Reklamsız Sözcü
AYŞE SUCU

Din, demokrasi ve denge

27 Ekim 2014

Bir oku­yu­cum “İs­la­m'­ı na­sıl de­mok­ra­siy­le ör­tüş­tü­rü­yor­su­nuz? Din­ler ken­di inan­cı­nı da­ya­tı­yor; bu­na olum­lu yak­laş­ma­nız be­ni hay­re­te dü­şü­rü­yo­r” di­ye yaz­mış.
Bu ko­nu­da fark­lı so­ru­lar da var.
He­men ifa­de et­me­li­yim ki Tür­ki­ye'de ya­şa­yan ve için­de ya­şa­dı­ğı­mız za­ma­nın ru­hu­nu dik­ka­te alan Müs­lü­man bir ka­dın ola­rak ko­nu­la­rı de­ğer­len­di­ri­yo­rum.
Pers­pek­tif olu­şu­mun­da sa­de­ce bil­gi de­ğil, sos­yo­kül­tü­rel ya­pı­lar ve ide­olo­jik yak­la­şım­lar da et­ki­li… Tam da bu nok­ta­da di­nin ola­bil­di­ğin­ce özü ve sa­de­li­ği için­de ele alı­nıp, ya­şan­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne ina­nan­lar­da­nım.
Her­han­gi bir di­nin için­de ola­lım ya da ol­ma­ya­lım, di­nin top­lum kat­man­la­rın­da­ki kar­şı­lı­ğı­nı bil­me­miz ge­re­kir. Prob­lem üre­ten de­ğil, bir­leş­ti­ri­ci-bü­tün­leş­ti­ri­ci ba­kış­la­ra, pey­nir ek­mek gi­bi ih­ti­ya­cı­mız var.
So­ru­ya ge­lir­sek: Al­lah, bi­re­yi mu­ha­tap alır. De­mok­ra­si­ler de...
Ku­r'­an'­ın yir­mi üç yıl­lık iniş sü­re­ci­nin ilk on iki yı­lı­nı “bi­rey in­sa­n” üze­rin­den oku­mak ge­re­kir. Bu dö­nem­de inen ayet­ler­de­ki or­tak özel­lik: İn­san onu­ru­nu dik­ka­te alan, öz­gür­leş­ti­ri­ci ve in­sa­nî se­vi­ye­yi yük­sel­ten bir ba­kı­şa sa­hip ol­ma­sı­dır.
İkin­ci aşa­ma bu bi­rey­ler­den olu­şa­cak­tır: Me­di­ne/şe­hir bir baş­ka ifa­dey­le me­de­ni­yet an­cak böy­le ku­ru­la­bi­lir.
Do­la­yı­sıy­la Al­lah bi­rey iliş­ki­si ne ise de­mok­ra­tik dev­let­le bi­rey ara­sın­da­ki iliş­ki de çok fark­lı de­ğil­dir. Na­sıl ki Al­lah, in­sa­nı; ken­di ka­rar­la­rı­nı ve­ren ve yap­tık­la­rın­dan so­rum­lu olan ah­lak ki­şi­si ola­rak gö­rü­yor ve gü­na­hı­nı-se­va­bı­nı o bi­rey açı­sın­dan tak­dir edi­yor­sa, ide­al an­lam­da­ki de­mok­ra­si­ler de öy­le­dir.
Fa­kat bu ko­nu­da ya­zı­lan­la­ra bak­tı­ğı­mız­da İs­la­mi­ye­t'­in bi­rey-Al­lah iliş­ki­si dik­ka­te alın­mı­yor ve de­mok­ra­tik bir top­lum dü­ze­ni ko­nu­sun­da bu düz­lem­de ko­nuş­ma­lar ya­pıl­mı­yor.
İkin­ci hu­sus, inan­mak-inan­ma­mak, iba­det edip et­me­mek ki­şi­sel bir ter­cih­tir. Al­lah ki­şi­le­rin se­çi­mi­ni ken­di ira­de­si­ne bı­rak­mış­tır.
De­mok­ra­si ise ki­şi­sel ter­cih­le­re say­gı­dır.
Bu­ra­da­ki en önem­li kav­ram da fark­lı ola­nı hoş gör­mek­tir.
De­mok­ra­si bu kül­tü­re da­ya­nır.
İs­la­m'­ın “vah­de­t” di­ni ol­ma­sı, o “Bi­r”­den çı­kan “çe­şit­li­li­ği­” yok et­me­si an­la­mı­na gel­mez. De­mok­ra­si­nin de ev­ren­sel il­ke­le­ri var­dır.
Üs­te­lik bu ev­ren­sel il­ke­ler İs­la­m'­ın il­ke­le­ri ile ör­tü­şür.
İyi bir dün­ya dü­ze­ni için, ah­lak­lı bir top­lum için na­sıl de­mok­ra­si bir araç­sa din de bu nok­ta­da bir im­kân ze­mi­ni­dir.

