Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Toplumu geren şahıs Tayyip

26 Şubat 2014

Sevgili okuyucularım, bazı inanılmaz ses kayıtları ortaya çıktığında konuşuyor. İşine gelmeyince “Hayır, onlar yalan ve iftira!..” Sonra dün olduğu gibi yine çıkıyor kürsülere, bağıra çağıra inkar ediyor, yalanlıyor…
Türkiye'yi yıllarca, dinlenen telefonlarla yönetti. İnsanların özel yaşamı sıfırlanırken iyiydi de, şimdi kendi kasetleri piyasaya sürülünce ağlaşıyor!
Cemaat dinliyormuş!
O cemaati devlete sokup en büyük yetkilerle donatan kimdi?
Buldu bir bahane, her şeyi paralel devlet, çete, ihanet şebekesi yapıyor!
Demek ki Tayyip bu kadar acizmiş, ülkenin yönetimini başkalarına devretmiş.

* * *

Eğer sinir sisteminiz dayanıyorsa, onu her gün ekranlardan izlemek zorunda kalıyorsunuz…
Dün onu yine izlemek zorunda kaldınız. Ama artık köşeye sıkışmıştı, savunmaya geçmek zorunda kalmıştı.
Bağırıp çağırıyor, sert çıkıyor, posta koyuyor, yalan yanlış konuşuyordu.
Her konuşmasının en az yarısını bağırarak geçiriyor.
Öteki yarısı ise muhalefeti suçlayarak!
Konuşmalarının çoğunu irticalen yapmıyor. Yani kürsüde aklına geldiği gibi konuşanlardan değil.
Konuyu danışmanları belirliyor, okuyacağı nutukları onlar yazıyor. Bu hem salı günleri Meclis'teki grup toplantıları, hem de miting konuşmaları için geçerli.
Kürsünün yanına ve önüne üç adet elektronik aygıt yerleştiriliyor. Karşıdan baktığınızda, bunları sağında ve solunda duran cam levhalar olarak görürsünüz.
Söyleyeceği sözler oradan akıyor, aktıkça Tayyip televizyon spikeri gibi okuyor.
Önünden akan sözlerin denetimi başkalarının elinde. Hızı onlar ayarlıyor.
Televizyon kanallarının canlı yayında bu cam levhaları göstermesi yasak!
Evet, okuduğu belli olmasın diye yasaklanmış durumda!
Aksi takdirde televizyon yöneticilerini “Alo Fatih” hattından arayıp azarlar, korkutur, “Kim dedi size okuduğumu belli edin” diye fırça atar.

* * *

Evet, eğer sinir sisteminiz dayanıyorsa, asabınız bozulmuyorsa, ağzınızdan küfürlü konuşmalar çıkmasına razı iseniz, bu şahsın ekran nutuklarını izliyorsunuz demektir!
Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir olayın benzeri yok.
Şahıs ekrana çıktığı anda -birkaçı dışında- bütün kanallar canlı yayına geçiyor.
Toplu açılış yapacak, yabancı heyet kabul edecek, falanca yerde seçim konuşması yapacak, hiç önemli değil.
Peki bu nasıl oluyor? Bu süreç otomatiğe nasıl bağlanmış?
Yanıtı gayet basit!
Kendisinin ve danışmanlarının ellerinde “Alo Fatih” gibi yüzlerce hat var.
Yandaş kanal aranıyor:
“Sayın başbakanımız saat 14.30'da Afyon'da, 16'da Kütahya'da konuşacaktır. Canlı yayına geçilmesi gerekmektedir.”
Sıkıysa geçme!
Tabii bu arada adına Tayyip Radyo Televizyonu denilen ve Tayyip'in borazanı olarak görev yapan TRT‘yi de unutmamak gerek!

* * *

Geçmiş günlerde araları iyi iken, aralarından su sızmazken, bu yayınlara cemaat kanalları da bütün güçleriyle katılırdı.
Samanyolu, Bugün, Habertürk, Mesaj vesaire…
Şimdi bozuştular ya, onlar artık Tayyip'e yer vermiyor.
Onlar da muhalefete geçti.
Bir gün barıştıkları takdirde aynı süreci yine izleyeceğiz!

