Reklamsız Sözcü
NECATİ DOĞRU

Başbakan bize niye Alo diyemiyor?

12 Şubat 2014

Çarpıcı, uyandırıcı günlerden geçiyoruz. Hangi düşünceden, hangi inançtan, hangi siyasi partiden olursa olsun, herkesin ders çıkartacağı olaylar yaşamaktayız.
Kendi payıma yazayım.
Ve burada bırakayım:
Her yazı emekçisinin şu günlerde bir kez daha hatırlaması gereken; “Kalemini satma… Gerekirse kır…” altın öğüdü bundan yaklaşık 70 yıl önce dile getirildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kurucularından Sedat Simavi, 1946 yılında bu öğüdü, yazarak duyurmak zorunda hissetti.

* * *

Türkiye'de yüksek okurlu, çok satan gazetecilik kulvarını ilk açan karikatürist, piyes ve roman yazarı Sedat Simavi'nin önerisi şuydu:
Gazete sadece okura satılır.
Sadece okurdan para alınır.
Okurun her gün gazetesine ödediği kuruşlarla; gazetenin kağıt, boya, baskı, makine, dağıtım, işletme masrafları, gazeteci ve yazarların maaşları, patronun kârı, devlete ödenecek vergi karşılanır.
Gazete böyle bağımsız olur.
Bağımsız gazetelerde kalemler satılmaz, yazarlar borazanlaşmaz, düşünceler kiraya verilmez, fikirler gömlek değiştirir gibi değiştirilmez, ilkeler çiğnenmez, ahlak yozlaşmaz.
Kalemini kır…
Asla satma…

* * *

Önemli olan kalemler.
“Kalemini kırmayıp (yani baskı altına girince istifa edemeyip) satmaya meyledince…” bugünkü noktaya gelindi. Başbakan, “Alo Fatih… Kaldır o yazıyı…” diyebiliyor. Başbakan bunu dediği anda o gazetenin bütün yazarları (spor ve magazin yazarları dahil) kalemlerini kırıp ayrılmıyorlar. Başbakan, basın danışmanını gazeteye yazar yapabiliyor. O gazetenin bütün yazarları (edebiyat yazarı ve yemek yazarları dahil) kalemlerini kırmıyorlar. Başbakan, kendisini övmeyen yazarı, gazeteden attırabiliyor. O gazetenin bütün yazarları (ekonomi ve sağlık yazarları dahil) kalemlerini kırmıyorlar. Kalemlerini kırmayan gazetecilere, gazete patronu iyi maaşlar ödüyor.

* * *

Büyük efendi.
Küçük efendiyi besliyor.
Başbakan, gazete patronuna, hayal edemeyeceği kadar yüksek devlet rantını, kamu malını, halkın parasını pompalıyor olmalı ki, gazete patronları Başbakan'ın yayın müdürlerine telefon etmesine ses çıkartmıyor.
Büyük efendi memnun.
Küçük efendi kazançlı.
Kalemler iktidara satılık.
Başbakan, alo muktediri!

* * *

Önceki gün çok ünlü yayın müdürü TV ekranına çıkmış, “Her zaman, hepimiz Başbakan baskısı altındayız… Fatih, Enis, Fikret, Ertuğrul… Hepimiz çok mutsuzuz fakat ben istifa edeyim… Fikret istifa etsin… Enis istifa etsin… Gazeteler havuzculara mı kalsın…” diyerek aklanmaya çalışıyordu. Genç TV programcının aklına; “SÖZCÜ Gazetesi var… Başbakan SÖZCÜ'ye telefon edip, o haberi değiştirin diyemiyor…” diye sormak gelmedi. Başbakan'ın aklından SÖZCÜ'ye telefon edip baskı kurmak geçemiyor. Niçin? Çünkü SÖZCÜ, Sedat Simavi‘nin 70 yıl önce önerdiği; “Kalemini kır… Asla satma..” onurlu modelini benimsedi. Onurlu gazeteci, patronu bu modele zorlar, baskıdan kurtulur. Fatih'ler… Enis'ler… Fikret'ler… Ertuğrul'lar… Yılmaz'lar… Umur'lar bir devrimci dikleniş başlatın! Hepinizin büyük serveti var, açlıktan ölmezsiniz.

Bir yürekli savcı aranıyor

Sabah Gazetesi ile ATV'ye “besleme havuzu oluşturma” telefon konuşmaları sırasında Mehmet Cengiz adlı devlet müteahhidinin “Milet'in a…'a koyacağız…” demesi ve karşısındaki diğer devlet müteahhidinin de “İnşallah… İnşallah…” diye cevap vermesine Halkın Kurtuluş Partisi, kamu davası açılması için şikayet başvurusu yaptı. Dilekçede; bu hakaretten onur, şeref, saygınlığımız rencide olmuştur denildi. Her vatandaşın böyle bir şikayet dilekçesi verme hakkı var. 1 milyon vatandaş dilekçe verse belki bir yürekli savcı çıkıp dava açabilir.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more