Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Tayyip montajlı kaset üretecek!

27 Şubat 2014

Sevgili okuyucularım, geçtiğimiz pazar günü burada Hitler'in sağ kolu ve Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in ilkelerini sizlere sunmuştum. Bu ikili, faşist Nazi İmparatorluğu'nu yıllarca yalanlarla yönetti, milyonlarca insanı öldürdü, Almanya'yı mahvetti. İkisi de her gün mikrofonları ellerine alıp bağıra çağıra nutuk atar, posta koyar, hakaret ederlerdi.

O ilkelerden bazıları şunlardı:
– Gerektiğinde yalan söylemekten kaçınmayın ve utanmayın.
– Tembel beyinler yalanı çok daha iyi hazmeder.
– Karşı taraf haklı bile olsa yanlış yaptığınızı ve suçu asla kabul etmeyeceksiniz.
– Kendinizi hiçbir zaman savunma durumuna düşürmeyeceksiniz. Hep saldıracak, karşı tarafı savunmada bırakacaksınız. Siz değil onlar savunmada kalacak.
– Sizin asıl hedefiniz cahil ve okumamış kitlelerdir. Onları kandırmak çok daha kolaydır.
– Gazeteciler önemlidir. Onları ve patronlarını satın almak, devşirmek ve kullanmak için her şey yapılmalıdır.
İlkeler özetle böyleydi. Yazımı şöyle bitirmiştim:
“İyi ki günümüzde böyle yerli malı Goebbels'ler yok! İyi ki bizde onun ilkelerini hayata geçiren tipler yok. Hiç kimse bize her gün nutuk atmıyor, yalan söylemiyor, milletin beynini yıkamaya kalkışmıyor. Ohh, çok şükür!
Allah her ülkeyi Hitler ve Goebbels gibilerden korusun. Amin!”

* * *

Allah bazen insanları yanıltıyor. Günün birinde kendilerini çok güçlü hissetmeye başlıyorlar. Çevrelerindeki yalaka kalabalık “Dünya devi… Dik dur eğilme” diye bağırdıkça ne oldum delisi oluyor ve kendilerini dev aynasında görmeye başlıyorlar.
İşte, Türkiye'de olanlar aynen böyle.
İşin cılkını çıkardılar.
Devletin çivisi çıktı. Devlet soyuldu. Hanedan malı götürdü.
Bazıları şimdi bunca pisliğin ortaya dökülmesinden sonra bile alkış tutuyor, kendilerine gerçekleri anlatanlara “Soyduysa beni soydu, size ne” diyebiliyor!

* * *

Küçüklüğümüzde izlediğimiz ilginç bir film vardı: “Tarzan Zor Durumda.”
Günümüzün filmi ise “Tayyip Zor Durumda.” Tekmili 36 kısım… Başına daha neler gelecek neler!..
Piyasaya daha neler çıkacak neler!..
Bir başbakan düşünün, oğluyla yaptığı telefon konuşmaları bile ortaya saçılıyor… Ve bu şahıs konuşmaların montaj olduğunu iddia ediyor. Montaj olup olmadığına biz karar veremeyiz. Bunu anlamanın bir tek yolu vardır:
O kasetleri yurt dışında bağımsız bir kuruluşa gönderir, oradan rapor ister.
Türkiye'den alacağı raporlar geçerli değildir çünkü o raporu verecek kuruluşların tamamı -TÜBİTAK, MİT, polis, jandarma- kendisinin emrindedir.
Bakınız Meclis kürsüsünde ne dedi:
“Alçakça montaj yaptılar. Haince bir saldırıdır. Bir hafta içinde biz de onların karşıtlarını bu teknolojiden yararlanarak izleteceğiz. Kılıçdaroğlu Meclis'te izletiyor ya, onun aynısı. Göreceksiniz.”

* * *

Şimdi bir başbakan düşünün, ekibine emir vermiş… Muhalefet liderlerinin çeşitli zamanlarda söylenmiş kelimelerini bir araya getirecek, montaj yaptırıp piyasaya sürecek.
Yani böyle bir sahtekarlığa, siyaset oyununa göz yumacak, alet olacak.
Bahçeli örneğin Apo'ya övgüler düzecek, Kılıçdaroğlu oğluna “Aman evde ayakkabı kutularında duran o 30 milyon doları başka yere götür” diyecek!
Tayyip nasıl bu kadar sorumsuz olabilir!
Bir başbakan bu işlerle nasıl uğraşır!
Rüyada gibiyiz, hayal aleminde yaşar gibiyiz. Devletin çivisi çıktı, Türkiye Cumhuriyeti içeride ve özellikle dışarıda yerlerde sürünüyor.
Saygınlığımız sıfır oldu. Bütün dünya Türkiye'yi yönetmekte olan bu kafalarla alay ediyor, aşağılıyor, neşesini buluyor.

* * *

Tayyip kevgire döndü, sinir sistemi laçka oldu. Çekilen her şut gol oluyor, kalesinin ağları delindi.
Bu işler öyle düzmece montaj kasetleri üretmekle çözülmez. Bir başbakan kendisini bu duruma düşürmez.
Başta muhalefet partileri olmak üzere milyonlarca insan kendisine “En ağır sözlerle” yükleniyor.
Kılıçdaroğlu “Başbakan” yerine “Başçalan” diyor.
Ben Tayyip'in yerinde olsaydım Meclis kürsüsünde öyle bağıra çağıra atıp tutmaz, posta koymaz ve sadece şöyle derdim:
“Oğlumla aramızda asla böyle bir konuşma geçmemiştir.”
Bakınız, işte bunu söyleyemiyor.
İşi yine gargaraya, laf kalabalığına getirmeye kalkışıyor.
Tek söyleyebildiği: “Kaset montaj. Biz de bir hafta içinde montajlı kasetler hazırlayacağız!”

* * *

Şimdi her gün ağlaşıyor, “Bizim kriptolu telefonlarımızı bile dinlemişler” deyip suçu cemaate atıyor. Kimin dinlediğini biz bilemeyiz.
Ama bunu tek başına cemaatin yaptığını hiç sanmam. Türkiye'de Tayyip-cemaat ikilisini falan takmayan başkalarının da olduğu kesin.
Ama senin döneminde on binlerce masum insanın -ben dahil- telefonları dinlendi ve dinleniyor. O telefon konuşmalarıyla nice insanları hapse attıran, Ergenekon, Balyoz, casusluk gibi düzmece davalarla ailelerin hayatını karartan, “Ben Ergenekon davasının savcıyım” deyip Mercedes markalı makam aracını savcı Zekeriya Öz'ün emrine veren kimdi?
Şimdi kendi telefonları dinlendiği için yakınıyor, ayıptır be!
Gülme komşuna gelir başına…
Allah'ın sopası!

* * *

Kendisinin Binali Yıldırım isimli bir Ulaştırma Bakanı vardı. Şimdi laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kalesi İzmir'de Büyükşehir Belediye Başkan adayı! Nasihat alacağı günü bekliyor.
O değil miydi bundan birkaç ay önce CHP milletvekilleri telefonların dinlenmesini eleştirince Meclis kürsüsüne çıkıp haykıran:
“Gizliniz saklınız yoksa, yasal olmayan ve korkacak bir şeyiniz yoksa, niye korkuyorsunuz kardeşim telefonlarınızın dinlenmesinden.”
Ta kendisiydi!
Şimdi o soruyu Tayyip'e sorsun:
“Yasal olmayan bir şeyin yoksa niye korkuyorsun kardeşim telefonlarının dinlenmesinden!”

* * *

Türkiye'nin nerelere geldiğini gösteren somut bir örnek daha vereyim.
İnternet üzerinden yeni bir kampanya başlatıldı.
Cebinizdeki kağıt paraların üzerine elle “Hırsız var” yazma kampanyası.
Bu iş tutarsa tedavüldeki kağıt paralar üzerine yazılmış olan milyonlarca “Hırsız var” Türkiye'de dolaşıma girer, her eve uğrayıp “Soydularsa beni soydular, sana ne” diyenlerin de halini hatırını sorar!

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more