Reklamsız Sözcü
NECATİ DOĞRU

Baş çürüdü ayak başa uydu!

10 Şubat 2014

Kırıkkale şehri, Kırıkkale olalı bu denli ufuk açıcı bir hikaye dinlemedi. Hikaye lafın gelişi olay gerçekti. Türkiye seçim ortamına girmiş Kırıkkale de aynı ortamın içinde kendini bulmuştu.
Kırıkkale çırpınıyordu.
Temiz aday arıyordu.
En iyileri seçecekti.
O gün “Belediye Başkanları Aday Toplantısı” başlamıştı. Toplantıda iktidar partisi AKP'nin, belediye başkanlıklarına seçtiği adayları tanıtılıyordu.
Haliyle heyecan vardı.
Beklenti yüksekti.
Keskin, 10 gündür susuzdu.
Depoların elektriği kesilmişti.
Keskin, Kırıkkale'nin ilçesiydi.

* * *

Ankara'dan iktidar partisi AKP, Başbakan Yardımcısı sosyoloji profesörü Prof. Dr. Beşir Atalay'ı Kırıkkale'ye göndermişti. Belediye Başkanları Aday Toplantısı'nda Prof. Dr. Beşir Atalay, “Keskin'de suyun 10 gündür neden kesik olduğunu” açıklamak zorunda kaldı.
“Usulsüzlük var” diyordu.
Hırsızlığı andıran bir yürütme yapılmıştı. Sanki Keskin'de devlet parası kutulanıp, kasalanmış, para sayma makinesi ağzına konulur pozisyona getirilmişti.
Salon buz gibi oldu.
Dikkat tavan yaptı.
Beşir Atalay açıklıyor.
Salon donmuş dinliyordu.

* * *

Başbakan Yardımcısı iktidarın icraatını anlatmaya başladı. Kırıkkale'nin ve Keskin'in de içinde yer aldığı Başkent EDAŞ sistem ağından iletilen elektrik imtiyazı devletin elinden alınıp, 1 milyar 225 milyon dolar karşılığında özel sektöre satılmıştı.
Özel sektör bu…(!)
Para peşin, kırmızı meşin!
Para yok, elektrik de yok.
Keskinliler, temizdir, dürüsttür, inançlıdır, kul hakkı yemez diye düşünüp geçen seçimde Belediye Başkanlığı'na iktidar Partisi AKP'nin işaret ettiği Yardımcı Doç. Bayram Sakallı'yı başkan seçmişlerdi.
Beşir Atalay, anlatıyordu.
Lafı fazla uzatmadı.
Vatandaşlarımız mağdur olmasın diye borcun ödenmesi için Ankara'dan bizim partili Keskin Belediye Başkanı'na 3 milyon TL gönderdik. 3 milyonun hepsi elektrik borcuna ödenmesi gerekiyordu. Bizim partili Belediye Başkanı, bunun yarısını elektrik borcuna yatırmış, diğer yarısını diğer işlerde kullanmış. Şimdi ortada yok dedi.

* * *

Kırıkkale, anlatılanı dinledi.
Ufku açıldı.
Ankara'da kamu kaynaklarını istediği gibi kullanan ve adına iktidar partisi denen bir örgütlenme var. 5 Bakan'ın yolsuzluk ve rüşvetten fezlekelik olması, ayakkabı kutusuna istifli dolarlar, bakan oğullarının yatak odalarında kasalar, partili belediyeleri kurtarmak için Maliye Bakanlığı'na satılan camiler, belediye arsalarından başbakan oğlunun vakfına akıtılan bağışlar, çoğalan villalar, dağıtılan ihaleler ve karşılığında kurulan para havuzları, … Keskin Belediye Başkanı, “benim onlardan ne eksiğim var” demiş olacak ki, 3 milyon TL'nin yarısını diğer işlere yürüttü.
Baş çürüdü.
Ayak başa uydu.
Kırıkkale uyandı!
İnşallah!

Millete küfür edene dava!

Olay İstanbul'da geçti. Başbakan'ın bilgisi içinde olduğu anlaşılan ve bakan emriyle Sabah Gazetesi ile ATV'yi beslemek için devlet ihalesini alan müteahhitlerden 630 milyon dolar İstanbul'da toplanıp, zırhlı arabalarla bankaya yatırıldı. Telefon konuşmalarında Mehmet Cengiz adlı müteahhit, “Millet'in a…'a koyacağız…” diye alenen küfür ettiğine göre İstanbul'dan bir avukat çıkıp, bu küfürbaza dava niçin açmaz? Ağzı var dili yok. Millete küfür etmek suç değil mi? Bu müteahhide 1 milyon kişi-2 milyon kişi-10 milyon kişi tazminat davası açsa olmaz mı? Bir avukat aranıyor.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more