet Tiyatroları’ndan istifa ettim, kabul etmediler, ardından emekli oldum. Devlet tiyatrosuyla anlaşamadık bir türlü. Oysa devlet tiyatroları ait oldukları ülkenin amiral gemisidir. Çünkü yelpazesi de imkanları da çoktur. Tiyatroyu insanlara sevdirme adına en büyük görev onlara düşüyor. Tiyatronun gerekliliğini değil de şeklini konuşabiliriz. Ne yazık ki bu ülkede ‘Sanat gerekli mi değil mi?’ tartışmasına kadar gelindi.

Opera ve bale gerekli mi! Hem opera hem bale tehlike içinde…

Bakın, savaşla birlikte yerle bir olan Adolf’un ülkesi Almanya’da, savaş sonrasında yapılan ilk bina opera binasıdır. Güzel sanatlar, yara sarıcıdır. Sevgili Atatürk, boşuna mı sanatın bir toplumun hayat damarları olduğunu söylemiş.

Adolf, size ödül getirdi mi?

Direklerarası En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldım. Bu yıl bakalım neler olacak. Öğrencilerime, yıllarca, oyundan sonra lütfen ‘Rolüme girdim, çıkamadım’ gibi havalar atmayın, yakınlarınıza eziyet etmeyin derdim. Ama Adolf beni gerçekten çok yordu ve rolümden çıkarken zorlanıyorum. Adolf, biliyorsunuz frengi hastası ve o son 12 saatinde hastalık beynine sıçrıyor.

Oyun bundan sonra hangi tarihte perde açacak?

7 Şubat Cuma akşamı Cihangir Bo Sahne’de perde açıyorum.

Son bir mesajınız var mı?

Bu oyunu gençler için yaptım ve buradan özellikle gençlere seslenmek istiyorum, lütfen bu oyuna gelin. Beğendiğiniz, karizmatik bulduğunuz lideri gelin ve tanıyın. Faşizmden korkmamız gerekiyor. Bu arada Adolf’u izlemeye hiçbir siyasi gelmedi.

Son güncelleme: android-time 15:2803.02.2014
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more