Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Bu nasıl bir sevgi…

11 Kasım 2014

Sevgili okuyucularım sizlere bazen geçmiş yıllarda yaşanan, ancak toplum tarafından pek bilinmeyen bazı olayları anlatmaya çalışıyorum.
Bugün 1920 yılına dönüyoruz.
Büyük Millet Meclisi açılmış, ülkeyi istila eden düşman ordularından kurtulmak için çaba harcıyoruz.
Ülkemiz fakir. Osmanlı ülke kaynaklarını yiyip bitirmiş, topraklarımız yabancı ordular tarafından işgal edilmiş.
Elde doğru dürüst ordu yok, para yok, silah yok.
Üstelik ülkede yol yok. Bugün bazılarının öve öve göklere çıkardığı Osmanlı her yere saraylar yapmış ama yol yapmamış. Dolayısıyla cephedeki askere sadece yürüyerek, at ve katır sırtında, ya da kağnılarla ulaşmak mümkün.
Binbir güçlükle boğuşan Mustafa Kemal Paşa hükümeti işte bu ortamda bir yerlerden dış yardım bekliyor. Bize yardım edecek tek ülke, doğu komşumuz Sovyetler Birliği. Moskova'ya bir temsil heyeti gönderiliyor, sonra karşılıklı olarak büyükelçilikler açılıyor.
Bundan sonraki bilgileri Garp Cephesi eski komutanı, daha sonra Moskova'ya ilk büyükelçi olarak atanan orgeneral Ali Fuat (Cebesoy)'un “Moskova Hatıraları. Milli Mücadele ve Bolşevik Rusya” isimli kitabından aktarıyorum. Ali Fuat Paşa bütün yaşadıklarını belgelerle anlatıyor.
(Temel Yayınları. Yayına hazırlayan Osman Selim Kocahanoğlu.)

* * * *

Evet, Sovyetler Birliği Hükümeti ile anlaşma imzalamak üzereyiz. Yardım isteğimiz büyük ve çok önemli.
200 bin tüfek, beş milyon mermi, 400 top, toplar için 75 bin mermi, 500 makineli tüfek, 200 sahra telefonu, beş telsiz istasyonu, 100 kamyon, 40 binek otomobili, 100 bin asker için elbise ve teçhizat, 50 bin asker için kaputluk kumaş…
Liste uzayıp gidiyor ama çok önemli bir isteğimiz daha var. Para istiyoruz.
Tıkanıp kalmışız, başka çaremiz yok.

* * * *

Anlaşma görüşmeleri Moskova'da bitmişken Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin aniden bir istekte bulundu:
“Size bu yardımı yapabilmemiz için Van ve Bitlis'te Ermenilere bir miktar toprak vermeniz gerekir.”
Heyetimiz bu öneriyi reddetti ve durumu Ankara'ya bildirdi.
Şimdi Mustafa Kemal Paşa‘nın yerinde siz olsanız ne yaparsınız?.. İki seçenek var.
İlki, toprak verelim de yardımı kurtaralım. Ötesini sonra düşünürüz demek.
İkincisi, Sovyetler Birliği'nin bu önerisini tümüyle reddetmek.
Bakalım olayın sonrasında neler olmuş… Büyükelçimiz Ali Fuat Cebesoy kitabında anlatıyor. Anlamını özetliyorum:

* * * *

Mustafa Kemal Paşa'nın imzası ile Moskova'ya gönderilen 16 Ekim 1920 tarih, 595 şifre ve 273 karar numaralı talimat aşağıdadır:
Sovyet hükümetinin Ermenilere toprak şart koşma isteği, emperyalizm ve kapitalizme karşı çetin bir mücadeleye girişmiş olan hükümetimizi ciddi şüpheye düşürmüştür.
Meclis ve onun kesin güvenine sahip olan Bakanlar Kurulumuz, coğrafi, iktisadi ve askerî hiçbir prensiple izah edilmesi mümkün olmayan bu isteği her ne pahasına olursa olsun kabul edemez. Ermeniler Van ve Bitlis'te hiçbir zaman çoğunluk olmamıştır.
Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde vatan toprağını düşmanlara veren İstanbul hükümetinden bizim farkımız kalmaz ve Anadolu halkının güvenini tümüyle yitirmiş oluruz.
Sovyet Hükümeti'nin bu teklifini geri alacağını umarız. Çiçerin'e şunları bildiriniz:
Bu şart katiyen kabul edilemez. Azınlıklara toprak vermemiz asla söz konusu olamaz. Bu istek Sovyetler Birliği Hükümeti'nden gelse bile emperyalizmin ürünü bir fikirdir.
Dolayısıyla Rus Hükümeti, Türk Milleti'nin emperyalizme karşı mücadelesine eski iman ve azimle devamını arzu ediyorsa, bu talebinden derhal vazgeçerek anlaşmayı imza etmesi gerekmektedir.”
Mustafa Kemal Paşa'dan gelen bu kesin talimat Sovyet Hükümeti'ne bildirildi ve anlaşma bir süre sonra -Ermenilere bir karış toprak bile verilmeden- imzalandı.
Türk Ordusu bir süre sonra Kazım Karabekir komutasında Ermenilerin
üzerine yürüdü. Değil Van ve Bitlis'te toprak vermek, Doğu Anadolu böylece temizlenmiş oldu.

* * * *

Dün 10 Kasım, işte bu büyük devlet adamının ölüm yıldönümü idi…
Aradan tam 76 yıl geçmişti ve Türk Milleti onu hâlâ saygı ve sevgiyle anıyordu.
Birileri çatlasın ama bu işler boşuna olmuyor.
Dün bu konuda Türkiye'de yaşananları gece ekranlardan izlediniz, bugün gazetelerde okuyacaksınız.
Her yıl olduğu gibi yine muhteşem tablolardı…
Ülkenin dört bir yanında saat 9'u beş geçe sirenler çalarken, milyonlarca insan sokaklarda, evlerde ve işyerlerinde ayağa kalkıp saygı duruşunda bulundular.
(Neyse ki sayın ve muhterem iktidarımız sirenleri henüz yasaklamadı!)
Meydanları yine yüzbinlerce insanımız doldurmuştu.
Balıkçılar denizde teknelerinde selam durmuştu.
Türkiye'nin dört bir yanında saymak mümkün değil ama herhalde yüzbinlerce araç yolların ortasında durmuş, kullananlar ve yolcular inmiş, saygı duruşunda bulunuyordu.
Polisler, askerler, inşaat işçileri, madenciler ve hatta turistler, herkes saygı duruşundaydı.
İstanbul'da Fenerbahçe-Kartal arasında 14 kilometrelik insan zinciri oluşmuştu.
Anıtkabir yine cıvıl cıvıldı.

* * * *

Bizler ne yazık ki yakın tarihimizi bilmeyiz. Yukarıda Ali Fuat Paşa'dan alıntıladığım olayı ben de bilmezdim, birkaç gün önce o kitabı okurken öğrendim. İşte size yepyeni bir gerçek ve onurlu davranış.
Tam da Atatürk'e yakışır.
Ölümünden bu yana geçen 76 yıl boyunca onu didik didik edip araştırdılar ve bir tek açığını bile bulamadılar.
Yapabildikleri tek şey, kendisini bir halt zanneden bazı zavallılar, ona “Atatürk” diyemedi!..
Varsın demesinler, tertemiz ismini kirletmesinler.
Bizler ise onun yaşamının, vatana hizmetinin, onurlu davranışlarının belki sadece yüzde birini öğrenebildik.
“Yüzde bir” bile onu her yıl unutmadan özlem, saygı ve dualarla böylesine anmamıza yetiyor.
Sevginin ve saygının böylesi dünyanın hiçbir ülkesinde görülmedi, hiçbir lider her yıl böyle anılmadı.
Bu kadarı yeter de artar bile.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more