Reklamsız Sözcü
NİLAY ÖRNEK

Yemekte Fransız isyanı: ‘Le Fooding’

8 Aralık 2015

“Güzel bir esnaf lokantası ya da bistroda yediğim yemek, Michelin yıldızlı bir şefin mekanındakinden çok daha lezzetli olabiliyor” desem…
Birbirine benzer tekniklerle yapılmış, neredeyse aynı tabakları görmekten sıkıldığımı söylesem ya da “Bazı yemeklerde ruh yok” cümlesini sarf etsem kimse umursamaz değil mi?

Ama bunu saygın bir Fransız yemek eleştirmeni söylerse, hatta onlarca tanınmış Fransız şefin de akıl birliği yaptığı bir harekete dönüşürse ilginçleşir değil mi?
İlginç! Çünkü ‘Le Fooding' adlı hareket Fransız şeflerin hakimiyetine, aşırı kuralcılığa karşı isyan bayrağı açıyor. Yemeğin merkezine kuralları değil, yiyene verdiği hazzı koyuyor.
Fransız yemek yazarı, gazeteci Alexandre Cammas tarafından ortaya atılan yeni akımın adı da İngilizce'deki ‘food' (yemek) ve ‘feeling' (duygu) kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor.
Yıllar içinde gelişen ve oldukça büyüyen ‘Le Fooding'in 800'ü aşkın restoranı tanıtan bir basılı rehberi, bir uygulaması ve popüler bir internet sitesi var.

KURAL YOK, HAZ VAR

Cammas, ‘Le Fooding' sayesinde sadece bir köşe yazarı değil aynı zamanda hakkında yazılar yazılan bir yemek eleştirmeni.
O bir hareketin, bir isyanın önderi.
Ben de İtalya'daki Priceless Milano'da yaptığı konuşmada tanışıp aklını, fikrini çok takdir ettim. Yemekten haz almayı geri planda bırakan mutfak kurallarına, reçetelere, yıldızlara ve o yıldızları almak için ‘mecbur olunan' gerekliliklere takılı kalmış anlayışa karşı çıkıyor.
“Yıldızı kafaya takma; biraz rahatla” diyor.
Bu yemek kültürünün temsilcileri, tüm dünyaya hakim Fransız mutfağının gün geçtikçe fosilleştiğini söylüyor. Onlara göre Fransız lokantalarında yemek yiyenler, farkında olsun ya da olmasın katı kuralları olan bir mabede giriyor!
Le Fooding rehberinin ilk kuralı yemeğin yemek yiyene haz vermesi; o kadar!
Hızlı servis yapan, yemek yeme şeklinize takılmayan, farklı ve lezzetli yemekler sunan restoranlar, keyifle yemek yapıp, keyif aldıran mekanlar seçiliyor bu rehber için.

‘YENİ DALGA' MİSALİ

Şimdilerde sadece Fransa'da değil dünyanın pek çok büyük şehrinde ‘Le Fooding' etkinlikleri yapılıyor. Bu etkinliklerde, o ülkede yaşayan ya da Fransa'dan gelen şefler ilginç mekanlarda (bu bir müze de olabiliyor, etkileyici bir bahçe de) yemekler yapıyor.
Yapılanlar plastik tabaklarda bile sunulabiliyor.
Akımın ABD'ye sıçrayışı üzerine, New Yorker dergisinde en çok paylaşılan yazılardan birini yazan Adam Gopnik, Fransız Yeni Dalga akımı Fransız sineması için neyse, ‘Le Fooding' de yemek kültürü için o” diyor.

ŞEFLER DE SIKILDI; NET

Lizbon'a gidin, pek çok iyi restoran görürsünüz; bazılarının mönüsüne bakıyorsunuz, çok ünlü ve Michelinli bir şefin adı. Restoran Michelinli değil; servis kaliteli, geleneksel, basit işleyişinde, fiyatlar normal ve yemekler çok lezzetli… Ve bir değil birkaç defa rastlıyorsunuz ki şef ‘yıldızın ağırlığından sıkılmış' ikinci restoranını da açmış.
Ya da başka bir örnek, Oslo'da Hitchcock adlı, bir gurme market içindeki restoran. Şefi, ‘fine dining'in kuralcılığından sıkılmış, dünyanın dört bir yanından sokak yemeklerini, fine dining dokunuşlarla sokak fiyatına sunuyor. Şef Brendan McGill sorunca “Sıkılmıştım. Burada reçete çıkarmaktan, yemek yapmaktan ve yiyenlerin keyiflendiğini görmekten çok mutlu oluyorum” diyor.
Demek ki, adı konulsun ya da konmasın bir sıkıntı zaten var.
Ha bu hareket başladı diye ne canlar yakan Michelin'in yıldızı söner mi? Hiç sanmam. Ama “Kural değil keyif istiyoruz; lezzete önem veriyoruz” diyen ve gittikçe büyüyen bu isyan büyük bir adım; o kesin.

Paris saldırısından sonra ‘İnadına bİstro'yu da onlar dedi

Her yıl kasım ayının üçüncü perşembesi ‘Beaujolais Nouveau' yani ‘Taze Şarabın Gelişi' müjdelenir ve Fransızlar bunu kutlar.
Paris'teki saldırılar sonrası bu yıl kutlamaların iptali düşünülmüş. Ama özgürlüğü ve yaşam şeklini, dik duruşu göstermek için inadına kutlandı bu yıl da; Türkiye'de de Fransız Sarayı'nda kadehler kaldırıldı. Konuşmalar, o kadeh kaldırışlar orada bulunan bizler için fazlaca duygusaldı açıkçası.

Ben de Alexandre Cammas'a bunu anlatarak “Paris'te hayatınız nasıl? Biraz daha iyi misiniz?” diye sordum. O da benzerini bana sordu! “Her gün Türkiye hakkında başka bir haber duyuyoruz. Siz nasılsınız? Ankara'daki olay feciydi.”
Toplumları, terörü, ölümü, faciayı ya da mutlulukları karşılama şekillerini konuşurken Cammas, Paris'te olaydan sonra inadına bistrolarda oturma hareketinden bahsetti. Cumartesi günkü büyük saldırılardan birkaç gün sonra herkese sokaklara çıkma, bistrolarda oturma çağrısı yapılmıştı. Yüzlerce kişi de bu çağrıya uymuştu.
Asıl ilginç olan Cammas'a bu harekette yardım edenlerden birinin saldırıdan tuvalete saklanarak kurtulan, bir başkasının da yakınını kaybeden biri olmasıydı.

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp