Reklamsız Sözcü
MEHMET TÜRKER

Babasız kalan çocuklar!..

11 Aralık 2015

Büyük propaganda faaliyeti, “Analar ağlamasın” diye çok duygusal (!) bir cümle ve çok yüce (!) bir amaçla başladı!..
Geldiğimiz noktada ise, babasız kalan çocukların gözlerinden inci tanesi gibi süzülen yaşlar var…
Toplantılar, demeçler, meydan nutukları ve akil insanlar!..
Bugün hiçbiri yok!..

* * *

Nerede o meydan nutukları?..
Akillerden haber var mı?..
Akil Orhan Gencebay, önceki gün Tayyip Bey'in elinden ödül aldı, evine gitti…
Ya diğerleri?..
Kadir İnanır keçili reklamlarda, Hülya Koçyiğit kayıplarda…
Bilim insanları, anlı şanlı proflar, toplumda isim yapmış kişiler…
Hepsi AKP'nin “çözüm süreci” dediği, gerçekte terör karşısındaki “çözülme sürecine” büyük emek (!) vermişlerdi…
Beş yıldızlı oteller, altlarına çekilen makam araçları, seferber olan valiler, hazırlanan raporlar…
Sonuç?..
Babasız kalan çocuklar!..

* * *

Analar, babalar, eşler, kardeşler şehitlerinin arkasından kan ağlamaya devam ediyorlar…
Peki bu toplum, bu vicdan, küçücük çocukların al bayrağa sarılı tabutların içinde giden babalarına son bakışlarını görüyor mu?..
Nusaybin'de teröristlerin kahpe saldırısı sonucu şehit olan özel harekatçı polis Mehmet Demirkan'ın önceki gün cenazesi kaldırılırken, küçük kızı Rabia ile küçücük oğlu Kaan'ın acısını içinde hisseden var mı?..
Kaan'ın gözlerindeki hüzün, Rabia'nın gözyaşları…
Diyarbakır'ın orta yerinde Kurşunlu Camii'ndeki patlayıcılar için olay yerine giden imha uzmanı Haydar Çetin, keskin nişancı terörist tarafından kalleşçe şehit edildi…
Küçücük oğlu Eymen'in, önceki gün babasının tabutuna bakıp, “Babam cennete gidecek değil mi?.. Keşke son bir defa görseydim… Anne ne olur sen gitme” sözlerini duyan, gözlerinden süzülen yaşları gören var mı?…

* * *

Her şey 7 Haziran seçimlerinden sonra başladı…
Terörle pazarlık masası bilinen nedenlerle tekmelendi ve Türkiye tekrar şehitlerine ağlamaya başladı…
Çözülme sürecinde stoklanan silahlar, patlayıcılar ortaya çıktı!..
Yamaçlara betonlar dökülüp asker ve polisi ateş altına almak için mazgallar açıldı…
Yollara bombalar döşendi…
Terör, dağdan şehir merkezlerine taşındı…

* * *

Bütün bunlar yapılırken devleti yönetenler üç maymunları oynadı…
Görmediler, duymadılar, seslerini çıkarmadılar…
Operasyon yetkisi verilen valiler talimatlandırıldı…
Asker kışlasına, polis karakollarına kapatıldı…
Operasyon izni verilmedi…
“Aman İmralı kızmasın, aman Kandil uslu dursun” diye her şeye göz yumuldu…
İllerin, ilçelerin mahallelerine hendekler kazıldı, tahkim edildi…
Sonuç?..
Sokak “savaşları” başladı…

* * *

Düşünün, Diyarbakır Barosu Başkanı'nın öldürüldüğü yerde devlet delil toplayamadı…
Devlet sokaklara giremez oldu…
Polis, kum torbalarından yapılan siperlerin arkasında asayişi sağlamaya (!) çalışıyor…
Gazeteciler, Suriye'de, Afganistan'daki gibi çelik yelek ve miğferle dolaşıyor, göğüslerinde kocaman “BASIN” yazıyor…
İlçelerde ve mahallelerde 5 günlük, 10 günlük sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor…
Sokağa çıkma yasağı kaldırılan yerler harabe…
Musul gibi, Kobani gibi, Afganistan mahalleleri gibi…
Her yer delik deşik, viraneye dönmüş dükkanlar, roketle delinmiş yarı yıkık binalar…
Çatışmalar başladığında evin banyosuna saklanan insanlar…

* * *

Analar kan ağlıyor…
Çocuklar babasız kalıyor…
Rabia, Kaan ve Eymen…
Gözlerinden süzülen yaşlar, birer inci tanesi gibi…
Onlar babasız büyüyecekler…
Onlar acılı çocuklar!..

Mehmet Türker
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp