Reklamsız Sözcü
NASUH MAHRUKİ

Kumpas davalarında kim kazandı kim kaybetti?

28 Aralık 2015

Türkiye gündemine 2007'den bu yana damgasını vuran, yol açtığı büyük travma, kayıp ve acıların sonunda da kumpas olduğu kabul edilen dava ve soruşturmalarla, ülkemizin bütün siyaseti, ekonomisi, uluslararası ilişkileri, medyası, eğitim sistemi vs. her şeyi yeni baştan yazıldı ve gözbebeğimiz Cumhuriyetimiz, Atatürkçü kurucu ideolojisinden uzaklara savruldu. Bu süreçte büyük miktarda servet ve birikim de el değiştirdi ve Cumhuriyet'le hesaplaşma zihniyetinde, çoğunluğu haksız kazanç peşinde yeni zenginler türetildi. Birçok asker, işadamı, gazeteci, STK yöneticisi bu davalarda yargılandı ve birçoğu tutuklandı.
Ümraniye'de 2007'de bir gecekonduda bulunan mühimmatlarla başlayan Ergenekon davası, 22 ayrı dosyayla birleştirildi ve 274 sanık yargılandı. Genelkurmay Başkanı dahil herkese ağır cezalar verildi.
Balyoz davasında kuvvet komutanları dahil 300'e yakın sanık binlerce yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Poyrazköy ve Askeri Casusluk davalarında da 150'ye yakın sanık yine ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
Derken beklenmedik bir anda gelen, Başbakan Yard. Yalçın Akdoğan'ın; “Milli Ordu'ya kumpas kuruldu” açıklaması sonrasındaysa, Genelkurmay Başkanlığı sonunda harekete geçti ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. TSK'yı hedef alacak şekilde suç delilleri üretildiği, davalarda görev yapan adli kolluk, savcı ve hâkimlerin yargılamada savunmanın görüşlerini dikkate almadığı, suç delillerini manipüle ettiği gibi suçlamalarda bulundu. Türkiye'yi bugüne dek hiç olmadığı kadar geren bu davalarda durum tersine döndü ve başından beri uzmanların uyardığı gibi sıra ağır tazminat davalarına geldi.
Haksız tutuklama, uzun tutukluluk, haksız yargılama, haksız gözaltı, usulsüz dinleme ve sanıkların sağlıklarının, hayatlarının, kariyerlerinin, işlerinin aileleriyle birlikte onulmaz biçimde zarar görmesi gibi nedenlerle açılan davalarda ağır tazminatlar verilmeye başlandı.
2007'den sonraki 7-8 yıl boyunca biz neden bu travmaları yaşadık, neden bunca değerli subaya, sivile, gazeteciye, STK yöneticisine bu kadar acımasızca saldırıldı ve hayatları karartıldı. Neden ülkemiz sonunda bunların olacağı biline biline bu kadar altüst edildi
sorularını sormadan edemiyorum.
Tazminatlarla ilgili ilginç bir gelişme de yaşandı bu süreçte. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Ergenekon davasında Prof. Dr. Mehmet Haberal'ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Bu davanın ardından, AKP Milletvekilleri Fatih Metin, Veysi Kaynak ve Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu'nun hazırladığı yasa teklifiyle, Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda 9 Şubat 2011 günü değişiklik yapılarak; ‘Hakim ve savcıların soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili yaptıkları işlem ve verdikleri kararlar nedeniyle sadece devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği' hükme bağlandı. Böylelikle hakim ve savcılar aleyhinde, kişisel tazminat davası açılması engellenmiş oldu. Bir anlamda dokunulmazlık zırhı olan bu kapsama Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, HSYK ile Adalet Bakanlığı müfettişleri de alınarak iyice genişletildi. Böylece asıl sorumlular sorumsuz hale getirildi ve bütün yük hepimizin sırtına, AKP Türkiye'sinde her zaman olduğu gibi yine bir torba yasa değişikliğiyle yüklenmiş oldu.
6. Kolordu Komutanı Korgeneral Ayhan Taş, 3 yıl 4 ay 7 gün hapis yattı. Beraatinin ardından Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tazminat davası açtı ve 1 milyon 250 bin TL manevi tazminat kazandı ve tazminatlara ilk örnek oldu.
16 yıl hapse mahkum edilip 32 ay hapis yatan Emekli Tuğgeneral Hakan Akkoç 671 bin TL tazminat kazandı.
Tümgeneral Bekir Memiş, 500 bin TL tazminat kazandı.
Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan getirilmesi ve sorgulanması operasyonunu yöneten, 3 yıl 8 ay tutuklu kalan, eski Özel Kuvvetler Komutanı Engin Alan 1 milyon 363 bin lira tazminat kazandı.
Fatih Camii'ni bombalamayı planlayan ekip içinde yer aldığı iddia edilen ve 3 yıl 5 ay 15 gün tutuklu kalan Albay Yusuf Kelleli 1 milyon 55 bin lira tazminat kazandı.
Balyoz ve Kozmik Oda gibi kumpas davalarından peş peşe tazminat kararları çıkmaya başladı. Sonuçlanan ilk 6 davada tazminat miktarı 5.5 milyon liraya ulaştı. Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Askeri Casusluk gibi binin üzerinde sanığa ulaşan tüm davaların mağdurlarının açtığı ve açacağı davalar tamamlandığında, Hazine'nin 1 milyar lirayı aşkın tazminat ile karşı karşıya kalacağı hesaplanıyor. Beraat eden mağdurların yanı sıra eş, çocuk, anne ve babaları da tazminat davası açıyorlar.
Bu davaların kaybedeni başta TSK olmak üzere, Türkiye'mizin demokrasisi, hukuku, Cumhuriyeti ve milletidir. TSK'nın en seçkin subayları Ordu'dan uzaklaştırılmış ve çok önemli milli projelerimiz bitirilmiş, geriletilmiştir. Dünyanın en güçlü ordularından biri olan ordumuz, yaşadığımız zorlu coğrafyada riskli kabul edilebilecek ölçüde caydırıcılığını yitirmiştir. Demokrasimiz ve hukukumuz inandırıcılığını, saygınlığını kaybetmiştir. Cumhuriyetimiz kazanımlarının bir kısmını kaybetmiş ve milletimiz Orta Çağ karanlığına itilmiş ve tarihte hiç olmadığı kadar birbirini ötekileştirmiştir. Türkiye'miz çağdaş dünyadan uzaklaştırılmış, dinciliğe ve bağnazlığa yaklaştırılmıştır.
Bu tazminatların hepsi, AKP öyle uygun gördü ve bu yönde bir yasal düzenleme yaptı diye sizin, bizim, hepimizin, evini, ailesini geçindirmek için canla başla, namusuyla çalışan ve kazancının bir kısmını, devletimiz millete karşı sorumluluklarını yerine getirebilsin ve bir devlet gibi yönetilebilsin diye ödediğimiz vergilerden ödenecek…
Klasik paradigmadır; kimin planladığı bilinmeyen bir olaydan kim kârlı çıktıysa faili de odur. Bu davalarda; ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısını bozmak isteyenlerle, Ilımlı İslam projesini Türkiye'ye dayatmak isteyenler kazanmıştır… Göz göre göre ve tüm uyarılara rağmen…

Nasuh Mahruki
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp