Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Kılıçdaroğlu’ndan utanın

28 Kasım 2014

Osmanlı; “Anadolu” sözcüğünü bugünkü Anadolu'nun Orta ve Batı bölgeleri için kullandı.
Doğu Anadolu'ya; “Erzurum Yaylası” dedi.
Güneydoğu Anadolu ise; “Cezire-i Ulya” yani “Yukarı Cezire” idi. Buraya “Diyarbakır Yaylası” dediği de olurdu.
Kurtuluş Savaşı'yla birlikte ülke bütünlüğünü vurgulamak için, 10 Temmuz 1919'da “Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” kuruldu. Yani, doğu bölgeleri de Anadolu kapsamına alındı. Ardından…
11 Eylül 1919'da kurulan, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ile birlikte misak-ı milli sınırı Musul'a kadar uzandı.
Cumhuriyet Türkiye'sinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri “Vilayet-i Şarkiyye” diye tanımlanan ulaşılması zor bu bölgeleri devletle bütünleştirmekti. Buralar Osmanlı döneminde görece özerk sayılabilecek bir konumdaydı; Osmanlı'nın buralardan beklentisi oldukça sınırlıydı; bu coğrafya sükun içinde kaldığı sürece hiç meselesi yoktu.
Bölgede devlet yoktu.
Cumhuriyet, bölgenin beşeri yapısının Türkiye'nin diğer bölgelerinden farklı olmasını istemiyordu. “Dersimli”yi eşit yurttaş yapmak istiyordu.
Bu nedenle; yol yapmak, elektrik götürmek, okul açmak ve mülkiyet-üretim ilişkisini kökten değiştirmek istiyordu. (Osmanlı döneminde yörenin dünyaya açılması için, bir Amerikan sermaye grubunun gündeme getirdiği “Chester Projesi” hayata geçirilmek istenmiş ancak sermaye yetersizliği nedeniyle vazgeçilmişti.)
Cumhuriyet kararlıydı. Kollar sıvandı…
1930'larda Doğu ve Güneydoğu Avrupa'da gerçekleştirilen toprak reformlarını incelemesi için tarihçi Ömer Lütfi Barkan görevlendirildi.
Ayrıca…
Maliye Müfettişi Hamdi Bey ile Elazığ Valisi Ali Cemal Bey'in raporlarına bakılarak “Şark Islahat Planı” hazırlandı. Ardından Abdülhalik Renda, Cemil Ubadin, İbrahim Tali Öngören, Fevzi Çakmak, Avni Doğan ve Halis Paşa'ya raporlar yazdırıldı.
Toplumsal mühendislik bağlamında büyük önem taşıyan bu raporları hazırlayanlardan biri de Tunceli Milletvekili Necmettin Sahir Sılan idi. Toplam 9 rapor yazdı…

İntihar yaygındı

Sılan'ın Raporu'nda Nazımiye Azgılar Köyü'nden Hasan Arslan şöyle diyordu: “Biz, aç ve çıplağız. Millet, bu sene ot yedi, hepsi hasta yatıyor.”
Rapora göre, Hozat/Zımbık Köyü'nde yaşayan Cennet kadın açlık yüzünden belindeki kuşak ile kendini ceviz ağacına asmıştı.
Evet “Dersim”de…
Halk açtı; darı ekmeği, ayran çorbası ya da çökelek bulan şanslıydı. Ceviz içi, dut kurusu-pestille karnını doyuruyordu. Bulguru ancak zenginler yiyordu.
Halkın toprağı, hayvanı yoktu.
Köyler ve kasabalar bakımsızdı. Sağlık koşulları elverişsizdi. Doktor yoktu. Salgın hastalık toplu ölümlere neden oluyordu. Bir tek seyyar doktor “Sağlık Otomobili” ile hastalara yetişmeye çalışıyordu.
İnsanlar nüfus kütüğüne bile kayıt ettirilmemişti.
Kız kaçırma olaylarında büyük artış vardı. Genç kızlar arasında intihar yaygındı.
Okul yok gibiydi. Okur-yazar oranı yüzde 2.8 idi. Çocuklar 12 yaşına kadar çıplak dolaşıyordu.
Ulaşım olanakları yetersizdi. Nakil işleri at, katır ve eşeklerle temin ediliyordu.
Elektrik yoktu. İçme suyu yoktu.
Toprak damlarda yaşıyorlardı. Kilim, yorgan ve temiz bir yatak sadece varlıklı evlerde vardı.
Bayındırlık hizmetleri yapılamıyordu.
Kadastro yapılmamıştı; toprakların tapusu yoktu.
Orman yönünden zengindi ama ne orman idaresi vardı ne de işletiliyordu.
Eşkıyalık, kaçakçılık geçim kaynağıydı.
Adalet yoktu. Binlerce kişi firardaydı.
Bölge “sürgün yeri” olarak biliniyor ve bürokrasi en kötü memurlarını buraya gönderiyordu!
Yoksul halk, Hz. Muhammed soyundan geldiğine inandığı aşiret reisini devletten daha güçlü görüyordu. Gönüllü kölelik yapıyordu. Nasıl olmasın?
CHP'nin bile bölgede sadece Kiğı kazasında örgütü vardı.
Cumhuriyet'in “Dersim”i aydınlatması elzemdi…

Etnisite kuyrukçuluğu

Cumhuriyet 1936'dan itibaren imar hamlelerini başlattı.
Öncelikle yollar, köprüler, demiryolları inşa etmek için kollar sıvandı.
Toprak reformu için çalışmalar başlatıldı.
Bedava arpa ve buğday tohumu vermek istedi.
Saban yerine pulluk kullandırmak istedi.
Ziraat Bankası'ndan kredi vermek istedi.
Dokumacılığı geliştirmek istedi.
Hayvancılığı geliştirmek; yağ ve peynir ürettirmek istedi.
Sağlık yurtları, okul yapmak istedi.
Elektrik ve sulama götürmek istedi.
Yoklama kaçaklarına askerlik şubelerine başvurmaları halinde ceza görmeyecekleri garantisi verildi. Vs. Vs..
Ve: yüzlerce yıldır devletin çivi çakmadığı bölgeye o yoksulluk günlerinde Cumhuriyet ilk etapta ana yollarla birlikte 10 köprü yaptı.
Singeç Köprüsü bunlardan biriydi. Pertek-Hozat yolu üzerine yapılan bu köprünün uzunluğu 60 metre idi. Tunceli'yi Güney'den Kuzey'e bağlayan ikinci ana yol üzerindeydi.
Açılışını Mustafa Kemal Atatürk yapacaktı.
Cumhuriyet'e karşı çıkanlar 20 Mart 1937'de ayaklandı; acı olaylar yaşandı…
Tarih: 7 Kasım 1937.
Atatürk, Singeç Köprüsü'nün açılışını yaparken Tuncelili bir ihtiyarın övgü dolu sözlerine şu yanıtı verdi:
“Hatasız kul olmaz diye bir söz vardır. Birkaç kişinin hata yapmasıyla bu hataya uzaktan yakından ortak olmamışları bir tutamayız. Sizler bizim kanımızdansınız, bizim insanlarımızsınız. Geçmişteki ufak tefek hataları, küçük ve manasız davranışları unutmaya mecburuz. Kin beslememeye, kardeşliğimizi sürdürmeye mecburuz…”
Bugün…
Kimileri AKP kuyrukçuluğu yapıyor.
Sormuyorlar; AKP, 13 yılda neden bir tek Tunceliliyi; Vali, Emniyet Müdürü ya da ne bileyim İl Milli Eğitim Müdürü yapmadı?
Sormuyorlar; Tunceliler bürokraside neden hep CHP hükümetleri döneminde yükseldi?
Evet, sormuyorlar; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu nereli?
Mesele açıktır; ya gericilikten yanasın ya da aydınlanmadan…
Vahşi kapitalizmin etnik tuzağının pençesinde isen, bunu kavraman zor kardeşim!

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more