Reklamsız Sözcü
EGE CANSEN

Türkiye’nin Rusya’yla kapışması, Avrupa’nın işini kolaylaştırdı

3 Aralık 2015

Dünya âlem biliyor ki; hava sahası ihlali yapan Rus savaş uçağı, Türkiye'ye bir tehdit teşkil etmiyordu. Ama o uçaklar, Türkiye'nin “arka bahçesi” saydığı Suriye'nin kuzeybatısında yaşayan muhaliflerin canını fena yakıyordu. Onun için vuruldu. İktidar, izlediği hatalı Suriye politikasında tutarlı olmak için böylesi hatalı bir kararı almaya mecbur kaldı. Çünkü yıllardır elinden geldiğince desteklediği bu insanlara karşı kendini sorumlu hissediyordu. Onları, Rusya karşısında yalnız bırakmak istemedi. Diğer yandan Ruslarla aramız açılsın istemiyordu. Çok emek verilerek, 30 yılda inanılmaz bir Türk-Rus yakınlaşması sağlanmıştı. Kısaca, iki ucu pis değnek çıktı ortaya. Sorunun vahameti bu dilemmanın halen sürmesidir.

DURUM VAHİM AMA ÜMİTSİZ DEĞİL

Bu sözü, İngiliz Başbakanı Churchill, II. Dünya Harbi sırasında söylemiştir. Bizim durumumuzdaki vahamet aynen şöyle: Bir yandan yurtiçinde Kürt İsyanı, diğer yandan Suriye'de içine çekildiğimiz bataklık. Kendi topraklarımızda 2 milyon Suriyeli mülteci ve bunların bir kısmının Türkiye üzerinden Avrupa'ya hicretinin Avrupa'da yarattığı öfke. Mısır ve İsrail ile berbat siyasi ilişkiler. Kıbrıs, koptu kopacak. Türkiye'de her gün daha fazla köktenleşen İslamcılık, aynı sırada Batı'da ve Uzak Doğu'da (Çin ve Japonya dahil) her gün dozu artan İslâm'dan hem korkma hem de nefret duygusu. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de Rus ekonomik ambargosu.

KURTAR BİZİ BRÜKSEL

Kurt puslu havayı, Avrupa Birliği başı sıkışmış Türkiye'yi sever. Hani bir deyiş vardır. “Zengin, arabasını dağdan aşırır; fakir, düz ovada yolunu şaşırır”. Her büyük ülkenin (Türkiye de büyük ülkedir) büyük dertleri olur. Ama eğer ülke, mesela Amerika gibi zenginse, dertlerini ya bitirir, ya da yönetilebilir bir düzeye indirir. Dış politikada kural şudur: Paran yoksa gücün yoktur. Elin işine karışmayacaksın. Türkiye'nin sorunu, “züğürt emperyalist” olmasıdır. Parasızlık ve olumsuz olaylar üst üste geldi. Bunun üstüne Davutoğlu, para ve moral bulmak için Brüksel'e gitti. Avrupalılar da Davutoğlu'nun önüne faturayı dayadılar. “Sizin Müslüman kardeşleriniz olan mülteciler bize gelmesin, biz de size bunun karşılığında 3 milyar Euro verelim” dediler. Kürt ve Kıbrıs konusunda da “taviz” vermeyi de ihmal etmeyin diye kulağımıza su kaçırdılar. Biz de çaresizlikten “yetmez ama evet, peki dediğiniz olsun” dedik. Bonus olarak çıkmaz ayın son çarşambasında yürürlüğe girecek “vize muafiyeti” sözü üfürdüler.

ÖZÜR DİLEMEK GEREKSE BİLE, RUSYA İLE İLİŞKİLER ONARILMALIDIR

Ruslar bizim değil, biz adamların uçağını düşürdük. Buna hiç gerek yoktu. Çünkü sınır güvenliğimiz tehlikede değildi. İki pilotlarını “bizim adamlar” havada öldürdü. Pardon demek de bize düşer. Türkiye, Rusya'ya enerji açısından göbekten “boru hattıyla” bağlanmıştır. Rusya ile iktisadi/ticari ilişkilerimiz asimetriktir. Türkiye hiçbir zaman AB üyesi olamaz. AB ile ilişkileri canlı tutmak ne kadar gerekse, Rusya ile iyi ilişkiler de o kadar elzemdir. Esad takıntısı dış siyasetimizi esir almamalıdır. Amerika'dan daha ileri bir pozisyon almayalım. Davutoğlu'na düşen tarihi görev bu arap saçını, Erdoğan'a rağmen, ama onun için çözmektir.
Son söz: Şampiyonu yenmeden, şampiyon olunmaz.

HASAN PULUR

Hasan Pulur, gazetecilik kültürümüzün “markalaşmış” yazarlarından biriydi. Toplum hayatındaki abuk-sabuk olayları bulup hicvetmenin de piriydi. Onun etkisiyle, Türkiye'de her gazeteci, bir miktar Hasan Pulur olmuştur. Hasan Pulur, siyasi gazetecilik yapmış ama asla “siyasetçi gazeteci” olmamıştır. Hürriyet'te yazmaya başladığım 1983 yılında Hasan Pulur, yazı işlerinin önde gelen bir ismiydi. Bu âleme dışarıdan gelip, Hürriyet'te imzalı yazı yazan bir, iki kişiden biri de ben olmuştum. Hasan Bey beni hep destekledi. Kendisine minnettarım. Ruhu şad olsun.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp