Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

CHP tehlikeyi görmeli

29 Mayıs 2014

Erdoğansız tartışmayı öneriyorum…
Bugünü değil geleceği konuşmaya başlamamız gerektiğinde ısrar ediyorum. Üstelik geç kaldık.
“Avrupa pazar günü yıkıldı” ve biz hâlâ bunu görmüyoruz.
Avrupa Parlamentosu seçimleri bütün dünyada büyük yankı yaptı; insanları telaşlandırdı.
Düne kadar medeniyetin beşiği diye sunulan Avrupa'nın dört köşesinde ırkçılığı ve ilkelliğiyle ünlü aşırı sağ partiler büyük çıkış gösterdi.
Fransa'da Front National (Ulusal Cephe), açık yabancı düşmanı politikalarıyla giderek yükseliyor. Yüzde yirmi beşe ulaştı. Solun tabanından bile destek görüyor artık.
Almanya'da Nationaldemokratische Partei Deutschlands (Almanya Ulusal Demokratik Partisi) de yükselişte. Adında demokrasi olduğuna bakmayın, açıkça ırkçı ve anti-semitik. Hitler'in Nasyonal Sosyalist Partisi simgeleriyle yürümekten çekinmiyorlar. Alman hükümeti birkaç kez yasaklama girişiminde bulunduysa da henüz engelleyebilmiş değil.
Ya İngiltere'ye ne demeli? Açık ırkçı, göçmen karşıtı politikalarıyla tanınan UKIP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi), AB parlamentosu seçiminde oylarını yüzde 10'a yakın artırdı.
Yanı başımızdaki Yunanistan; Hrisi Avgi, (Altın Şafak Partisi) söylemlerini gizlemeyen, açık bir Nazi partisi. Özel güvenlik ve korumalardan oluşan, daha düne kadar parlamentoya girmeyi hayalinde bile görmeyen bir sokak çetesi, şimdi yaklaşık yüzde 10 oy aldı. Ve Avrupa Parlamentosu'na girdi!
Bunların yanında doğuya doğru Macaristan'ı, Finlandiya'yı, Avusturya'yı katmaya yerimiz yetmez…
Avrupa'nın yanı başında, Gamalı haçlarını sergilemeyi çekinmeyen Kiev yönetimi altında Ukrayna‘da olanlar zaten belli…

İşte nedeni

Peki…
Faşizmin Avrupa'daki bu yükselişinin sebebi nedir?
Kimileri, kısa bir süre öncesine kadar bunu salt göçmen akışına bağlıyordu. Ama 2008'den itibaren durum değişti; dünya ekonomisi büyük bir bunalıma sürüklendi.
Dünyanın merkez ekonomilerinde 1980'lerden beri şişirilmiş finans balonları bir bir patladı. Finans odaklı, sermaye kesimlerini kayıran, kolay zenginleşmeye, ranta, spekülasyona dayalı serbest ekonomi, yani neoliberalizm, sonunda kendi kendini baltalar hale geldi.
Neoliberalizm, yoksulları ve emekçileri ezen acımasız sermaye politikalarıyla zaten toplumsal tepki çekiyordu. Bu tepkinin önemli bölümü daha önce de sağa kayıyordu. Ama şimdiye dek bu kayış dizginlenebilmişti; çünkü neoliberal düzen işlediğinden, merkez politik partilerin de sözü geçiyordu.
Paranın iktidarı bitti; 2008 krizi sonrası yeni gelişme budur. Neoliberalizm yalnızca iktisaden çökmüyor, siyaseten de çöküyor. Neoliberal politikalara dayanan siyasal partiler, toplum nezdinde hızla güven kaybediyor. Güven kaybettikçe, kitleler merkez dışındaki partilere yöneliyorlar.
Bakınız…
Neoliberalizmle simgeleşen Avrupa Birliği‘nin kendisine karşı da bir tepki oluşmaya başladı.
İngiliz haber kanalı BBC, Avrupa seçim sonuçlarını “Avrupa Birliği'ne kuşkuyla bakanların yarattığı deprem” olarak niteledi.
İngiliz Telegraph gazetesi “yaşanılan siyasal artçı depremi” şöyle özetledi: “AB yurttaşları göçmenlere, kemer sıkma politikalarına ve kurulu düzene karşı oy verdi.”
2012'den beri New York Times‘tan Le Monde‘a bütün dünya yayınları alarm zillerini çalıyor; neoliberal iflasın aşırı sağa nasıl evrildiğini sayfalarına taşıyor.
Bu köşede aylardır bağırıyorum sesimi CHP'ye duyuramıyorum! Çekingenliği bir türlü üzerlerinden atamıyor. Düşünün…

Yunanistan örneği

Yunanistan'da, özünde bir sokak çetesi olan Altın Şafak hiç sözünü sakınmadan neoliberal politikaları yerden yere vuruyor. Hatta ileri gidip (korkarım bunu yakında Erdoğan da yapacak) neoliberalizmin bir dış komplo olduğunu, sol dahil herkesin de bu komploda yer aldığını ilan etti. Hiç bir birikimi olmadığı halde, sırf bu tepkiselliği nedeniyle çekim odağı oldu.
Fakat…
Yunanistan'da bir başka partiden bahsetmek gerekiyor:
Aynı seçimlerde, aslında zafer bir başka partinin daha oldu; Syriza.
Syriza, çeşitli radikal, parlamento dışı sol parti ve çevrelerin oluşturduğu bir koalisyon. Neoliberal politikaların esiri olmuş merkez sol PASOK çöktükçe, tam zamanında güçlerini birleştiren sol gruplar, Syriza'yle halka çıkış yolu gösterdi. Karşılığını da aldı/ alıyor. Bir önceki genel seçimlerde ikinci parti oldu.
Bunu nasıl becerdi:
2008 krizi ve sonrasında gelen kemer sıkma politikalarına sert tutum aldı. AB'yi bütünüyle reddetmese de “kuşkuculuğunu” dile getirdi; AB'nin Yunanistan'ı çürüttüğünü, yoksullaştırdığı ve yolsuzlaştırdığını açıkça söyledi.
O kadar ki, partinin en çok ses getirdiği hamlesi, 40 yaşındaki genç başkanı Tsipras'ın ağzından, Yunanistan'ın Avrupa'ya olan borçlarını tümden ödemeyi reddetmesi oldu: “Yolsuzluk ve skandal sözleşmelerle gerçekleştiği için borçlarını ödemeyi reddeden başka ülkeler de olmuştu” diyor, neoliberal politikalarla ülkeyi borca sokarak zenginleşen oligarkları karşısına almaktan çekinmedi.

Bağırıyorum… Çağırıyorum

Kısacası…
Neoliberal merkez partiler çöktükçe kitleler aşırı sağ kadar sola da kayıyor. Bu büyük siyasal dalgada, hangi partinin ne kadar güç kazanacağı, neoliberalizmin iktisadına, siyasetine karşı tutarlılığına bağlı. Fransa'da olduğu gibi sol partiler neoliberal lobilerle bağını koparamadığı için, bu konuda istikrarlı olan aşırı sağ, kitleleri kendine çekiyor.
Gelelim CHP'ye…
CHP hem açıkça sağa kaydı hem de “sol” adı altındaki neoliberal kadrolarla partiyi doldurdu. Beklenen müthiş seçim zaferi gelmedi, gelmezdi.
İktidarın gelmesi; iktisada, bilime, dönemin ruhuna aykırı.
Neoliberalizmin iflas ettiği bir dönemde “üçüncü yol makyajlı” neoliberal politikalardan medet ummak, halkı ciddiye almamak demektir.
Bağırıyorum…
Çağırıyorum…
Geleni görün artık!..

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp