Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

CHP’den DSP’ye…

18 Şubat 2014

Sevgili okuyucularım, Türkiye'de siyaset zor iştir. Siyaset hem zevkli iştir, hem de kirlenmiştir. Kimin eli kimin cebinde, çoğu zaman belli olmaz.
Sizlerden çok sık mesajlar alırım:
“Keşke siyasete girseniz, niçin girmiyorsunuz?”
Allah korusun, siyasete girmeyi bir gün olsun aklımdan bile geçirmedim. Ne işim var benim o alanda!.. Ne yapardım!
Birileri ben ve benim gibilere hayat hakkı tanımaz, kolumdan tuttuğu gibi kapının önüne koyardı.
Siyasete girmek için bir genel başkanın adamı olmak gerekir. Onun ve yakın çevresinin adamı. Ben ömrüm boyunca hiç kimsenin adamı olamadım, bu yaştan sonra hiç olamam.
Genel başkana yağ çekeceksin, derin kulislere gireceksin, delege ayarlayacaksın, bu gibi hesapların içine balıklama dalıp “Siyasetçi (!)” olacaksın. Belli bir yerlere gelirsen de, bir sürü yağcı, kulisçi ve dedikoducu ile kuşatılıp onların esiri olacaksın.
Yok, ben bu işlerin adamı değilim.
Siyaset yapanlara saygı duyarım ama işin gerçeklerini de iyi bilirim.

* * *

Şimdi karşımızda 30 Mart seçimlerine özgü olan yeni bir siyaset modası, yeni bir siyaset oyunu var.
Çeşitli yerlerde CHP'den aday adayı olan, ancak partisi tarafından aday gösterilmeyenlerin DSP'ye geçme yarışı!
Bu olanları hayretle ve bazen de dehşete kapılarak izliyorum.
Arkadaş geçmiş yıllarda CHP‘den belediye başkanı seçilmiş. Şimdi ise, partisinin verdiği doğru veya yanlış bir kararla aday gösterilmemiş.
Haklıdır veya haksızdır, tepki gösteriyor.
Tepkisine de saygı duyuyorum. Belki partisi yanlış adayı seçti, belki en iyisi kendisi idi…
İyi güzel de, anında istifa edip parti değiştirmenin anlamı nedir?
Birileri bize bunu anlatmalıdır.

* * *

Bakın tekrar söylüyorum, aday gösterilmeyenlerin tepkilerini doğal karşılıyorum, saygı duyuyorum.
Ama iş birkaç gün içerisinde parti değiştirip başka bir partiden aday olmaya geldiğinde, işte ona saygı duymak mümkün olmuyor.
CHP'den gösterilmeyince DSP'den aday olanlar özellikle İzmir, İstanbul ve Çankaya'da yoğunlaştı. Başka yerlerde de olduğunu sanırım.
İçlerinde saygın, ama CHP tarafından hayal kırıklığına uğratılmış isimler var.
Bu durumda hem kendileri yanlış yapıyor, hem de DSP.
Kendileri yanlış yapıyor çünkü daha düne kadar CHP‘li idiler. DSP‘den aday olmak akıllarından bile geçmemişti.
DSP yanlış yapıyor çünkü listesini kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir partinin küskünleriyle dolduruyor.

* * *

DSP‘ye saygı duyarım. Genel Başkanı Masum Türker‘i tanırım, sever sayarım. Ancak DSP‘nin Türkiye'nin -belki bilemediğim birkaç küçük yer vardır- herhangi bir yerinde seçim kazanması mümkün değildir.
Hele İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde hiç mümkün değildir.
O halde DSP ne yapıyor?
Bölücülük yapıyor, “Bir bölen” rolüne soyunuyor.
CHP‘nin küskünleriyle seçime gireceksin, listene koyduğun adaylarla CHP'den bir miktar oy götüreceksin…
Senin götürdüğün o oylarla belki aradan AKP sıyrılacak.
Bu kime yarar?
Sadece AKP'ye yarar.

* * *

Sakın yanlış anlama olmasın, CHP‘li falan değilim. Ayrıca CHP‘nin büyük eksiklerini, yanlışlarını, belli konulardaki yetersizliklerini A'dan Z'ye çok iyi bilen bir gazeteciyim.
Aday belirlerken de yanlışlar yaptığına inanıyorum.
Peki bu ortamda ne yapmamız gerekiyor?
CHP, AKP‘den sonra Türkiye'nin ikinci büyük partisi. Çok sayıda seçim bölgesinde bir numara, bazen iki, bazen de üç numara.
Şimdi biz bu partiyi tu kaka ilan edelim, aleyhinde yazıp çizelim, bölenlere arka çıkalım falan filan!..
Böylece AKP'nin ekmeğine yağ sürüp onları güçlendirelim, hiç değilse bazı belediyeleri daha ele geçirmesini sağlayalım!
Yok böyle bir şey, olamaz böyle şey.

* * *

Burada çeşitli zamanlarda yazdım, bundan sonra da seçime kadar yazmayı sürdüreceğim:
– CHP ile MHP sakın ola ki herhangi bir seçim bölgesinde birbirleriyle kapışmasınlar. Seçim biter, sonrasında kapışmak serbest olur!
– CHP'nin daha güçlü olduğu yerlerde MHP seçmeni CHP'ye, MHP'nin güçlü olduğu yerlerde CHP seçmeni MHP'ye oy versin.
– Böylece AKP'nin elindeki bazı belediyeler düşürülsün, ya da belli yerler AKP'ye kaptırılmasın.

* * *

30 Mart seçimleri Türkiye'nin hayat memat meselesi.
Türkiye pisliğe, rüşvete, yolsuzluğa bulaşmış.
Türkiye eşe dosta, kendi çoluk çocuklarına ve işbirlikçilerine şeytanın aklına gelmeyecek yöntemlerle peşkeş çekilmiş.
Hepsi belgeli… Ve ortaya çıkan belgeler gerçeğin milyarda biri bile değil.
Din ticareti ve din sömürüsü almış başını gidiyor, siyaseti cami avlularında yapanlar, yargıyı ele geçirenler hiç utanıp sıkılmıyor.
Birileri işte böyle bir ortamda ortaya çıkıp CHP oylarını bölmeye çalışacak, kendi elleriyle AKP'ye hizmet sunmuş, bağışta bulunmuş olacak.

* * *

Bu olanları, CHP‘den DSP‘ye son dakika transferlerini içime sindiremiyorum.
Bunları samimi bulmuyorum.
Bir yanda kendi partisi tarafından aday gösterilmediği için parti değiştirenler, öte yanda ise yelkenini CHP‘nin küskünleri ile doldurmaya çalışan bir DSP!
Bazıları onları “Dönek” olarak tanımlıyor.
Ben öyle demiyorum.
Yaptıklarını aday belirleme süreci sonrasındaki duygusallığa ve kızgınlığa veriyorum, bu yanlıştan en kısa zamanda dönmelerini diliyorum.
Dönmezlerse, seçim gezilerinde elbette ki CHP‘yi, aday oldukları eski partilerini kötülemek zorunda kalacaklar… Çünkü oy alacakları tek taban orası.
Ya seçmen onlara sorarsa:
“İyi de kardeşim, o halde CHP'den niçin aday olmuştun? Bunları söylemek şimdi aday gösterilmeyince mi aklına geldi?”
Ne diyecekler!
Bu seçimde seçmenin sağduyusuna güveniyorum.
Aksi takdirde, bunları görmezden gelerek verilecek her oy, AKP'ye yarayacaktır.
Böyle bir pislik ve rezillik ortamında Türkiye bu lükse sahip midir?

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more