Reklamsız Sözcü
NİLAY ÖRNEK

Sanata bi yer arayanlara…

26 Aralık 2015

Gazetecilik ya da yeme-içme kültürüyle ilgili bir şeyler yapmasam kesinlikle sanatla ilgili bir şey yapmak isterdim.
Yine de yapmak isterim.
Ve en çok yapmak istediğim şeyi de biliyorum.
Özellikle devlet elinde olan müzelerin hediyelik eşya işleriyle ilgilenmek isterdim. Daha önce de yazdım. Genç sanatçılara “Alın müze, alın imkan” demek ne kadar güzel olurdu. Yaratıcılıklarını konuştursunlar, biz müzelerden birer parça almış gibi bir hisle evimize dönebilelim.
Bilkent Kültür Girişimi (BKG) bu işi ele almadan çok kötüydü; İstanbul'un en ünlü müzelerinden çıkıyorsunuz, nazar boncuğu ve kartpostaldan başka bir şey yok! BKG, bir yenilikle girdi ama şimdi, her yer tek müze sanki…

NAR, KAFTAN, MARTI!

Her müzeden çıkışta seramik tabak, nar, kaftan olmaz; Galata Kulesi ve martı imgesi de biraz fazla! İslam Eserleri Müzesi'nden çıktım mı orayla ilgili bir şeyler görmek isterim mesela ben. Hatta yurtdışındaki pek çok müzenin önce hediyelik eşya mağazasını gezdiğim olmuştur ki, az zamanım varsa ürünlere konu olan birkaç ünlü eseri olur da kaçırmayayım… Ve bu, Türkiye'de şartları çok da bal kaymak olmayan genç sanatçılarımıza bir imkan verirdi; hem kendini gösterme, hem de maddi kaynak ve dolayısıyla özgürlük imkanı.

ONLARCA MEKANDA…

Şimdi ‘Sanat Bi Yer' adlı bir proje var. En azından benim projemin sanat öğrencileriyle ilgili tarafına oturuyor :)
Fikir müthiş.
Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri, çeşitli nedenlerle geniş kitlelere gösteremedikleri işleri www.doguslasanatabiyer.com adresine yüklüyor.
Resim, fotoğraf, heykel ya da enstalasyon; türü önemli değil.
Açıklanan o ki, bir yargılama, eleme, değerlendirme, derecelendirme yok.
Aralarında sanatçıların ve öğretim görevlilerinin de olduğu bir seçici kurul, başvuran işleri ‘başvuru sırası ve sergi mekanı uygunluğu' kriteriyle inceliyor.
Ve eserler D-Gym'den La Petite Maison'a, Doğuş Oto Showroom'dan Da Mario'ya Doğuş Grubu'na ait tüm mekanlarda sergileniyor.
Bir ara “Yemek Sepeti'nde Şahenk için ‘restoran satın al' butonu yapmışlar” esprileri bile yapıldığı düşünülürse ne kadar çok mekandan söz ettiğimizi anlayabilirsiniz!
Umarım proje layığıyla yürütülür ve yemekte, işte, sporda sanat alan insanlar sayesinde birilerine yeni kapılar açılır.

Mehmet Erdem'le gün gece oldu…

Var olan bir şarkıyı yeniden yorumlamak daha kolay gibi de görünse bence şarkıcının turnusolu. ‘Orijinalinden bile iyi' dedirten ya da artık ‘ikinci bir şarkı' gibi dinleyebildiğimiz ‘cover'lar şarkıcıya bizi bağlayabiliyor.
Mehmet Erdem de her albümünde çekinmeden iyi cover'lar yaptı, bize ‘aynı ama yeni' şarkılar verdi.
Yeni albümü ‘Hepsi Benim Yüzümden'le, o da piyasaya iTunes ile giren sanatçılar arasında.
‘Seni Kimler Aldı', ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa', ‘Hey Gidi Koca Dünya' ya da ‘Kimse Bilmez' gibi bildiklerimizin yanında bir de yepyeniler var…
Ben maalesef “Şu şarkı tutacak” diyebilen köşe yazarlarından değilim ama ‘Gün Gece Oldu' pek keyifli bir şarkı; yumuşak yumuşak insanın içine işleyen türden…
“Gün gece oldu, akşam yoruldu / Saatler durdu, aklım tutuldu / Ay Güneş'e sen bana dargın yine…”; “Yordu beni görmediğim rüyalar” ne güzel söz. Tavsiye…

Her mahalleden bir ‘Mutfak ve İtiraflar' çıkar

Babam bir 24 Aralık'ta yani yaş günümde 7-8 kasa gazoz getirmişti ilkokulda öğle arasına…
Bir gazoz ama o günden sonra babamı kimse unutmadı; o, kızının yaş gününde kasa kasa gazoz getiren kral adamdı, ben de onun çok sevdiği kızı…
Annemin kadınbudu köftesi, anneannemin sütlacı… Babamla kağıt helva arası dondurma iddiasına saatlerce tavla oynayışımız, kardeşimle mutfağı batırışımız, balık tutmaya çıkmalar, birlikte yapılan yemekler, oturulan unutulmaz sofralar.
Kanadalı sirk topluluğu Les 7 Doigts de la Main'in (Yedi Parmak), bugün ve yarın da Zorlu'da gösterilecek ‘Mutfak ve İtiraflar' oyunu böyle bir şeymiş meğer.
Sahnedeki 9 kişinin hayatını yeme içme anıları üzerinden anlatan, seyirciyi çokça içine katan, hatta onlara yemek bile sunan, müzikli, danslı, bir esprisi olan oyunlardan…
Ama biz Türkler yemek üzerinden hikayeler yazmakta, kendimizi ve sevdiklerimizi anlatmada çok daha iyi bile olabiliriz! Bizden öyle güzel hikayeler çıkar ki. Ben o oyunda karar verdim, buna biraz kafa yoracağım.

DOT özüne döndü!

Oyunlarını artık, izleyici desteğiyle oluşturulan Kanyon'daki salonunda sergileyen DOT, on yıldır hiçbir zaman kolay oyunlar sunmadı.
Oyunlarıyla çok defa benim canımı sıktı, rahatsız etti, uzun süre düşündürdü; böyle farklılaştı, anlaşıldı ve sevildi.
Son dönemde ‘SüperNova', ‘Dövüş Gecesi' derken ‘İki Kişilik Yaz'la biraz farklılaştı.
Yine çok hareket, büyük zeka, sürpriz vardı ama özellikle de ‘İki Kişilik Yaz'da gülümseyerek çıkıyorduk salondan. Şaşırtıcıydı bu!
Endorfin salgılıyordu vücudumuz, bir daha seyretmek isteyerek ayrılıyorduk oyundan.
Oysa DOT'un, salonun nimetlerinden yüzde yüz yararlanan oyunu ‘Kış Dönümü' öyle mi?

KAZANAN VAR MI?

Zinnie Harris'in yazdığı, Murat Daltaban'ın yönettiği oyun sanki ‘sen Instagram'da kumsaldaki ayak fotoğraflarına bakarken Diyarbakır'dan bir video açıyor' önüne…
Bir tablo çiziyor ve biz biliyoruz ki şu günlerde o tabloya hiç de uzak değiliz.
“Yıkımın geçmişi sıfırladığı, bilinen her şeyi geçersiz kıldığı bir dünyada, enkazın içinde bulduklarından kendine yeni bir hayat, yeni bir ev yapabilir mi insan? Tekrar tutunabilmek için kim neyini feda edebilir, kim neye göz yumabilir, kim neye inanabilir?” diyor oyun.
Ve benim hayran olduğum Pınar Töre, Deniz Türkali, Cem Sürgit ile her oyunda değişen çocuk oyuncu etkileyici bir performans sergiliyorlar.
Sonuçta bir kez daha görüyoruz: Savaşın kazananı yok.
Peki dibimizde birileri savaşırken o savaştan uzak kalmak mümkün mü?
Ben oyundan bile yenik çıktım, bu nedenle hiç sanmıyorum!

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp