Reklamsız Sözcü
UĞUR DÜNDAR

Bu hayatları kim çaldı?

2 Şubat 2014

Cezaevinden çıktığı gün, Deniz Kuvvetleri'nin “efsane” subaylarından Emekli Binbaşı Levent Bektaş'ı aradım.
Hem geçmiş olsun dileklerimi iletmek, hem de düşündüğüm televizyon röportajı hakkında konuşmak istiyordum.
Telefon açıldı ve “Alo…” der demez kapandı. Meşgul olabileceğini düşünürken bu kez “o” aradı:
“Kusura bakmayın, cezaevine girdiğimde dokunmatik telefonlar yoktu. Yanlış bir düğmeye basmışım, o nedenle kapandı” dedi.
Konuştuk ve vedalaştık. Yaklaşık 10 dakika sonra telefonum yine çaldı… Ekrana düşen numaraya baktım, arayan yine oydu:
“Buyurun…” dedim. “Lütfen bağışlayın Uğur Bey, yine yanlış bir düğmeye basmışım. Alışmak biraz zaman alacak galiba!” dedi.
Telefonu kapatırken karşılıklı gülüşüyorduk.
HHH
Yaklaşık yarım saat sonra, elektronik postama, değerli okurum, yazar Türkan Şanverdi Avcı'dan bir mektup geldi.
Ne tesadüftür ki o da “En son bıraktığımda…” başlığını taşıyan yazısında aynı konuyu ele almış.
Cezaevi yıllarının “kumpas” tutsaklarının yaşamlarından neler alıp götürdüğünü kalplere seslenen şu satırlarla anlatmış:
“…Beni bu duyguya sürükleyen, 5 yılın ardından cezaevinden tahliye olan Levent Bektaş'ın bir röportajı oldu.
Yaşadıklarına, maruz kaldığı adaletsizliğe dair pek çok şey anlatmış ama, bir cümlesi var ki okuduğumdan beri kafamda yankılanıp duruyor, hatta rüyalarıma giriyor.
“En son bıraktığımda, cep telefonumun en büyük özelliği, fotoğraf çekmesiydi, şimdi her şeyden daha akıllılar”
Efsane Komutan Levent Bektaş, dokunmatik telefonları kullanmada yaşadığı zorlukları anlatırken söylemiş bunları…
İnsan hayatından haksızca, adaletsizce, vicdansızca çalınmış yılları yüzümüze vurmuş “En son bıraktığımda…” diyerek.
Kavgaları, yolsuzlukları, rüşvetleri, yüzlerce milyon dolarları falan
bir süreliğine unutun ve lütfen hayatınızdan 5 yılın çalındığını düşünün…

* * * * *

Mesela “En son bıraktığımda, kızım üniversite sınavına hazırlanıyordu, şimdi mezun olmuş” dediğinizi.
Ya da “En son bıraktığımda, oğlum evli değildi, şimdi 2 yaşında bir torunum var…”
“En son bıraktığımda annem bana börek yapıyordu, ona söylememişler zindanda olduğumu… Oysa şimdi hayatta değil…”
“Babamla kavga ederdik her gün, hastalanmış, beni hatırlamadı bile…”
“En iyi arkadaşım evlenmiş, bir başkası boşanmış görmeyeli…”
“Sevdiğim onlarca sanatçı yaşamlarını yitirmiş, ismini hiç duymadıklarım çıkmış ortaya…”
“Sosyal medya diye bir şey gelişmiş…”
“Mevsimler değişmiş, kış kışlığını yaz yazlığını bilmez olmuş, bahar diye bir mevsim zaten kalmamış…”
“Binalar, yollar, gökdelenler yapılmış, her boşluk yağmalanmış, insanlara adım atacak yer bırakılmamış!..”
“Doğum günleri, yılbaşılar, bayramlar geçmiş…”
“Bildik yüzlerin hepsinde çizgiler derinleşmiş…”
“Ne mutlu günlerinde ne de üzüntülerinde hiçbiri beni yanlarında görememiş…”
“Takvime göre 5 sene yaşlanmışım, ama bana göre de, yarım asrı geride bırakmışım…”

* * * * *

Bir düşünün bütün bunları yaşadığınızı…
Sahte deliller, gizli tanıklarla tutsak alınan hayatınızdan hiç yaşayamadığınız o 5 yılı kim, nasıl telafi edebilir?
O çalınan yılları size kim geri verebilir?
Yüreğinize oturan o acıları kim silebilir?

* * * * * *

Belki de bir tek şey değişmedi Efsane Komutan Bektaş…
En son bıraktığınızda “adalet” yoktu bu ülkede, şimdi de yok!

Uğur Dündar
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more