Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Ah bu geri zekalılar!..

20 Mayıs 2014

Sevgili okuyucularım, bundan birkaç hafta önce Güney Kore'de bir feribot kazası oldu ve batan gemide çoğu tatile gitmekte olan öğrenciler olmak üzere 300 kişi can verdi.
Şu veya bu nedenle bir gemi batmış. Fırtına çıkmış, denizin ortasında başka bir tekneyle çarpışmış, ya da başka bir şey olmuş.
Gemi bu, batar kardeşim, binmeseydiniz!
(Maden bu kardeşim, girmeseydiniz!)
Olayın ardından Güney Kore'de kıyametler koptu. Sokaklarda protesto gösterileri yapıldı. Ancak polis göstericilerin üzerine TOMA' larla yürümedi, içine zehir katılmış biber gazı sıkmadı, insanları gaddarca dövmedi.
Sloganlar atıldı, önlem almayan hükümet kınandı.

* * * *

Bu kazanın hemen ardından ilginç bir olay yaşandı. Aslında ilginç falan da değildi. Aklı başında her başbakanın yapması gereken şey gerçekleşti:
Başbakan Chun Hong Won sorumluluğu üzerine alıp görevinden istifa etti.
Chun o göreve gelene kadar anası ağlamış, binbir zahmetli yoldan geçmişti.
Peki ama bu arkadaş geri zekalı, salak mı idi?
Sana ne kardeşim, feribotu sen mi batırdın! O kazanın sorumlusu sen misin!
Ama işi bu kadarla da kalmadı. Dün sabah televizyona çıkan Devlet Başkanı Park Geun Hye ağlıyordu. O kadıncağızda da mutlaka bir anormallik vardı!
Ağlayarak toplumdan özür diledi.

* * * *

Kuzey Kore ise apayrı bir ülke. Tam bir diktatörlükle yönetiliyor, dünyaya tümüyle kapalı.
Aynı gün orada bir apartman çöktü ve epeyce insan enkaz altında can verdi…
Ve düşünün ki, ülkesindeki hiçbir olumsuzluğu dünya kamuoyuna açıklamayan Kuzey Kore yönetimi bile bu olayı fotoğraflarla duyurdu.
Sorumlular halkın önünde 90 derece eğilmiş, özür diliyordu.
Belki de bunlar yargılanıp idam edilecektir.

* * * *

Size sadece son birkaç günden örnekler veriyorum. Feribot batmış, başbakan istifa ediyor. Devlet Başkanı ekranlara çıkıp halkından özür diliyor.
Aynı günlerde biz Soma olayını yaşamışız, 301 madencimiz can vermiş…
Ben, bizim aymazların istifa etmesini falan beklemem… Çünkü istifa etmek erdemli, onurlu insanlara yakışan bir şeydir.
Hiç değilse sorumluluğun bir bölümünü üzerinize alıp özür dileyin be!..
Bizim pişkinlerin aklına bu bile gelmedi ve bundan sonra da gelmeyecek…
Çünkü onlar sahte Müslümanlık gösterileri ile toplumu kandırma ve uyutma peşinde.
HHH
Sonra da hiç utanıp sıkılmadan nutuk atıyor, bu acıyla sokaklara dökülen insanlarımızı suçlamaya ve kendilerini aklamaya kalkışıyorlar.
301 cansız madencinin cesetleri üzerinden siyaset yapmaya çalıştılar.
Bunlarda hiç utanma sıkılma yok. İstifa bu adamların kitabında yok…
Ama hiç değilse bir özür dileseler.
Ülkesinde bir felaket olduğu zaman istifa eden devlet adamlarına “Keriz, salak” diye bakıyorlar. Bırakın felaketi, başka ülkelerde 500 dolarlık bir hatadan kaynaklanan yolsuzluk iddiası sonrasında istifa eden Bakan'lar var.
Hele onlar keriz olmanın da ötesinde zavallı aptallar.
O makama gelmişsin, istifa neymiş canım, özür dilemek ne demekmiş!..
İsterse bin kişi ölsün, sana ne! Sürersin polisini sokaklara, gaz sıkıp dağıtırsın herkesi.
Bir tarafın korkudan üç buçuk atıyor ama emrinde binlerce koruma, devlet parası ve satılık medya…
Sonra gerine gerine konuşursun!
“Madencilikte kaza olması bu işin kaderinde var, ne yapalım yani!”

Yusuf'un raporu

Sevgili okuyucularım, Tayyip'in Yusuf Yerkel isimli danışmanı, aynı zamanda onun özel kalem müdür yardımcısı. Başka bir deyişle bütün sırlarını bilen sağ kolu.
Yusuf 14 Mayıs Çarşamba günü, cinayetin hemen ertesinde patronuyla birlikte Soma'daydı.
İnsanlar bu rezilliği haklı olarak protesto ediyordu.
Yusuf dayanamadı, tekme tokat girişti.
İki özel harekat polisinin arasında yere yatırılmış olan bir gence tekmeleriyle saldırdı.
Ülkemizi rezil eden fotoğraflar bütün dünya medyasında yer buldu.

* * * *

Bu durumda hükümetin Yusuf'u korumak için acele bir şey yapması gerekiyordu. Aynı günün akşamı Ankara'ya geldi ve darp edilmiş, dayak yemiş gibi Atatürk hastanesine başvurup rapor istedi!..
Ankara'daki Atatürk hastanesi, AKP'nin sağlık açısından bir numaralı karargahıdır.
Burada Servan Gökhan isimli bir doktor kendisini muayene etmiş ve yedi gün iş göremez raporu vermiş. Gerekçe şöyle:
“Sağ dizinde (vatandaş tekmelerken kullandığı bacağında) ödem (şişlik) ve kızartı. Sol omuz ve göğüste kızarıklık ve doku şişliği. Kol bacak hareketlerinde hassasiyet ve yürümede güçlük!”
Oysa Tayyip'in fedaisi Yusuf'ta hiçbir hasar yoktu.
Doktor beye önceden haber verilmişti:
“Bizim Yusuf gelecek, mutlaka rapor vereceksin…”
Doktor bey yine insaflıymış şöyle bir rapor da verebilirdi:
“Yediği dayak nedeniyle dudağı patlak, burnu kırık, her iki gözü morarmış. Yumruk atarken kullandığı sağ elinde şişlik, tekmelerken kullandığı bacakta kırık. Üç ay iş göremez!”
Tayyip'in personeli Yusuf'a ben de buradan geçmiş olsun (!) dileklerimi iletiyorum, iyi ki linç edilmemiş.
Ancak burada topluma bir uyarı yapmak zorundayım:
“Onun fotoğraflarını basında gördünüz ve suratını tanıdınız. Yusuf'u sokakta uzaktan bile görseniz yanına yaklaşmayın, çok fena dayak yersiniz.”

Ulusal bayram rezaleti

Dün 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı idi. Hükümet fırsat bu fırsattır diyerek, Soma cinayeti sonrasında kutlama törenlerini yasakladı.
Üstelik çeşitli yerlere Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından asılan göstermelik afişlerde Atatürk'ün ismi kaldırılmış, sadece Gençlik ve Spor Bayramı denilmişti.
Bunların hesabı günü geldiğinde sorulacak.
Dün Anıtkabir'de resmi protokol töreni vardı.
Abdullah-Tayyip ikilisi zahmet edip gelmemişti. Gençlik Bakanı dışında öteki hükümet üyeleri yoktu…
Ve CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da ana muhalefet lideri olarak
yoktu.
Ama on binlerce insanımız yine akın akın orada, Atatürk'ün huzurundaydı.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp