Reklamsız Sözcü
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Mağduriyet

10 Şubat 2014

Kişisel çelişkilerden biri de haksızlık yapmasına karşın haksızlığa uğradığı savında ve savunmasında bulunmaktır. “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü anımsatan davranışla kendisine yönelik eleştirileri ve suçlamaları karşılamak için sav biçiminde, kimi zaman da bahaneler ve gerekçeler sıralayarak savunma biçiminde kimseye haksızlık yapmadığını, kusuru olmadığını, başkalarının kendisine haksızlık yaptığını, zarar görenin, güç duruma düşenin kendisi olduğunu söyler. Acındırma biçiminde durumlar çizdiği de izlenir. Bu tutumun, eylemlerin sahibine “mağdur”, davranışına da “mağduriyet” deniliyor. Arapçadan dilimize geçen bu sözcükler günümüzde siyasal çevrelerde sık sık kullanılmaktadır.
Özellikle 17 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından sonra iktidar başının başvurduğu bir savunma yöntemidir. Yargı kararıyla tutuklanmalar, tutuklamalara yapılan itirazların reddi ortada iken hiçbir şey olmamış, görüntüler kimi Silivri davalarını andıran yapaylıkların sonucuymuş, gizli tanıkların uydurmasıymış gibi karşı çıkışlar görülüyor. Soruşturmayı başlatan savcıların elinden dosyaların alınmasından sonra seçim bölgelerine giden önceki bakanlar da seçmenlerine öyle kapsamlı, yüksek sesli sözlerle selâm veriyorlar ki işlemlerin tümü geçersizlik algısına sürükleniyor. Haksızlık izlenimi, özel yönelme kanısı uyandırılmaya çalışılıyor.

Sorun

İktidar, karşıtlarını kanıtsız, dayanıksız suçlamayı sürdürürken kendisi için suçsuzluk belirtisinden (mâsumiyet karinesi) yararlanmak istiyor. Anayasa'nın 15 ve 38/4. maddelerinde geçen suçsuzluk belirtisi ilkesi, herkes için genel öngörülür. Mahkeme kararıyla suçu saptanıncaya değin kimsenin suçlu sayılmaması ayrı, belli durumları ve şüphelileri yargıyı yanıltıp yönlendirmek için önceden siyasal güce dayanarak savunmak ayrıdır. Hele yargı işlemlerini durdurmak, soruşturmaları engellemek, suçların üzerini örtmek, suçluları kurtarmak için yan tutup yargıyı etkilemek, yanıltmak, baskı altında tutmak büsbütün aykırılıktır. Gerçekte mağdur olan ulusumuzdur.
Günümüz Başbakanı “cemaat” adıyla anılan, şimdilerde “Hizmet Hareketi” denilen kesimle yıllardır sürdürdükleri birlikteliği kimse bilmiyormuş gibi yadsıyarak suçlamaya başlamış, bu kesimin kendilerine yönelik özel amaçlı saldırılarıyla kimi yandaşlarının şüpheli durumuna düşürüldüğünü savunmuştur. “Çete, darbe, komplo, şantaj, ihanet, kirli plân, şer odakları” sözleri bu kapsamda karşı saldırı dilinde sık sık yinelenenlerdir.
O kadar sert konuşuluyor ki yabancılar bile şaşırıyor, kimileri savaş havasına benzetiyor. Başbakan da “İstiklâl Savaşı” verdiklerinden söz ederek kendilerini cemaatin esaretinden kurtarma çabasını adlandırıyor. “İstiklal”in anlamı yitiyor.
Oysa savcı ve yargıç değişiklikleriyle adaletli yargılama ilkesi gölgelenmiş, kimi savcılar çembere alınmış, kimileri haklı tepkileriyle baş başa kalmışlardır. Hele yönetim üslerinin oluruna bağlı savcılık işlemleriyle yargı bağımsızlığının tümüyle ortadan kaldırılacağının önerildiği günümüzde savcılık kurumunu kaldırmaları kendilerine daha çok yakışır. Polis devleti her kanadıyla tamamlanmış olur. Başbakan'ın “yargı eliyle hükûmet yıpratılacak” kuşku ve kuruntusu gerçekte yargıya yönelik ağır bir suçlamadır. “Faiz lobisi”ne “vaiz lobisi”ni eklemiş, “tuzak, ananas, tespih, tuzluk” yakıştırmalarıyla görevlendirilen yeni savcının yeniden iddianame hazırladığı haberleri birbirine karışmıştır.
Gün doğmadan neler doğar, göreceğiz.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Yekta Güngör Özden
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more