Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

Acun beni tutuklatacak mı?

8 Kasım 2014

Türkiye'nin son putu

Tür­ki­ye'ye ge­lir­sem tu­tuk­la­na­bi­li­rim ve bu­nun tek so­rum­lu­su da Acun Ilı­ca­lı. Çün­kü ay­lar­dır be­nim­le uğ­ra­şı­yor. Adı­nın bi­le geç­me­di­ği bir twe­et'­e ka­fa­yı tak­tı. Ön­ce ba­na da­va aça­ca­ğı­nı ba­sı­na sız­dır­dı. Baş­vur­du­ğu sav­cı­lar­dan bi­ri red­det­ti, ama yıl­ma­dı. Baş­ka sav­cı bul­du, bu se­fer ce­za da­va­sı aç­mak için suç du­yu­ru­sun­da bu­lun­du. Do­ğal ola­rak ifa­de­ye çağ­rıl­dım, gi­de­me­dim. Sav­cı­ya sa­vun­ma­mı ya­zı­lı ola­rak yol­la­dım. Ses çık­ma­dı, ama içim­de hâ­lâ bir te­red­düt var.
Çün­kü da­ha ön­ce de ba­şı­ma gel­di. Ba­ba­mın ce­na­ze­si için, ya­şa­dı­ğım New Yor­k'­tan Tür­ki­ye'ye gel­di­ğim­de ha­ni şu Ka­ba­ta­ş'­ta­ki sal­dı­rı­ya ke­fil­lik ya­pan ga­ze­te­ci­ler­den bi­ri­nin şi­ka­ye­ti yü­zün­den apar to­par em­ni­ye­te gö­tü­rül­müş­tüm.
Bu ka­dar çok ki­şiy­le uğ­ra­şı­yor­sam, bu­nun so­nu­cu­na da kat­lan­mam ge­re­ki­yor her­hal­de. Ama gi­de­rek yo­ru­lu­yo­rum, bı­kı­yo­rum. De­ğer mi, di­ye ak­lım­dan ge­çi­yor.
Açık­ça­sı, bu mes­le­ği us­lu us­lu yap­ma­sı­nı da bil­mi­yo­rum.
Acun Ilı­ca­lı bu­gün dev­let ka­dar güç­lü, ne­re­dey­se ken­di ba­şı­na bir si­ya­si par­ti. Gü­cü­nü ne­re­den al­dı­ğı­nı bi­li­yo­ruz: Re­cep Tay­yip Er­do­ğa­n'­ın çok ya­kı­nı. Ar­ka­da­şı Em­re Be­lö­zoğ­lu'nun bi­ri­ni “Ben Er­do­ğa­n'­ı ta­nı­yo­ru­m” di­ye teh­dit et­me­si gi­bi. Hep­si ay­nı ne­hir­de yı­ka­nı­yor.
Ta­bi­i ki her is­te­di­ği­ne da­va açar; yar­gı­nın sa­hi­bi bel­li. Ne ya­zık ki Acun Ilı­ca­lı, tıp­kı Er­do­ğan gi­bi ken­di­si­nin eleş­ti­ri­den mu­af ol­du­ğu­nu ve yap­tı­ğı her şe­yin mü­kem­mel ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yor. Hiç kim­se­nin onu ye­te­nek­siz bu­la­ca­ğı­nı, be­ğen­me­ye­bi­le­ce­ği­ni ak­lı­na ge­tir­mi­yor. Oy­sa her­kes Fe­rit Şa­henk ka­dar zevk­siz ol­mak zo­run­da de­ğil. Kal­dı ki Acun Ilı­ca­lı, tem­sil et­ti­ği ve bu­gün te­pe­sin­de bu­lun­du­ğu dü­ze­nin (me­se­la ra­ting sis­te­mi, top­lu­mun uyu­tul­ma­sı gi­bi) çar­pık­lık­la­rı da hiç or­ta­ya çık­ma­sın, hiç ko­nu­şul­ma­sın is­ti­yor. Bu dav­ra­nış bi­çi­mi ba­na 17 Aralı­k'­ın üs­tü­nü ka­pat­ma­ya ça­lı­şan­la­rın ruh ha­li­ni an­dı­rı­yor.
Ge­çen haf­ta prog­ram­la­rın­da jü­ri­lik ya­pan De­met Ev­ga­r'­ın he­sa­bın­dan Acun Ilı­ca­lı'nın va­sa­tı yü­cel­te­rek zen­gin ol­ma­sı üze­ri­ne bir se­ri twe­et atıl­dı. Sa­ba­ha kar­şı ya­şa­nan bu if­şa­atın ar­dın­dan da­ha tu­haf bir şey ol­du: Ilı­ca­lı bir açık­la­ma ya­pa­rak De­met Ev­ga­r'­ın he­sa­bı­nın hac­k'­len­di­ği­ni du­yur­du.
Türk hac­ke­r'­la­rın bu he­sa­bı ne­den ele ge­çir­mek is­te­ye­cek­le­ri­ni ak­lım al­mı­yor. İs­te­yen biz­zat Ilı­ca­lı'yı hac­k'­ler­di.
Öte yan­dan, ge­ce­nin bir saa­tin­de ga­za ge­lip ona say­dı­ran bi­ri­nin anın­da piş­man olup ge­ri vi­te­se ta­ka­bil­me­si­ne ih­ti­mal ve­ri­yo­rum.
Po­pü­ler kül­tür Tür­ki­ye'de hep bel­li ba­ron­la­rın kon­tro­lün­de ol­du ve bun­la­rı kar­şı­sı­na al­mak her yi­ği­din har­cı ol­ma­dı: Yıl­dız Til­be'nin Se­zen Ak­su ta­ra­fın­dan ka­ra lis­te­ye alın­dık­tan son­ra na­sıl mar­ji­na­li­ze edil­di­ği­ni dü­şü­nün.
Acun Ilı­ca­lı'nın ik­ti­dar ala­nı tıp­kı bir dö­ne­min Se­zen Ak­su'su­na ben­zi­yor bu açı­dan. Ama, hak­kı­nı ve­re­yim, Se­zen Ak­su ken­di et­ra­fın­da­ki bu do­ku­nulmaz­lık ör­gü­sü­nü baş­ba­kan­la­ra da­ya­na­rak de­ğil, tuğ­la tuğ­la ken­di el­le­riy­le öre­rek ka­zan­dı.
Ama gün gel­di, o dev Se­zen Ak­su bi­le dev­ril­di. Bu­gün ka­ri­ye­ri­ni to­par­la­mak için ver­di­ği uğ­ra­şı 18 ya­şın­da ün­lü ol­mak is­te­yen şar­kı­cı ada­yı ver­mi­yor­dur, emi­nim. Yap­tı­ğı bir-iki si­ya­si yo­rum (re­fe­ran­dum­da evet ver­miş­ti), şar­kı­la­rı­nın da ar­tık tut­ma­ma­sıy­la bir­le­şin­ce kos­ko­ca bir pu­tu par­ça­lan­dı. Tür­ki­ye gi­bi put­pe­rest top­lum­lar böy­le nan­kör­dür iş­te, bir ke­re­de si­li­ve­rir­ler. So­kak­la­ra ve­ri­len ad­la­rı ge­ri alı­nır.
Acun Ilı­ca­lı bu ka­de­rin ken­di­si­ni bek­le­me­di­ği­ni mi dü­şü­nü­yor? Bir gün Er­do­ğa­n'­ın ik­ti­da­rı­nın bi­te­ce­ği­ni, ken­di­si­nin iz­len­me­ye­ce­ği­ni, Fe­rit Şa­hen­k'­in onu bir men­dil gi­bi bir kö­şe­ye atıp ye­ri­ne Nus­re­t'­i ge­ti­re­ce­ği­ni fa­lan he­sap et­mi­yor mu? Eğer ik­ti­da­rın son­su­za ka­dar sür­dü­ğü­nü dü­şü­nü­yor­sa, bü­yük bir ya­nıl­sa­ma için­de ne ya­zık ki.
İn­san­lar ar­tık Cem Yıl­ma­z'­a bi­le gül­mü­yor.
Aman ne bu­la­şa­ca­ğım, di­ye­mi­yo­rum; tu­ta­mı­yo­rum ken­di­mi. Çün­kü kül­tü­rel DNA'mı Ilı­ca­lı'nın prog­ram­la­rı oluş­tur­mu­yor. Her pu­ta ina­dı­na sal­dır­ma, üs­te­lik cid­di mad­di ka­zanç ih­ti­ma­li­ni kay­bet­me uğ­ru­na sal­dır­ma gü­cü­nü ik­ti­dar ver­mi­yor. Bu cü­re­ti ken­dim­de ne­re­de bul­du­ğu­mu dü­şü­nü­yo­rum ve ha­fı­zam be­ni Mad­ri­d'­e, Pra­do mü­ze­si­nin gi­ri­şin­de­ki kuy­ru­ğa gö­tü­rü­yor.
Dün­ya­nın en bü­yük res­sam­la­rın­dan Ve­laz­qu­ez'­in “Las Me­ni­na­s” tab­lo­su­nu gör­mek için sa­at­ler­ce bek­le­di­ğim o kuy­ru­ğa… “Ne­di­me­le­r”­le re­sim­de pers­pek­tif al­gı­sı­nı yer­le bir eden Ve­laz­qu­ez'­in bir baş­ka de­ha­sı da kra­li­yet bas­kı­sı­nı eleş­tir­mek için bul­du­ğu oyun­cak­lı yön­tem­dir: Se­ri se­ri çiz­di­ği aris­tok­rat tab­lo­la­rı­nın ara­sı­na bir ta­ne de cü­ce ya da sa­ray şak­la­ba­nı por­tre­si sı­kış­tı­rır. Hü­küm­dar­la­rın ca­na­var­ca ba­kış­la­rı­nın ara­sın­da bir cü­ce. Ay­nı sa­ray res­sa­mı­nın fır­ça­sın­dan çık­mış; oy­sa tab­lo­su çi­zi­len­le­rin den­gi de­ğil, eşi­ti de­ğil o sa­ray şak­la­ban­la­rı. Pe­ki ne­den? 1660'ta ölen res­sa­mı tan­rı­sal­laş­tı­ran iş­te bu cü­ret­ten baş­ka bir şey de­ğil.
Pa­sa­port kon­tro­lün­den ge­çer­ken bir po­lis ta­ra­fın­dan “Hak­kı­nız­da şi­ka­yet va­r” di­ye sav­cı­lı­ğa sevk edi­lir­sem de göz­le­ri­mi ka­pa­tı­rım ve “Las Me­ni­na­s”­ın önün­de da­ki­ka­lar­ca ba­ka­kal­dı­ğım o gü­nü dü­şü­nü­rüm.

Compton'ı tanıma rehberi

Yılın şarkısının kodları

Bu­gün ar­tık ana akım bir mü­zik da­lı­na dö­nü­şen hip-ho­p'­un çi­men­to­sun­da crack, ya­ni taş ko­ka­inin ve ta­ban­ca mer­mi­si­nin har­cı var. 80'li yıl­lar­da ma­hal­le­de rap ya­pan genç­le­rin stüd­yo­da mü­zik­le­ri­ni kay­det­me­le­ri­ni sağ­la­yan, uyuş­tu­ru­cu­dan ka­za­nı­lan pa­ray­dı, za­man­la Jay Z gi­bi so­kak kö­şe­le­rin­de sa­tış ya­pan­lar bu mü­zi­ğin im­pa­ra­to­ru ol­du.
Hip-ho­p'­un ana te­ma­la­rın­dan bi­ri de her za­man so­kak­ta­ki çe­te sa­vaş­la­rı ve kır­mı­zı gi­yen Blo­od'­lar­la ma­vi gi­yen Cri­p'­le­rin bir­bir­le­ri­ni öl­dür­me­le­ri ol­du; özel­lik­le Ba­tı Ya­ka­sı ra­p'­in­de.
Los An­ge­le­s'­ın he­men ya­kı­nın­da­ki Comp­ton hem hip-ho­p'­un hem de çe­te sa­vaş­la­rı­nın Ka­be'siy­di. On­lar­ca ef­sa­ne­vi ra­p'­çi, rap ka­ta­lo­ğun­da­ki pek çok önem­li şar­kı Comp­ton so­kak­la­rın­da doğ­du.
90'lar­da çe­te­ler so­kak­lar­da can alır­ken Comp­to­n'­da bü­yü­yüp ne kır­mı­zı ne ma­vi gi­yen bir genç var­dı. Bir ke­re es­rar iç­me­ye kal­kış­tı, içi­ne ko­ka­in koy­muş­lar­dı, ağ­zı öy­le bir uyuş­tu ki bir da­ha ‘me­lek to­zu'na bu­laş­ma­dı.
Çıl­dır­mış bir şe­hir­de iyi bir ço­cuk ola­rak bü­yü­me­ye ça­lış­tı Ken­drick La­mar. İki se­ne ön­ce ya­yın­la­dı­ğı oto­bi­yog­ra­fik “go­od kid, m.A.A.d cit­y'' al­bü­mün­de çe­te sa­vaş­la­rı­nı, Comp­to­n'­ı, ku­ze­ni­nin vu­rul­ma­sı­nı ve ken­di kur­tu­lu­şu­nu an­lat­tı.
Bu al­büm ta­rih­te­ki ye­ri­ni al­dı.
Bir­kaç haf­ta ön­ce Is­ley Brot­hers me­lo­di­si üze­ri­ne in­şa et­ti­ği yep­ye­ni bir şar­kı gel­di La­ma­r'­dan: “i.” Bü­tün dün­ya, Tür­ki­ye de da­hil, bu şar­kı­yı ez­ber­le­di çün­kü NBA'in ye­ni se­zo­nu­nun res­mi şar­kı­sı ol­du. Ya­zın bü­yük hit çık­ma­dı mü­zik pi­ya­sa­sın­da, geç ge­len bu şar­kı­yı yı­lın şar­kı­sı ola­rak taç­lan­dır­mak abar­tı­lı ol­maz her­hal­de. “I Lo­ve Mysel­f” slo­gan ol­du.
La­mar ne­şe­li şar­kı yap­mış çün­kü Comp­to­n'­a hiç sa­hip ol­ma­dı­ğı şe­yi ver­mek is­te­miş: O bü­yür­ken hiç tat­ma­dı­ğı mut­lu­lu­ğu. Şar­kı ga­yet eğ­len­ce­li gi­bi gö­rü­nü­yor ama söz­ler yi­ne ta­nı­dık iz­ler ta­şı­yor; in­ti­har, si­lah­lar, dep­res­yon…
Sing­le'ın ka­pa­ğı ise şar­kı gi­bi umut do­lu: Bi­ri kır­mı­zı, di­ğe­ri ma­vi gi­yen iki çe­te üye­si el­le­riy­le kalp işa­re­ti ya­pı­yor. Şar­kı­nın vi­de­o kli­bin­de ise saç­la­rı­nı Ras­ta gi­bi uza­tan La­mar bü­yü­dü­ğü so­kak­lar­da ma­hal­le­den ar­ka­daş­la­rı­nı pe­şi­ne ta­kı­yor ve dur­ma­dan dans edi­yor­lar; kan­la­rı, si­lah­la­rı, geç­miş bir kö­şe­ye bı­ra­ka­rak.
Din­li­yor­su­nuz ve akın­tı­ya kar­şı dur­ma­dan dans et­mek is­ti­yor­su­nuz.

Türk­ler için New York reh­be­ri

Lo­kan­ta de­yip geç­me ta­nı

Sık­lık­la ta­kip et­ti­ğim si­te­ler­den Gaw­ke­r'­da epey­dir bir ya­zı di­zi­si var: New Yor­k'­un en iyi lo­kan­ta­sı. 20 bin­den faz­la res­to­ra­nın ol­du­ğu şe­hir­de iki ya­zar en ak­la ha­ya­la gel­me­ye­cek, ab­sürd, tu­ris­tik yer­le­re gi­dip ye­mek­le­ri de­ni­yor­lar.
Bir mü­ze lo­kan­ta­sı, Mac­y's ma­ğa­za­sı­nın ka­fe­ter­ya­sı, Bloo­ming­da­le's'­te­ki va­gon şek­lin­de­ki res­to­ran, Em­pi­re Sta­te'in ca­fe'si, Öz­gür­lük Anı­tı'n­da ham­bur­ger…
Ta­bi­i ki amaç bu me­kan­la­ra te­pe­den bak­mak.
Gaw­ke­r'­da­ki bu ya­zı­yı oku­duk­ça ak­lı­ma “Türk­ler için New York reh­be­ri­” yap­ma fik­ri ge­li­yor. Şeh­re ge­len Türk mi­sa­fir­le­re ba­kı­yo­rum, hep­si ay­nı yer­le­re gi­di­yor, hep­si ye­mek se­çi­yor, hep­si de­ne­ye uzak. Ge­nel­lik­le seç­tik­le­ri yer­ler de hep tu­rist tu­zak­la­rı.
İşin ko­mi­ği, bu­ra­da git­tik­le­ri o ba­sit lo­kan­ta­la­rı Tür­ki­ye'ye de gö­tü­rü-­yor­lar be­ra­ber­le­rin­de. 90'lı yıl­lar­da İs­tan­bu­l'­da Mez­za­lu­na'ya git­mek bir sta­tü sem­bo­lüy­dü me­se­la, hal­bu­ki ba­sit bir zin­cir lo­kan­tay­dı.
Şim­di Ak­mer­ke­z'­de Se­ra­fi­na açıl­dı. Sı­fır ya­ra­tı­cı­lık, ba­sit bir mut­fak, sı­ra­dan ye­mek­ler… Ama Türk­ler ba­yı­lı­yor, her New Yor­k'­a gel­dik­le­rin­de il­la uğ­ru­yor­lar.
Zevk­le­re (ve zevk­siz­li­ğe) ka­rı­şa­mam ama iyi lo­kan­ta­lar ve ba­şa­rı­lı şef­le­rin ye­me-iç­me dün­ya­sı­na kat­kı­la­rı sa­de­ce zen­gin­le­rin kar­nı­nı do­yur­mak­tan iba­ret de­ğil.
Dün­ya­da bü­yük şef­le­rin ya­rat­tı­ğı akım­lar, me­se­la Ali­ce Wa­ter­s'­ın ‘çift-­lik­ten ma­sa­ya' mut­fa­ğı bir top­lu­mun da alış­kan­lık­la­rı­nı şe­kil­len­dir­di. Seb­ze ye­mek, or­ga­nik gı­da, bi­linç­li tü­ke­tim, GDO'­suz yi­ye­cek­ler…. Hat­ta okul­lar­da ço­cuk­la­rın ne yi­ye­ce­ği bi­le bü­yük şef­le­rin inat­la­rı sa­ye­sin­de ol­du.
Se­ra­fi­na'nın bir top­lu­ma kat­kı­sı ise McDo­nal­d's ka­dar­dır. Ama Tür­ki­ye bu ta­dı se­vi­yor iş­te; aşı­rı haş­lan­mak­tan boy­nu sol­muş bol do­ma­tes sos­lu bir ma­kar­na koy ve de­va­mı­nı sor­gu­la­ma.
İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram'dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more