Reklamsız Sözcü
NECATİ DOĞRU

Üzülme Hocam!

27 Kasım 2014

Kız öğrenci, erkek öğrenci, imanlı öğrenci, imansız öğrenci ayırmadın. Kafalar özgür olsun, öğrencilerin ruhlarında hürriyet olsun istedin. Üniversiteler bilim ışığıyla aydınlansın diye düşündün. Ne öğrencinin din hürriyetini kısıtladın ne de öğretim hakkını zedeledin.
Bugün hapse giriyorsun.
Üzülme Hocam!
Bu da gelir.
Bu da geçer.
2 yıl 1 ay hapislik.
Rüzgar olur geçer.

* * * *

Üniversitelinin türbanla örtünüp derslere girmesine Danıştay izin vermiyordu. Anayasa Mahkemesi rıza göstermiyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kapı aralamıyordu.
Sen yasalara baktın.
Dönüp çağa baktın.
Bir de ülkeye baktın.
İktidar, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, basını, üniversiteyi, sermayeyi, polisi, orduyu, camiyi ele geçirmiş “Türkiye'yi dinler, tarikatlar, tekkeler, şeyhler, cemaatler, mezhepler, etnik kimlikler üzerinden 200 yıl geriye” çekiyordu. Kadını aşağılayan, eşit görmeyen, onu köleleştiren türban, Türkiye'de özgürlük sembolü diye sunuluyordu. Ve bazı aydınlar da bu gerici dalgayı destekliyor, Türkiye dünyada görülmemiş bir aydın ihaneti yaşıyordu. Dönemin YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, yasaların yasak koymasına rağmen türbanın üniversiteye girmesine izin çıkarıyordu.
Onun hapsedilmesi gerekir.
Hapsedilmedi.
Büyükelçi yaptılar.
Hapse giren sen oluyorsun.

* * * *

Aydın, aydınlığını bilse.
Elçi koltuğuna kanmaz.
İhanet etmez.
Rennan Pekünlü Hocam!
Sen ihanet etmedin.
Sen hırsızlık yapmadın.
Sen rüşvet yemedin.
Sen ayakkabı kutuna Amerikan parası Doları doldurmadın. Sen oğlunu rüşvet oğlanı yapıp yatak odasında para kasalarına Avrupa'nın parası Avro istifletmedin. Sen oğlunu vakıf oğlanı haline getirip, şehir rantçısından arsa bağışı istemedin. Sen halkın vergilerini toplayıp kendine 1000 odalı saray da yaptırmadın.
Seni hapse koyuyorlar.
Üzülme Hocam!
Sen bizim için karanlıkları şimşeklendiren ışıksın.
Halkın aydını sensin!

Yakalayın hırsızlar kaçıyor!

700 bin TL değerindeki rüşvet saati İsviçre'den getirme teklifi ilk Yusuf Tutuş‘a yapılmıştı. Meclis'te şu ifadeyi verdi:
Ben zenginlerin saatçisiyim.
Pahalı saatler satarım.
Reza Zarrab iyi müşterimdir.
Yılda 30 saat alır.
1 milyon Avro tutar.
Parayı aksatmadan öder.
Sağa sola hediye eder.
Hediye etmeyi sever.
İsviçre'den bir saat istedi.
Bir arkadaşımı buldum.
Saati almaya gitti.
Gelirini sormuşlar.
Senin gelirin bu saati almaya yetmez demişler. Reza Zarrab'ın istediği beyaz altından yapılma saatten benim bu yolla haberim oldu.

* * * *

Meclis'te komisyon ifade almaya devam ediyor. Ekonomi Bakanı Çağlayan'ın Koruma Amiri Emrah Sarıyüce‘yi de dinledi:
Ben Başkomiserim.
Bakan'ı korurum.
Bakan'ın Özel Kalem Müdürü Onur Kaya beni aradı. Telefon numarası verdi.
Bir emanet var, alınacak.
Kıymetli bir parça.
Koruma amirisin.
Mukayyet ol dediler.
Numarayı çevirdim.
Reza Zarrab'ın asistanı çıktı.
Bir emanet varmış dedim.
Gece Ankara'dayız dedi.
Bir memuru görevlendirdim.
Emaneti aldık.
Onur Bey'e teslim ettik.
O da Bakan'a vermiştir.

* * * *

Dürüst gazeteciler yazar, halk okur, anlar diye korkmuş olmalı ki, Meclis Başkanlığı mahkemeye başvurdu. Mahkeme savcısı ile hakimi “rüşvet saatinin İsviçre'den nasıl, hangi yolla, kim tarafından getirilip Bakan'ın koluna takıldığını ortaya koyacak ifadelere yayın yasağı” koydu.
Yakalayın hırsızlar kaçıyor!

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more