Reklamsız Sözcü
SAYGI ÖZTÜRK

Perdenin önünde ayrı, arkasında ayrı başbakan var

9 Şubat 2014

Polis Akademisi'nde profesördü. Kütahya'dan AKP Milletvekili seçildi. Hükümetin “Çözüm süreci” adı altındaki çalışmalarına karşı çıktı. “Gezi olayları” sırasında polisin tutumunu eleştirdi. “Özel hayata” ilişkin Başbakan'ın açıklamalarını, Mısır için izlenen politikayı eleştirdi. “Dershaneleri kapattım demekle olmaz” deyince disipline sevk edilince AKP'den 30 Kasım 2013'de yani “17 Aralık rüşvet skandalı” patlamadan, “paralel yapı” denilmediği günlerde istifa etti.
Rahatlamıştı. Ancak, bu kez tehditler geliyordu. Güvenliği nedeniyle belinde ruhsatlı tabancayı da eksik etmiyordu. Hakkındaki her eleştiriye samimi olarak cevap veriyordu. İşte, Prof. Dr. İdris Bal'ın SÖZCÜ'ye anlattıkları:

“AKP'yi ikiye ayırıyorum”

“Akademisyenim. İdealleri, prensipleri, ilkeleri olan bir insanım. Cemaat, parti anlamında kendimi bir yere oturtmadım. Talimatla da istifa etmedim. Ben AKP'yi 2011 öncesi ve sonrası diye ikiye ayırıyorum. 2011 öncesi AKP, Cumhurbaşkanı'ndan, Anayasa Mahkemesi'nden, ordudan, HSYK'dan, yargıdan korkuları olan bir partiydi. Korkuları olan, baskı altında olanlar hep demokrasiden, insan haklarından, adaletten bahsederler. Ama demokratlığın ölçütü şudur: “Zayıfken, korkuları var iken değil, güçlü olduğunuz an demokrat olduğunuzu gösterirsiniz.”
“Hesap sorulsun istemiyor”
“2011 sonrası AKP'de ise demokratlığı, insan haklarını bir yana bırakıp, toplumu, medyayı, iş dünyasını, sivil toplum kuruluşlarını, cemaatleri dizayn etmeye kalkıştılar. En basit eleştiride bulunan, kendileri gibi düşünmeyen siyasetçiyi, medya mensubunu, iş dünyasının temsilcisini ‘vatan hainliğiyle' suçladılar. AKP'de bırakın şeffaflığı, her şeyin karartması yapılmaya başlandı. Sayıştay'ın yetkilerini kıstılar. Hesap sorulmasını istemiyor, iş adamlarını, basını, cemaatleri, kısaca herkesi biat ettirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla 2011 sonrası AKP'nin de demokrat olmadığı da ortadadır. Bizim desteklediğimiz AKP, Erdoğan değil, ilkelerdi. O ilkeler de yok oldu.”
AKP'de zihniyet şu: “Ben seni milletvekili seçtirdim; bana itaat edeceksin. Doğruca Meclis'e gideceksin, sorgulamayacaksın, eleştirmeyeceksin, sonra seçim bölgene gidip halkın öfkesini sünger gibi emeceksin. Bunlarda düşünce hürriyetiymiş istişareymiş diye bir şey yok. ‘Siyaset yapacaksan bunları yapacaksın' diye devamlı uyarılıyorsun.”

“Bir kibir ki…”

“Perdenin önündeki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la, arkasındaki Erdoğan çok farklı. Perdenin önünde oruç açan, mütevazı, gururu, kibri olmayan, babacan, halkın içinde bir Başbakan var. Ama perdenin arkasında ise kibrinden başı göğe değen, asla ulaşamadığınız, eleştiremediğiniz, randevu alamadığınız başka bir insan var. Perdenin arkasındaki bu kişiyle diyalog kurulması asla mümkün olmadığı gibi çevresindekilerde de aynı şeyi görüyorsunuz. Açıkçası bir riya var. Dış siyasette söylem değişti, varsa yoksa Ortadoğu. Ortadoğu ülkelerinin liderleri gibi sıkışınca İsrail düşmanlığı başlıyor, ağza alınmayacak ifadelerde bulunuyor.”

“Yaptıkları darbedir”

“Önceki soruşturmaları sırasında gökyüzüne çıkardığı, zırhlı araç verdiği Savcı Zekeriya Öz, Başbakan ve çevresine yönelik iddianame hazırlayınca ‘kötü adam', ‘paralel devletin üyesi' oldu. Verdiği aracı hemen aldı. Bu ne yaman çelişki. Savcı Muammer Akkaş, ‘Gezi soruşturması' iddianamesini hazırlarken ‘iyi savcı', ama Başbakan'ın oğlunu ifadeye çağırdığında ‘kötü savcı' oluyor. Yaptıkları ne dine, ne AB standartlarına ne de hukuk devletine uymuyor. AKP, Meclis'teki çoğunluğunu kullanarak yargıyı sıkboğaz ediyor. Darbe yalnız silahlı güçle yapılmaz. Yargıyı kontrol etmek de bir darbedir. Bunlarda ‘sandıktan çıkınca her şeyi kontrol ederim' anlayışı var.”

‘Çözüm süreci' yutturmaca

“Çözüm süreci adı altında PKK'yı rahatlatan adımlar atıldı. Peki örgüt şiddeti, terörü, bölücü propagandayı bitirdi mi, dağdan indi mi, pişmanlık duydu mu? Hiçbirisi olmadı. ‘Çözüm süreci' diye bir süreci yutturmaya çalıştılar. Çözüm süreci aslında örgütü kurtarmak, Suriye, Irak, Türkiye'de birleşik etnik devlete zemin hazırlamaktır. Bu konuda rapor hazırladığım için kötü adam oldum.
Dershanelerle ilgili ‘Ben kapattım demekle olmaz' dedim. Su bardağını taşıran nokta oldu. Başbakan, genel başkan yardımcıları beni sıkıştırdı, istifaya zorladı. Baktılar ben gitmedim tedbirli ihraç istemiyle disipline yolladılar. Bir maneviyatçı parti düşünün ki, Kamer Genç'e ana-avrat küfreden milletvekilini tedbirli ihraçla disipline vermiyor, beni veriyor.”
AKP'den ayrıldığı için hem alkış, hem eleştiri var. AKP'ye yakınlığı ile bilinen gazete, çengel bulmacasında İdris Bal'ın fotoğrafını koyup “Partisine ihanet eden adam kimdir? sorusunu yöneltiyordu. Peki partisinin genel başkanlığını bırakıp AKP'ye yönetici olanlara ne demeli?

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Saygı Öztürk
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more