Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

Şöhreti en çok hak eden kadın

25 Ekim 2014

Ka­ro­lin Fi­şek­çi yaz­dı­ğı ro­ma­nı yol­la­ya­cak, ben de için­den mal­ze­me­le­ri cım­bız­la­yıp ya­za­cak­tım. Or­han Pa­mu­k'­la ya­şa­dı­ğı aşk­la po­pü­ler kül­tü­re da­hil olan res­sam
Fi­şek­çi'nin yaz­dı­ğı ro­man­da­ki “Ne­ja­t” ka­rak­te­ri­ni çok me­rak edi­yor­dum.
Bu ay­lar ön­ce­ki plan­dı, ama ki­tap bir tür­lü ulaş­ma­dı. Der­ken ge­çen­ler­de Ame­ri­kan pos­ta­ne­sin­den şef­faf bir zarf için­de bir baş­ka zarf gel­di. Ki­tap yol­da kay­bol­muş, ama o dev­let da­ire­le­rin­de kul­la­nı­lan gri zar­fı ilet­miş­ler. Üze­rin­de de bir uya­rı: Zar­fın içe­ri­ği ek­sik ola­bi­lir.
Ace­ley­le bir ye­re ye­ti­şi­yor­dum, yan­lış­lık­la çö­pe at­tım boş zar­fı. Hal­bu­ki Or­han Pa­mu­k'­un “Ma­su­mi­yet Mü­ze­si­”n­de ser­gi­le­ne­bi­le­cek ha­ri­ka bir ens­ta­las­yon­du.
O özen­siz pa­ket as­lın­da Fi­şek­çi hak­kın­da o ka­dar çok ipu­cu ve­ri­yor ki. Gün­de­lik ha­ya­tın pra­ti­ğin­den yok­sun me­se­la. Ni­te­kim, du­ru­mu an­lat­tı­ğım­da “Ne­re­den bi­le­bi­li­rim, ben pos­ta­ne­de pa­ket­le­ye­cek­ler zan­net­ti­m” di­ye ya­nıt ver­di. Ha­ya­tın­da hiç mek­tup at­ma­mış, hiç pos­ta­ne­ye git­me­miş bi­rin­den bah­se­di­yo­ruz.
Tam da bu yüz­den çok ger­çek, çok mas­ke­siz. Hiç­bir komp­lek­si yok, dü­şün­dü­ğü­nü doğ­ru­dan söy­lü­yor.
Za­ten bu açık söz­lü­lü­ğüy­le şöh­ret ol­ma­dı mı? Pa­mu­k'­la ya­şa­dı­ğı kı­sa sü­re­li iliş­ki­nin ne­re­dey­se bü­tün de­tay­la­rı­nı, ‘pat­la­ma­ya ha­zır vol­kan gi­biy­di' gi­bi me­ta­for­lar­la te­le­viz­yon­dan an­lat­tı.
O ka­dar çok ko­nu­şu­yor­du ki, so­nun­da ih­tar­na­mey­le sus­tu­rul­mak zo­run­da kal­dı.
Oy­sa şöh­ret sis­te­mi­nin çok net for­mül­ler­le iş­le­di­ği bir ül­ke­de ol­sa hiç­bir ih­tar­na­me dur­du­ra­maz­dı. Ama Tür­ki­ye'de bu se­rü­ven ya­rım kal­dı. Po­tan­si­yel hâ­lâ var.
Ön­ce­lik­le, “Re­al Ho­use­wi­ve­s” gi­bi bir prog­ram­da ken­di­si­ne yer bu­lur­du AB­D'­de. He­men ar­dın­dan bol avans alıp bir anı ki­ta­bı an­laş­ma­sı im­za­lar, bü­tün
ha­va­li­man­la­rın­da bu ki­tap sa­tı­lır­dı. Yü­zü ola­ca­ğı il­la­ki bir-iki ürün bu­lu­nur­du; bir koz­me­tik fir­ma­sı, bir ga­zoz­lu içe­cek. Las Ve­ga­s'­ta par­ti or­ga­ni­za­tör­lü­ğü ek­sik ol­maz­dı. Açı­lış­lar­da 10 da­ki­ka gö­rün­mek için yüz­bin­ler­ce do­lar fa­tu­ra ke­ser, gay hay­ran­la­rı ara­sın­da kra­li­çe ko­nu­mu­na ge­lir­di. Ri­car­do Tis­ci'y­le de ar­ka­daş olur­du.
Kim Kar­das­hi­an'­dan star ışı­ğı ola­rak hiç mi hiç ek­si­ği yok Fi­şek­çi'nin.
Ame­ri­ka şöh­ret­le­rin ha­ya­tı­nın ka­mu mal­ze­me­si ol­du­ğu­na inan­mış, if­şa­at ve teş­hir­ci­li­ğin de ye­ri gel­di mi ödül­len­di­ril­di­ği bir ül­ke; ‘gu­ilty ple­asu­re' ya­ni giz­li­ce bir şey­den zevk al­ma­nın na­ki­te dö­nüş­tü­ğü bir şöh­ret eko­no­mi­si­ne sa­hip.
Ama Tür­ki­ye'de şöh­ret bu şe­kil­de iş­le­mi­yor ne ya­zık ki. He­le ka­dın söz ko­nu­su olun­ca he­men ya­pay bir ah­lak dev­re­ye gi­ri­yor ve if­şa­at­çı eğer ka­dın­sa mar­ji­na­li­ze edi­li­yor. Her şe­yi­miz­de ol­du­ğu gi­bi bu ah­lak an­la­yı­şı­mız­da ge­ne­ti­ği­mi­ze iş­le­miş bir iki­yüz­lü­lük bul­mak müm­kün.
Ka­ro­lin Fi­şek­çi'nin de ba­şı­na ge­len bu­dur. Ha­ya­tın­da pos­ta­ne­ye git­me­miş bir ka­dın­dan el­bet­te Tür­ki­ye'nin sah­te ah­la­ki kod­la­rıy­la na­sıl oy­na­ya­ca­ğı­nı da bi­le­mez.
Tür­ki­ye'de yay­gın ah­lak şöh­ret­li ka­dın­la­rın ken­di baş­la­rı­na va­rol­ma­sı­nı hâ­lâ sin­di­re­mi­yor. Söz ko­nu­su seks­se eğer, bu sa­de­ce er­kek­le­re ait bir im­ti­yaz­mış gi­bi al­gı­la­nı­yor ve ‘se­vi­şen ka­dı­n' im­ge­si ka­bul gör­mü­yor. Top­lu­mun gö­zü­nün önün­de iki eş­li bir ha­yat ya­şa­yan ya­rış­ma su­nu­cu­su er­kek­se hâ­lâ ‘a­ile­den bi­ri', ama Fi­şek­çi gi­bi seks üze­ri­ne ya­zan, çi­zen, per­for­mans ya­pan bi­ri sap­ma.
Or­han Pa­muk-Ka­ro­lin Fi­şek­çi hi­ka­ye­sin­de de ya­zar mağ­dur, ka­dın ‘fem­me fa­ta­le' ola­rak gö­rül­dü. Oy­sa Pa­mu­k'­un ay­nı an­da iki ka­dı­nı ida­re et­me­si, bir de Al­man­ya'da Kü­çük Em­rah mi­sa­li bir ev­lat­lık da­va­sı­nın or­ta­sı­na düş­me­si­nin he­men üze­ri ör­tül­dü.
Gay­ler bi­le Fi­şek­çi'den bir eğ­len­ce çı­ka­ra­ma­dı; bu ara­lar hep­si LGBTİ ak­ti­vis­ti olup si­ya­set yap­mak­la meş­gul ga­li­ba.
Ka­ro­lin Fi­şek­çi'nin işi çok zor; o da yan­lış ül­ke­de do­ğan­lar­dan bi­ri.
Oy­sa Gül­ben Er­ge­n'­in yo­lu­nu seç­se hiç fe­na ol­maz­dı. Kim Kar­das­hi­an'­la çok
da­ha faz­la or­tak özel­li­ği bu­lu­nan (en azın­dan film ka­ri­yer­le­ri ben­zi­yor) Er­ge­n'­in son ev­li­li­ği­ne ek­le­di­ği Hac te­ma­lı pro­mos­yon na­sıl alı­cı bu­lu­yor, gö­rü­yor­su­nuz. Çün­kü oyu­nu ku­ra­lı­na gö­re oy­na­ma­sı­nı çok iyi bi­li­yor.
Tıp­kı Si­bel Can gi­bi.
Meş­hur bo­şan­ma­dan son­ra Ha­kan Ural hak­kın­da bü­tün kir­li ça­ma­şır­la­rı dök­sey­di bu­gün hâ­lâ Si­bel Can olur muy­du?

Madem Altın Portakal gündemde

Antalya'nın Menderes'i

Elimde değil, Menderes Türel'i bir türlü ciddiye alamıyorum. Korhan Abay'a sadece fiziki değil, pek çok bakımdan aşırı benzemesinden belki de. Sadece yabancı dil bildiği için sunuculuk kapan ama başka hiçbir parıltısı olmayan Abay'ı da bir türlü ciddiye alamam. Hep kendini kasma hali, olmadığı gibi görünme merakı. Ali Poyrazoğlu böyle mi öğretti halbuki? Bıraksa, bir rahatlasa…
Peki bu ülkede hâlâ iki dil bilen bir tane daha erkek sunucu çıkmadı mı? Ben kendimi bildim bileli her etkinliği Korhan Abay sunuyor ve hiç kimse bunu sorgulamıyor.
Kusura bakmayın, bu yıllardır takıntı oldu bende. Nedense benden başka kimse de bunu merak etmiyor.
İşin ilginci hiç kimse Menderes Türel gibi birinden nasıl iki dönem belediye başkanı, şirket danışmanı, milletvekili olabildiğini de sorgulamıyor. İkisi de radarın altından sıyrılmış gibi.
Bir de ben Menderes Türel'i şahsen tanıyorum. Hani manav tezgahınız olsa, iki dakika emanet etmezsiniz. Çünkü bir anda aklı başka bir yere kayabilir, dalıp gider, romantik.
Yıllar önce o Antalya akşamüstünde olduğu gibi. Tanıştıran, sağolsun, henüz geçici olarak heteroseksüelliği denemeden önce Cenk Eren'di. Türel'le arkadaşlığı eskiye dayanıyor; Eren'in Alanya pavyonlarında şarkıcılık yaptığı yıllara. Dostluk bugünlere gelmiş; sayesinde magazin yazarlarına bile konu oluyordu. “AKP'li ama tam AKP'li değil, ılımlı yüzü” gibi bir imaj çizilerek.
O akşamüstü neden evine gittik? Neden bir kadeh viskiden sonra aniden piyanonun başına geçip şarkılar çalmaya başladı Türel? Neden “Artık kalkalım” dedikçe birer parça daha patlattı ev tipi Ferdi Özbeğen haliyle? Neden karısı düşmanca bize bakıyor, gitmemiz için dakikaları sayıyordu?
Bir hafta sonra çok alakasız bir şey için aradığımda “Ya o gün siz gittiniz, beni de ardından Başbakan aradı” demişti; “dönemin başbakanı” tabii ki. Gaddar babasına sigara içerken yakalanan pasif oğul misali.
Bu sürreal sahne benim için Türel'i hep karikatürleştirdi. Başkalarının ise Menderes Türel üzerine benim kadar düşünmediğini fark ettim zamanla. Ya umurlarında değil, ya da hakikaten görmüyorlar.
Belediyeciliği Antalya gibi dümdüz bir şehre plansız bir tramvay yolu yapmaktan ibaret. Dünya bisikletleşmeye giderken o Melih Gökçek misali yolları kazıp otomobillere tünel açıyor. Yürümek, merdiven çıkmak sağlıklı yaşam zorunluluğu ama o karşıdan karşıya geçenler için yürüyen merdiven yapıyor; Vegas'ta gördü herhalde.
Antalya gibi turizm şehrini yönetmeye talip birinin daha önce Rixos'ta danışmanlık yapması, Cengiz İnşaat'la yakın dostluğu falan hiç kimseyi rahatsız etmiyor
Herkese ve her şeye karışan Beyefendi'nin de gözüne hiç batmıyor Türel.
Korhan Abay hâlâ iş yapabili-yorsa, Menderes Türel'in de daha uzun yıllar hayatımızda olacağını varsayabiliriz.
Onun şehrinin festivalinde de elbette Kutluğ Ataman ödül alır.

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp