Reklamsız Sözcü
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Seçime doğru

20 Şubat 2014

Günümüz Başbakanının 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına kızgınlığı konuşmalarındaki sert dille iyice belli olmaktadır. Karşıtlarına saldırılarını bu olayla bağlantılı kurarak yapmakta, muhalefet partileri liderlerine bu nedenle özellikle çatmakta, şüphelileri koruyucu sözlerini yargıyı eleştirerek sürdürmektedir. Son Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurul Yasası değişikliğiyle hasadamı durumundaki Adalet Bakanı'nı tam yetkili kılarak Kurul ve bu yolla yargıçlarla savcılar üzerindeki egemenliğini tamamlamaktadır.
Bu yetkiler, Menderes'te, Özal'da bile yoktu. Menderes hırsızlıktan mahkum olmadı. Turgut Özal “Benim memurum işini bilir” diyerek kapıyı araladı, günümüz iktidarı ise iyice açtı. Hukuk sözlüğüne aykırılık örneği olarak geçecek “rüşvet” tanımı yapan Başbakan, güldürecek savunma bahaneleriyle ortaya çıkan şüpheliler, avukatları ve yandaşları, toplumun değerleriyle oynadıklarının ayırdında değiller. “Masumiyet karinesi”nin bile cılkı çıktı. Partilerini devlet yerine koyup suçları cemaate yüklüyor hem de muhalefeti ortak göstererek.

Karşıtlara suç atmak

Siyasal ortamda yasama organı kavgalarıyla gündeme gelen karışıklık ve kargaşa, toplumsal barışı yıkmaktadır. İktidar için yeğlenip göze alınan aykırılıklar, sakıncalar devlet gücüne sığınıp onu kullanarak girişilen ölçüsüzlükler, hukuk ve adaleti aranır duruma getirmiştir. Her aykırılıkta karşıtlarını suçlayan, eleştiriye katlanamayan, saldırıyı en iyi savunma yöntemi sayan iktidar, 15 Şubat'ta güneydoğu kentlerinde çıkan ayaklanma ve saldırı olaylarına kendisinin neden olduğunu unutmaktadır. “Süreç” ve “demokratikleşme” sözleriyle maskelenen iktidar paydaşlığı ve yoldaşlığının neden olduğu olaylar geleceğe ilişkin büyük tehlikelerin habercisidir. Özerklik aşamasına geldiklerini açıklayan BDP'lilerin cesaretinin kaynağı da, dayanağı da günümüz iktidarıdır. Bölücü ve yıkıcıları şımartan iktidardır. Kasetlerden yakınan Başbakan, kendileri söz konusu olunca mücadele için birliktelik çağrısı yapmaktadır. Şimdiye kadar olanları bilmiyormuş gibi. Kaset suçlularını ortaya çıkarıp yargıya teslim etmeyen de bu iktidardır.
Muhalefetin suçlanıp güç durumlara düşürülmesini izlemekle yetinen iktidar, 17 Aralık soruşturmasını Başbakan'ın ağzından “Operasyon” olarak nitelemekte, eski dostları ve devletin ulusal ilkelerine karşı birlikte oldukları cemaati de “Apaçık ihanet içindeler.. Ülkemize kastetmişler..” diye suçlamaktadır. Güneydoğuda ayaklananlara ve özerklik çıkışına hiç değinmemiştir. Son grup konuşmasında MİT tırında arama yapan yargı görevlileriyle Jandarma görevlilerini casuslukla suçlamış, medyanın da “mütareke basınından kötü olduğunu” söylemiştir.

Parti devletine yöneliş

İktidar partisinin hukuk devletini polis devletine çevirme çabaları, yasama çoğunluğu güvencesiyle sürüyor. Dışarıda ölçüsüz şiddet kullanan polis gücü, üstlerinin görev değişiklikleriyle büsbütün iktidarın buyruğuna girmiştir. Son HSYK Yasası değişikliğiyle de iktidar, istediği yargıç ve savcıyı istediği yerde ve olayda görevlendirmeyi, görevini ve yerini değiştirmeyi, görevden el çektirip atamayı sağlamıştır. Bu koyu bir partizanlık, çok ağır siyasal bir elatmadır. Hukuk devleti, adaleti yaşama geçirmekle yükümlü yargının bu yapısıyla, sözde kalmaktadır. Yargı bağımsızlığı kalmamıştır. İktidarın yargıya egemen olduğu yerlerde hukuk, adalet, güvenlik yoktur. Yöneliş, iyiden iyiye parti devletine ve diktayadır. Kimi tersine görünüşlere karşın Başbakan'la tam bir dayanışma içinde olan Cumhurbaşkanı, internet yasasını imzaladığı gibi HSYK yasasını da imzalayarak topu Anayasa Mahkemesi'ne atma eğiliminde görülmektedir. Bu arada HSYK 1. Daire Başkanı Okur'un açıklamaları da ilginçtir.

Yıkımların altında kalacaklar

Apo'nun teslim alınarak yurda getirilişinin 15. yılında kargaşa çıkarıp polis araçlarına ve devlet binalarına saldırıların, onlara öncülük edip destek veren siyasal partililerin yurttaşlığı kuşku uyandırmaktadır. Yurttaşlarımıza kıyan terör örgütüne ve elebaşına destek, ölenleri yadsımak ve kendilerinden ayrı görmektir. Bu anlayış, milletvekillerinin andına, yurttaş ve insan niteliklerine aykırıdır. Güneydoğuda, İzmir, İstanbul ve Bursa'da sokakları savaş alanına çevirenlerin etkin yaptırımlarla karşılaşması gerekir.
Nutuklarla kandırılmaya çalışılan halk, gerçekleri kavrayıp benimsemedikçe kötülüklerin önlenmesi olanaksızdır. Halkı uyutarak başta kalmak isteyenler yıkımlarda altta kalacaklarını bilmelidir. Basına sansürü simgeleyen “Alo Fatih”, Dolmabahçe ve Kabataş yalanlarıyla seçimlere ilişkin sormaca (anket) manipülasyonları, iktidarın seçimlerde her yola başvuracağının kınanan belirtileridir.

Yekta Güngör Özden
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more