Reklamsız Sözcü
EGE CANSEN

Stratejik hedefi olmayan savaş

20 Aralık 2015

Güneydoğu'da PKK ile güvenlik güçleri arasında çok şiddetli çarpışmalar sürüyor. Buna “isyan bastırma” da denilebilir. Militan Kürtlerin Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet kurulduktan sonra da küçüklü-büyüklü başkaldırıları olmuştur. Bunların en büyüğü 1925 yılında çıkmış olan Şeyh Sait; en çok hatırlananı da 1937 tarihli Dersim İsyanı'dır. Bunların hepsi silahlı kalkışma olduğu için, hepsi de silahla ve kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Halen devam eden başkaldırının birinci aşaması 1984-1999 yılları arasında yaşanmış ve Öcalan'ın yakalanmasıyla son bulmuştu.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ OSMANLI'NIN DEVAMIDIR

Resmi adı “Devlet-i Aliyye” olan ve dünyada Osmanlı veya Türk diye bilinen devlet, Anadolu'daki bölgesel beyliklerin Osmanlılar tarafından zorla birleştirilmesiyle vücut bulmuştur. Osmanlı Devleti'nin kuruluş süreci, Avrupa'daki devletlerin “feodaliteden tek merkezli ulus devlete” geçişine çok benzer. Osmanlı, beylikleri birleştirmekle kalmamış, fetihlerle de çok milletli bir cihan imparatorluğu olmuştur. “Parçaların birleşmesiyle kurulan bu devleti yönetenlerin en büyük endişesi tekrar parçalara ayrılmaktı.” Bu, bir kuruntu değildi. Nitekim 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti parçalandı. Bir Osmanlı paşası olan Atatürk, bu parçaların bir kısmını birleştirip T.C. devletini kurdu. T.C.'yi kuranlar da “yakın ve büyük tehdit” olarak hep “bölünme/parçalanma” görmüştür. Bu sebeple kurucular, bölünmeyi amaçlayan isyanlar karşısında çok sert davranmıştır. Meseleyi sosyolojik olarak çözmek için de vatan sathında “Ne mutlu Türk'üm diyene” diye bastırılmış ve “Türkçe” ülkede egemen kılınmak istenmiştir.

AKP, TC'NİN KURULUŞ İLKELERİNİ BENİMSEMEMİŞTİR

İslamcı AKP, T.C. devletinin kuruluş ilkeleri olan “laiklik, ulusal birlik ve tam bağımsızlık” değerleriyle esasen mutabık değildi. Kürt ve Kıbrıs sorunlarının, bu ilkelerde ısrar edildiği için halledilemediği kanısındaydı. Cumhuriyet ilkelerinden “biraz” taviz vererek bu sorunların kolayca çözülüvereceğini sandı. Bunun için Güneydoğu'da “Kürt Açılımı” başlattı, Kıbrıs'ta Annan planına evet kampanyası yürüttü. Ancak anlaşıldı ki “biraz taviz” vererek karşı tarafı tatmin etmek mümkün olamıyor.

AKP GİRDİĞİ YOLDAN GERİ DÖNEMEZ

Güneydoğu'da cin şişeden çıkmıştır. Bölgeyi yönetilebilir hale getirmek için AKP'nin Kürtlere daha fazla “taviz” vermekten başka bir çaresi yoktur. Çünkü AKP reddettiği “ulus devlet” ilkesine geri dönemez. Buna dış siyasi konjonktür de izin vermez. Dönemeyeceğine göre Güneydoğu'da yürütülen askeri harekâtın stratejik bir hedefi yoktur. Tüm hendekler dozerlerle kapatılsa, tüm barikatlar tanklarla yıkılsa “görev tamam” mı denecektir? Askeri zaferin ertesi günü, bu ilçelerin sokaklarında güvenlik güçleri, gece-gündüz yaya olarak devriye gezebilecek midir? Hayat bayram mı olacaktır? Buzdolabından çıkarılacak “çözüm paketi” kiminle müzakere edilecek, nasıl hayata geçirilip, bölgede “devletin halka, halkın devlete güven duyduğu bir ortam” ne şekilde tesis edilecektir? (Son söz, Şimon Perez'e aittir)
Son söz: Barış, dostla değil, düşmanla yapılır.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp