Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Bir de buradan bak

27 Kasım 2014

Affairism…
İsmet İnönü, “aferizm” diyordu; hem milletvekilliği, hem de iş takipçiliği yapanlara.
İş Bankası'nın “iş” kelimesinin Fransızcası “affair” idi ve İnönü, kavramı buradan üretmişti.
Aferistlerin başını, ekonominin kilit noktalarını ellerinde tutan “İş Bankası çevresi”nin baş temsilcisi Celal Bayar çekiyordu!
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Mustafa Kemal ile Kazım Karabekir arasındaki “devrimciler-reformistler” kavgası bitmişti.
Ardından İnönü ve Bayar arasında “devletçiler ile aferistler” çatışması başlamıştı. Devletçilik uygulamaları hızlandıkça bu mücadele şiddetlenecekti…
Bugünlerde yandaşların dilinden yine “tek parti” lafı düşmüyor; oysa o dönem CHP içinde kaç grup olduğunu/kaç fikir ayrılıkları yaşandığını bilmiyorlar!
Hayır, bu girişi yapmamın nedeni onlara yanıt vermek değil. Moda deyimiyle “Dersim Meselesi”ne -hep gözardı edilen- iktisadi açıdan bakmak! Şöyle…
Hükümet, neden 1930'lu yılların ikinci yarısından sonra “Dersim”e Cumhuriyet götürmek istedi? Bu soru üzerinde kimse durmuyor…
Evet, neden, toprak mülkiyet dağılımıyla ilgili Osmanlı'dan devralınan gayri adil yapıya ilişkin 1930'ların ikinci yarısına kadar herhangi ciddi bir düzenlemede bulunmadı?
Şundan:
Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenmesini ve başarılmasını sağlayan toplumsal ittifakta büyük arazi sahipleri önemli rol oynadı. Cumhuriyet hükümetleri başlangıçta büyük arazi sahiplerinden yana bir tavır aldı. Bu nedenle 1924 Anayasası kamulaştırmayı zorlaştırıcı hükümlere sahipti. Keza, 1925'te kabul edilen Kadastro Kanunu da toprak meselesinde özel mülkiyet rejimini pekiştirdi.
Ve, 1926'da Medeni Kanun‘un kabul edilmesiyle feodal beyler, el koydukları arazileri tam malik sıfatıyla tapuya kaydettirdi.
Bu durum şöyle bir sonuç çıkardı: Ailelerin yüzde 5'i toprakların yüzde 65'ine; yüzde 95'i ise toprağın yüzde 35'ine sahipti!
Bu hal, CHP içinde fikir ayrılıklarına sebep oldu.
İdealist-aydın bürokratların çoğu, köylünün mal sahibi olmasını ve ekonomik yönden desteklenmesini gelişme politikaları açısından yararlı görüyordu.
Sonuçta: Cumhuriyet hükümetlerinin toprak politikası, bu iki karşıt eğilim arasında çatışmalı gel-gitlerin etkisi altında biçimlendi.

“Batakçılar”

Doğu‘da durum başkaydı…
Büyük toprak sahiplerine tavır alındı. Nedeni, 1925'teki Şeyh Sait ayaklanmasında başı feodal beylerin çekmesiydi.
1927'de “idari, askeri ve içtimai” nedenlerle 1500 kadar “bey ailesi” Batı'ya gönderildi. Bu ailelerin terk ettiği araziler, iskan edilecekleri illerde kendilerine yeni arazi verilmesi şartıyla hazineye intikal etti.
Ve, Doğu'da 20 bini feodal beylerden kamulaştırılanlar olmak üzere, 110 bin dönüm tarım arazisi fakir köylülere dağıtıldı.
Toprak reformu konusunda; gerek Batı'da hiçbir şey yapılmaması, gerekse Doğu'daki minik düzenleme ülkedeki feodal üretim ilişkilerinde belirgin bir iyileşme sağlayamadı. Toprakta mülkiyet dağılımını düzenleme konusu 1929 ekonomik krizinden 5 yıl sonra gündeme geldi.
Bunun sebebi…
Toprak ağalarının siyasi nüfuzlarının gerilemesi ve dünya ekonomik bunalımı nedeniyle daha da çarpıklaşan toprak mülkiyet yapısını düzenleme gereğiydi.
Başını İnönü'nün çektiği devletçi CHP'liler arasında, kapsamlı bir toprak reformu yapma düşüncesi güç kazandı. İnönü, “batakçı toprak ağasının kökünü kazıyacağım” diyordu. “Toprak işleyenin” sözü ilk bu yıllarda dile getirildi.
Atatürk aynı görüşteydi; toprak mülkiyet dağılımını düzenlemek için üç ana ilke ortaya koydu:
1) Memlekette topraksız köylü bırakmamak.
2) Bir köylü ailesini geçindirebilecek toprağın, hiçbir sebep ve suretle bölünmesine izin vermemek.
3) Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işleyebilecekleri arazi genişliğini makul ölçütlerle sınırlandırmak.

CHP çatırdıyor

Öyle ya…
Kurtuluş Savaşı hep birlikte kazanılmış ve Cumhuriyet rejimini kabul etmiş bir halkın, ülkenin en önemli kaynağı olan toprağı adil bir şekilde bölüşmesi gerekmekteydi.
Bu, hem ülke topraklarının verimli olarak işlenmesi, hem de gelir dağılımının daha adil bir duruma getirilmesi ve böylece toplumsal barışın sağlanması için gerekliydi.
Bu, aynı zamanda Cumhuriyet ve demokrasinin geliştirilerek yaşatılabilmesi için şarttı.
İşte bu nedenle 1937'de, 1924 Anayasası'nda bazı değişiklikler yapıldı. Kamulaştırma mümkün hale geldi. Böylece 246 bin 431 aileye, toplam 9 milyon 983 bin 750 dekar toprak dağıtıldı. Bitmedi…
Köylülere tarım makine ve aletleri dağıtıldı. Tarım makinelerinde kullanılan petrol ve benzin üzerindeki muafiyeti kaldırıldı. Pulluk Kanunu'yla yerli imalathanelere faizsiz, uzun vadeli krediler açıldı.
Tohum Üretme Çiftlikleri Kanunu çıkarıldı. Üretim artışında büyük etkisi olan tohumların mekanik şekilde temizlenmesi için alınan kalbur makineleri köylülere dağıtıldı.
Tarım Kredi Kooperatifleri yasası çıkarıldı. Vs. Vs…
Ancak…
Bunlar kolay gerçekleşmedi. Evet 1929 ekonomik krizi vardı ama başka sıkıntılar da vardı. Bir örnek vereyim:
Hükümet, salt ticari krediler veren Ziraat Bankası Kanunu'nu 1937'de değiştirdi. Gerekçesinde, köylülere kredi verilmesi; buğday fiyatının desteklenmesi; afetlerden zarar gören köylülere tohumluk, iş hayvanı, üretim araçları sağlanması vardı. Kanun tasarısı, TBMM'de sert tartışmalardan sonra zorlukla kabul edildi. Büyük arazi sahibi milletvekilleri, hükümetin köylülere yönelik bu tür girişimlerinden rahatsızlık duyuyordu.
“Devletçiler ile Aferistler” çatışıyordu…
Başbakan İnönü parti içindeki muhalefete rağmen köylüleri özgürleştirme politikasından geri adım atmadı.
Ama… İnönü'ye direnen salt kendi içindeki feodal beyler değildi…
“Dersim” yarına kaldı…

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more