Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Tayyip yine kızıştırıyor

19 Şubat 2014

Sen bir ülkenin başbakanı olacaksın ve kürsüde nutuk attığın her an milleti birbirine düşürmeye kalkışacaksın.
İnsanları başörtülü-başörtüsüz ayırımına tabi tutacaksın.
Örtülüleri örtüsüzlere, senden olanları olmayanlara karşı kışkırtacaksın.
Partinin seçim harcamalarını devletin-milletin parasıyla yaptıracaksın. Elinin altında devlet parası var, örtülü ödenek var, belediyeler var.
Düzmece toplu açılış törenleri düzenletip beş yıl önce açılmış tesisleri yeniden açacak, küçücük öğrencilerin sırtından bile particilik yapacaksın.
Önceki gün bunun somut örneğine Ankara'da tanık olduk. Milli Eğitim Bakanlığı okullara emir vermiş, binlerce ortaokul ve lise öğrencisi salona taşınmıştı.
Tayyip tablet bilgisayarları dağıtacaktı.
Çocuklara önceden müdürleri ve hocaları tarafından zorunlu uyarı yapıldı:
“Sayın Başbakanımız konuşurken asla ses çıkarmayacak ve onu sessizce dinleyeceksiniz. Bizden işaret gelince alkışlayacaksınız.”

* * *

Salonun içinde Tayyip'in 50 dolaylarında koruması vardı. Dışarısı ablukaya alınmış, içeriye sinek bile uçurulmuyordu.
Tayyip çocuklardan bile korkuyordu.
Getirilenlerin bir bölümü imam hatip öğrencisi idi.
Küçücük kızların başı örtülüydü…
Tayyip özellikle onları yanına alıp fotoğraf çektirdi, seçmene mesajını o yolla göndermiş oldu!
Bir ortaokul öğrencisinin yaptığı ise ilginçti. Sessizce oturmakta olduğu yerden eliyle ülkücü işareti yaptığı anda korumalar gördü ve çocuğa doğru koşmaya başladılar. Sonrasını bilemiyorum. O öğrenciye mutlaka bir şey yapılmış olması gerekir!
Tayyip'in son siyaset oyunu işte böyle, öğrencilerin sırtına binilerek gerçekleşti.
Tablet bilgisayarlar devletin parasıyla alınmıştı ama Tayyip'in siyasi çıkarlarına alet ediliyordu.
Adam seçime devletin parasıyla, devletin olanaklarıyla giriyor. Medya emrinde. Kürsüye her çıktığında yandaş-yalaka televizyonlar sanki önemli bir şey söyleyecekmiş gibi canlı yayına geçiyor, izledikçe toplumun sinir sistemi daha da beter bozuluyor.
Adamın görevi bağırıp çığırmak, posta koymak, ona buna sataşmak, toplumu germek, insanları birbirlerine düşürmek.
İşine gelmeyince ise suspus olup sütre gerisine çekilmek.
Ne demişti geçenlerde… “Bize oy veren yüzde 50'yi evlerinde zor tutuyoruz!”
Şimdi de “Kabataş'ta saldırıya uğrayan kızımız başörtülü olmasaydı bu olay olmazdı” diyor. Öyle bir saldırının olmadığını çok iyi bildiği halde, bu yalana bile sarılıyor.
Rüşvete, yolsuzluğa, yağmaya değinemiyor da, işi gücü başörtüsü ve din sömürüsü yapmak.
Onun için ısrarla “Seçimde oyları bölmeyin” diyorum.

Hukuk böyle çiğneniyor!

Avukat İlhan Köseoğlu'ndan aldığım mektubu özetleyerek ve hiçbir yorum katmadan sizlere iletiyorum.
Tayyip'in İstanbul'daki İSKİ'sini kurtarmak uğruna nasıl cambazlıklar yapıldığını, hukukun nasıl çiğnendiğini görün.
Sadece bu değil, bunun gibi on binlerce olay var. Baktılar ki işin parasal maliyeti yükseliyor, baktılar ki mahkemeler bu konuda vatandaşın hakkını koruyor, hemen yasa çıkarıp insanların haklarına ve hukuka tecavüz ediyorlar.
İşte o mektubun özeti:
“Devletin görevi vatandaşının hakkını hukukunu korumak mıdır? 41 yıl önce İstanbul Pendik-Orhanlı'da 40 dönüm arsa satın aldım. Bölge hızlı bir gelişme gösterdi. İSKİ, üzerinde hiçbir kısıtlama bulunmayan, çevresinde yoğun yapılaşma olan, kamulaştırma yapılmayan arsamızın su toplama havzasında olduğunu belirterek ve ‘Üzerine hiçbir şey yapamazsanız' diyerek tamamen atıl bıraktı.
AİHM ve Türk mevzuatına göre böyle bir durumda mülkiyet hakkı kısıtlanamaz. Mal üzerinde tasarruf etme hakkını kısıtlayan kişi veya kurum, bunun bedelini ödemekle yükümlüdür.
Biz de yasalar uyarınca 2010 yılında İSKİ aleyhine hukuk mahkemesinde tazminat davası açtık. Bilirkişi tespitleri yapıldı ve davayı kazandık. İSKİ mahkeme kararını temyiz etti, karar Yargıtay tarafından onandı.
Biz hükmün infazını beklerken, İSKİ süresi geçmiş olduğu halde Yargıtay'a tashihi karar için (kararın düzeltilmesi) başvurdu.
Dosyamız Yargıtay'da sıra beklerken Ocak 2013'te hükümet 70-80 yasayı birden değiştiren bir torba yasayı gece yarısı Meclis'ten geçirdi.
Buna göre yerel mahkeme kararı geçersiz kılınıyor ve biz bu kez idare mahkemesinde dava açmak zorunda kalıyorduk! Yani davaya sil baştan, yeniden başlayacaktık. İşin tercümesi şöyle:
Hukuk mahkemelerinde kazandığın davayı unut, şimdi beş altı yıl boyunca idare mahkemesinde yeniden hakkını ara.
Kazandığın davada İSKİ'nin mal ve alacakları haczedilemez.
Bu gibi tazminat ödemeleri için bütçeden yüzde 2 pay ayrılmıştır. Yetmezse alacağın önümüzdeki yıllara kalır. Tazminatını 10-15 yılda alırsın!
Bu hukuksuzluk yasalara, anayasaya ve AİHM kararlarına aykırıdır.
Amaç bellidir: Ödeme ve borç sıkıntısı içerisinde olan İSKİ'yi 5-10 yıllığına rahatlatma ve vatandaşların çiğnenen yasal hakları üzerine inşa edilen bir kurtarma operasyonudur.
Cumhurbaşkanı bu torba yasayı aynen, olduğu gibi onayladı!
Aynı konunun mağduru olarak sadece İstanbul'da 400-500 dosya sahibi davacı var.
Şimdi yasal işlemler bitince idare mahkemesinde aynı davayı yeniden açıp sil baştan yapacağız ve birkaç yıl daha uğraşacağız.
Acaba hukuk şemsiyesi altında mıyız! Acaba toplum olarak kendimizi güvende hissediyor muyuz! Saygılarımla.”

* * *

Vatandaşın hakkı yenmiş. İnsanlar ilgili yasalar uyarınca adliye mahkemesinde tazminat davası açıyor, kazanıyor ve bu karar Yargıtay tarafından onanıyor. Son anda bir torba yasa cambazlığı yapılıp yasa maddesi sabaha karşı değiştiriliyor:
“Kazandığın dava geçersiz kılınmıştır, şimdi git idare mahkemesinde yeniden dava aç, işe sıfırdan başla!”
Hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi?
Demek ki olurmuş!

Erol Mütercimler'in kitabı

Ergenekon davası sanığı emekli Denizci Binbaşı Erol Mütercimler'in bu davada başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş. Davada 8 yıl 9 ay hapis cezası alan Mütercimler'in şimdi yeni bir kitabı çıktı:
“Büyük Kumpas Ergenekon.”
Kitap elime iki gün önce geçti. Hepsini okudum desem yalan söylemiş olurum çünkü epeyce kalın. Ama elime geçtiği anda sarıldım ve neredeyse yarıladım. Kitapta çok ilginç olaylar var.
Erol Mütercimler'in gözaltına alınması, savcılıkta ve mahkemede yaşadıkları, mahkeme aşaması…
Bazı gazetecilerin ve medyanın bu süreçte tavrı, ihanetler, düzmece belgeler, dedikodular, yalanlar, korku krallığı, savcıların ve mahkemenin yanlışları ve acımasızlığı… Ve Mütercimler soruyor:
“Ergenekon gölgesinde ihaneti gördüm ve yaşadım. Peki ben Ergenekon çuvalına neden atıldım?”
Çok ilginç bir kitap olmuş. Ellerine sağlık.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more