* * *

Kürsüye çıkıp o bağıra çağıra yaptığı konuşmaları izlerken suratında ne görüyorsunuz?
Sevgisizlik…
Öfke…
Gözlerinden fışkıran kin ve nefret…
En iyi savunma saldırıdır taktiği ile birilerine saldırmak, aşağılamak.
Hedefinde üç şey var:
Cemaat.
Muhalefet partileri. Özellikle Kılıçdaroğlu ve Bahçeli.
İsmet İnönü ve dönemi!
Atatürk'e laf söyleyemiyor çünkü korkuyor. Söylediği takdirde altından kalkamayacağını, altında ezileceğini, hesabını veremeyeceğini biliyor…
Çünkü bazılarının iddia ettiği gibi yürekli, cesur falan değil.
Üstelik kalıbının adamı da değil.
Atatürk dönemine İnönü üzerinden saldırıyor, yerden yere vuruyor.
Ancak “Türk” sözcüğünü ağzına alamadığı gibi, “Atatürk” de diyemiyor!
Atatürk'ten “Gazi Mustafa Kemal” diye söz ediyor.

* * *

Seçim olsun veya olmasın, dünyanın hangi demokratik ülkesinde bir başbakan her gün kürsülere çıkıp böylesine bağırıp çağırır, posta koyar, azarlar, başkalarını aşağılar…
ABD, İngiltere, Almanya, Japonya, İsveç, İtalya, Yunanistan, Rusya…
Hangisinde?
Bir değil, beş değil, yüzlerce kez aynı şeyi yapıyor.
İşin ilginç yanı, artık her şeyi tekrar ediyor. Dağarcığında yeni konu kalmadı.
Yalanlar söylüyor.
Kendisine sorulan bir tek soruya bile yanıt veremiyor.
Kırk yılda bir ekranda program yapacağı zaman, yandaş ve yalaka gazetecilerden en güvendiklerini yanına alıyor ki ters bir soru gelmesin, beyefendi çuvallamasın!
Dedim ya, korkuyor. Ruh dünyasında korku egemen. O yüzden saldırıyor.
Konusu kalmayınca tekrara başvuruyor ki, bir siyasetçi için en tehlikeli olaydır.
Toplum artık onu kanıksadı, bıktı.
Bu durumu bildiği için din olayına girip kitleleri o yolla bağlamaya kalkışıyor.

* * *

Geçmiş yılların en önde gelen kıdemli siyasetçilerinden rahmetli Osman Bölükbaşı sağ görüşlü bir siyasetçi idi ve benim kendisinden çok şey öğrendiğim ihtiyar dostumdu.
Kürsülere çıkıp nutuk atmaya başladığında, hele seçim meydanlarında bazen -abartmıyorum- beş saat hiç durmadan konuşur, esprileri ile dinleyenleri gülmekten kırıp geçirir ve sitem ederdi:
“Alkışlarınız bana ama oylarınız her nedense hep başkalarına!..”
İçinde kin ve nefret taşımaz, topluma sevgi aşılardı. Onun her cümlesi bir dersti.
Artık köşesinde oturuyordu, evinde sohbete giderdim. Bir gün kendisine sordum:
“Efendim bu Tayyip'in din sömürüsü için ne diyorsunuz?”
Yanıtı ilginçti:
“Siyasette kaldığım çok uzun yıllar boyunca bütün sektörleri tetkik ettim ve getirisi en yüksek olanın din ticareti ve din sömürüsü olduğunu gördüm!”
HHH
Evet, karşımızda Tayyip diye biri var. Dinlemek zorunda kalanların asabını bozan, sinir istemini allak bullak eden bir şahıs.
Sürekli bağırıp çağıran, sevgisiz, toplumun en az yarısına öfkeli, içi kin ve nefret dolu bir şahıs.
Gezi olayları sırasında “Yüzde elliyi evlerinde zor tutuyorum” diyebilen bir sorumsuz.
Eğer onu bugüne kadar ekranda izleme fırsatı bulmadıysanız, bir gün mutlaka izleyin.
Söylediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz…
Ve dikkat ediniz, onun konuşmadığı günlerde toplum gevşiyor, rahatlıyor.
Saldırıya geçtiği günlerde ise ülke geriliyor.
Adamın bütün derdi ülkeyi gergin tutmak, üzerine din ticareti sosunu da ekleyip
bunun üzerinden siyasi rant elde etmek.
Ayıptır desek, yazıktır günahtır desek ne değişir ki!

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more