Reklamsız Sözcü
AYŞE SUCU

Gözleri var görmezler!

17 Kasım 2014

Her şey in­san­lık için der ge­çe­riz.
Bu­nu söy­ler­ken, bin­bir çe­şit in­sa­nın var ol­du­ğu­nu da bi­li­riz.
Yer­yü­zü bağ­rın­da kim­le­ri ba­rın­dır­ma­dı ki?
Bu gün ney­se in­sa­noğ­lu, dün de oy­du as­lın­da.
Ah­lak­lı­sı da ol­du… Ah­lak­sı­zı da…
Bil­ge­ler ye­tiş­ti bin­bir çe­şit… Ce­ha­let­se hep ga­lip gel­di.
İn­san­lı­ğın bu ha­li bi­ri­le­ri­ni ra­hat­sız et­ti et­me­si­ne, fa­kat umur­sa­ma­yan­lar ço­ğun­luk­tay­dı.
Üç beş ku­ru­şa fik­ri­ni, zih­ni­ni, bi­ri­ki­mi­ni sa­tan­la­rı da gör­dü dün­ya.
Her şe­ye rağ­men şe­re­fiy­le ya­şa­ma­yı düs­tur eden­le­ri de.
Zu­lüm­le pa­yi­dar ol­ma­ya ça­lı­şan­lar, ya­şa­yan­lar­dan çok ye­rin al­tın­da ya­tı­yor­lar şim­di.
Hü­la­sa on­la­ra da kal­ma­dı dün­ya; kim­se­ye kal­ma­ya­ca­ğı gi­bi.
Saf ta­lep­le “ha­ki­ka­ti­”, “hik­me­ti­” ara­yan­lar çok ol­ma­sa da, “bil­gi­”nin kıy­me­ti­ni bi­len­ler de az de­ğil.
Dün­ya­nın ken­di­si­ne sun­du­ğu tec­rü­be­ler­den in­san­lık kes­be­den­le­rin, yüz­yıl­lar ön­ce­sin­den tüm in­san­lı­ğa dip­di­ri ses­len­di­ği­ne de ta­nık ol­du yer­yü­zü…
An­cak “ku­lak­la­rı var işit­mez­ler, göz­le­ri var gör­mez­le­r” aye­ti­ni bil­se­ler de; ken­di­ni put­laş­tı­ran, bir de­ğil on­lar­ca sa­ra­ya sığ­ma­yan “hep da­ha da­ha de­yi­p” he­va ve nef­si­nin kö­le­si ol­muş sul­tan­la­rın, na­sıl “kör ve sa­ğı­r” ol­duk­la­rı­nı da gör­dü!
On­la­rın des­tek­çi­le­ri olan ve yap­tık­la­rı her şe­ye fet­va bul­mak­ta güç­lük çek­me­yen söz­de âlim­le­rin ren­gi­ne bü­rün­dü dün­ya!

Kül­tür in­şa et­mek
Söz ka­dar, söz ve ey­lem bir­li­ği de önem­li.
Ak­si hal­de bu ak­lı kü­çüm­se­mek olur.
Ak­lı kü­çüm­se­me­me­nin yo­lu da, bil­gi­yi in­şa et­mek ve eleş­ti­ri kül­tü­rü­nü oluş­tur­mak­tan ge­çer.
Müs­lü­man­lar ta­ri­hi­ni bil­mi­yor, hat­ta umur­sa­mı­yor.
İnanç ise ya şek­le ya da el­de kı­lıç düş­man kat­let­me­ye, top­rak al­ma­ya in­dir­gen­miş.
Dev­let ol­mak, ta­rih sah­ne­sin­de coğ­ra­fi bir sa­tıh iş­gal et­me­nin ya­nı sı­ra, bil­has­sa kül­tür in­şa et­mek­ten, baş­ka kül­tür­le­ri de bün­ye­ye dâ­hil edip, on­la­rı ye­ni bir har­ca kat­mak­tan ge­çer.
Gü­nü­müz Müs­lü­man­la­rı­nın bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun men­fi göz­le bak­tı­ğı Ba­tı dün­ya­sı­nın yap­tı­ğı bu­dur. Sa­de­ce fet­het­mek ya da sö­mür­mek de­ğil, git­tik­le­ri o yer­le­ri in­ce­le­mek, coğ­raf­ya­sı­nı, kül­tü­rü­nü, ta­ri­hi­ni öğ­ren­mek, hat­ta ik­li­mi­ni, fa­una­sı­nı, flo­ra­sı­nı ça­lış­mak ve bun­la­rı ter­cü­me yo­luy­la kül­tür mi­ra­sı­na dâ­hil et­mek.
Bu gün pek çok İs­la­mi kay­nak ha­len di­li­mi­ze çev­ril­me­miş­ken, Ba­tı üni­ver­si­te­le­ri bu kay­nak­la­rın ek­sik­siz ter­cü­me ve eleş­ti­ri­le­ri ile do­lup taş­mak­ta.
Tam da bu nok­ta­da, bir ça­lış­ma­yı siz­ler­le pay­la­şa­yım. Ens­ti­tü­mü­zün (UYAK) ho­ca­la­rın­dan (to­va­ku­yak.org) Onur Öza­ta­ğ'­ın Türk­çe'ye ka­zan­dır­dı­ğı Ce­la­let­tin Su­yu­ti'nin “Ha­li­fe­ler Ta­ri­hi­” Ötü­ken Ya­yı­ne­vi'n­den çık­tı.
Su­yu­ti'nin 1505 yı­lın­da Mem­lük­ler hâ­ki­mi­ye­tin­de­ki Mı­sı­r'­da der­le­di­ği bu ki­tap, elit­ler üze­rin­den İs­lam ta­ri­hi­nin bir öze­ti sa­yı­lır.
İçe­ri­ğin­de:
Hz. Pey­gam­ber son­ra­sı ha­li­fe­ler ve ik­ti­dar kav­ga­la­rı
– Eme­vi­ler ve on­la­rı de­vi­re­rek or­ta­ya çı­kan Ab­ba­si­ler
– İç sa­vaş­lar
– İs­lam kül­tü­rü­nün Pers ve Bi­zans kül­tü­rü ile har­man­la­na­rak ye­ni bir dün­ya me­de­ni­ye­ti­ne ev­ri­li­şi
– Yük­sek sa­ray kül­tü­rün­den şi­ir ör­nek­le­ri
– Hz. Ali ve Mu­avi­ye ara­sın­da ge­çen si­ya­si olay­lar (fit­ne)
– Hi­la­fe­tin (Mu­avi­ye-Ye­zid) “mül­k” ha­li­ne ge­ti­ril­di­ği sü­reç
– Haç­lı ve Mo­ğol zul­mü
gi­bi ko­nu­lar var.
Müs­lü­man­la­rın içi­ne düş­tük­le­ri prob­lem­le­ri doğ­ru an­la­ya­bil­me­le­ri için geç­miş olay­la­rı ve uzan­tı­la­rı­nı iyi bil­me­le­ri ge­re­kir. Bu da yet­mez, bu­gün ne yap­ma­lı­yız so­ru­su­na sağ­lık­lı ce­vap­lar ara­mak zo­run­da­lar.

Bir­le­ye­rek oluş­mak…
İn­san­lık so­run­la­rıy­la meş­gul olan ve çö­zü­mü nok­ta­sın­da ir­fa­ni ge­le­ne­ği­mi­ze dik­kat­le­ri çe­ken Ens­ti­tü­mü­zün (UYAK) Bi­lim Ku­ru­lu Baş­ka­nı Fel­se­fe Pro­fe­sö­rü Ke­nan Gür­soy, “Bir­le­ye­rek Oluş­ma­k” (Ak­tif Dü­şün­ce yay.) ki­ta­bın­da, İs­lam dü­şün­ce­si­nin en te­mel kav­ra­mı “tev­hi­t”­le ses­le­ni­yor. Bu kav­ram­dan ha­re­ket­le; ta­sav­vu­fun, fel­se­fi açık­lık­la ve kav­ram sis­te­ma­ti­zas­yo­nuy­la bir­lik­te de­ğer­len­di­ril­me­si­nin müm­kün ola­bi­le­ce­ği­ni açık bir şe­kil­de or­ta­ya ko­yu­yor. Bil­gi, ak­si­yon, va­ro­luş ve etik ara­sın­da na­sıl bir iliş­ki­nin ku­ru­la­bi­le­ce­ği­ni, bu­nun top­lum ha­ya­tı­na yan­sı­ma­la­rı­nı yi­ne “bir­li­k” fik­ri üze­rin­den kur­gu­lu­yor.
Mez­hep­çi ra­di­kal söy­lem­le­rin ve ta­as­su­bun Müs­lü­man­la­rı ge­tir­di­ği ye­ri dü­şü­nür­sek, fel­se­fi ze­min­de ye­ni­den an­la­şıl­ma­yı bek­le­yen ta­sav­vu­fi kül­tü­rü­müz, Ho­cam Gür­so­y'­un da ifa­de­siy­le, çok­luk­ta­ki bir­li­ği gö­re­rek “bir bil­mek, bir gör­mek, bir sev­me­k”­tir.
“Bi­r”­e ve “Bi­r”­li­ğe inan­mak, ken­di inanç bi­çi­mi­ni da­yat­mak de­ğil­dir; bu­gün Ale­vi­le­re ya­pı­lan zu­lüm gi­bi ken­di üze­rin­den öte­ki­ni ta­nım­la­mak hiç de­ğil­dir.
Din­dar ne­si­l” ye­tiş­ti­re­ce­ğiz di­ye, fı­kıh­çı/şe­kil­ci/tek­çi gö­rü­şü mut­lak­laş­tır­mak din­dar­lık ola­maz; bu­nun adı ol­sa ol­sa di­ni-dar­lık­tır.

 

Ayşe Sucu
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more