Dev­let den­ge iliş­ki­si
Den­ge kav­ra­mı önem­li­dir.
Çün­kü den­ge sis­te­min de­vam­lı­lı­ğı de­mek­tir.
Bu­nu ma­ki­ne, in­san ve top­lum üze­rin­den oku­ya­bi­li­riz.
İn­san, sağ­lı­ğıy­la il­gi­li bir prob­lem ya­şa­dı­ğın­da, me­ta­bo­liz­ma na­sıl alt üst olu­yor­sa, bir dev­le­tin var­lı­ğı­nı doğ­ru­dan il­gi­len­di­ren ana sis­tem­de­ki tı­ka­nık­lık­lar da, top­lum­sal den­ge­nin bo­zul­ma­sı­na yol açar.
Böy­le bir du­rum­da ya­pı­la­cak iki şey var­dır:
İl­ki, es­ki dü­ze­ne­ğe ge­ri dön­mek­tir; an­cak so­run çö­zül­me­ye­cek ve prob­lem­ler de­vam ede­cek­se bu­nun bir an­la­mı yok­tur. Ak­si­ne çö­züm­süz­lük so­ru­nu kan­gren­leş­ti­rir.
İkin­ci se­çe­nek ise sis­te­mi tı­ka­yan prob­lem­le­ri tes­pit edip bypass et­mek­tir.
Üçün­cü bir şık­tan bah­set­mek de müm­kün; komp­le sis­te­mi de­ğiş­tir­mek gi­bi…
Fa­kat bu çok bü­yük be­del­ler öde­te­bi­lir.
Yi­ne in­san üze­rin­den ör­nek ve­re­cek olur­sak, yüz nak­li ya­pı­lan fa­kat do­ku uyuş­maz­lı­ğı yü­zün­den kay­be­di­len has­ta­la­rı ha­tır­la­ya­lım. Do­la­yı­sıy­la dev­le­tin sis­tem için­de ya­pa­ca­ğı de­ği­şik­lik­le­ri in­ce ele­yip sık do­ku­ma­sı ge­re­kir. He­le tec­rü­bey­le sa­bit olan ko­nu­lar­da ge­le­ne­ğin sar­sıl­ma­sı, ka­lı­cı tah­ri­bat­la­ra ya da ka­yıp­la­ra se­bep ola­bi­lir.
Tür­ki­ye bir den­ge so­ru­nu ya­şa­mak­ta­dır.
Dev­let ge­le­ne­ğin­de oluş­muş tea­mül­le­ri hi­çe say­mak, işin va­ha­me­ti­ni gös­te­rir.
Bir ge­ce­de de­ği­şen söz­le­re, bir ön­ce­ki ko­nuş­ma­yı ya­lan­la­yan açık­la­ma­la­ra alış­tık.
Fa­kat me­se­le sa­de­ce açık­la­ma­lar­dan da iba­ret de­ğil:
İk­ti­dar, da­ha bir­kaç yıl ön­ce ken­di çı­kart­tı­ğı ya­sa­la­rı -he­le ken­di­ni zo­ra so­ku­yor­sa- de­ğiş­tir­mek­ten im­ti­na et­mi­yor.
Bi­zi var eden, bi­zi biz kı­lan kav­ram­la­rın içi­ni bo­şalt­mak­tan ya da son ör­ne­ği Va­li­de-
­ba­ğ'­da ol­du­ğu gi­bi top­lum­la bü­tün­leş­miş me­kân­la­ra yı­kı­cı ekip­ler­le gir­mek­ten ka­çın­mı­yor.

Bu ne­yi ifa­de eder…
İs­tik­rar­sız­lı­ğı
– Ön­gö­rü­süz­lü­ğü
– Ace­le­ci­ği
– Uzun va­de­li ka­lı­cı po­li­ti­ka­lar­dan yok­sun­lu­ğu
– İde­olo­jik ta­kın­tı­lar­la ha­re­ket edil­di­ği­ni
Yer­li ye­ri­ne otur­ma­yan si­ya­se­tin, hu­ku­kun ye­ri­ne ko­nu­lan key­fi­ye­tin, te­mel de­ğer­le­ri göz ar­dı et­me­nin top­lu­mu gö­tü­re­ce­ği yer bel­li­dir.
He­le “çö­züm sü­re­ci­” ve sı­nır­la­rı­mız­da olup bi­ten­le­ri de dik­ka­te alır­sak, dev­le­tin ve mil­le­tin be­ka­sı nok­ta­sın­da mil­li gü­ven­li­ğin öne­mi­ni, 2000 yıl­dır ta­rih sah­ne­sin­de yer al­mış ve bun­dan son­ra da var ol­ma­sı ge­re­ken Türk Mil­le­ti çok iyi bil­mek du­ru­mun­da­dır.
Türk Milleti'nin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Ayşe Sucu
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp