Reklamsız Sözcü
ORAY EĞİN

Fatih Terim’e o para neden veriliyor

18 Ekim 2015

 

Fatih Terim'in asıl misyonu futbol değil, mesajı yönetmek.

Fatih Terim'in yıllık geliri 3.5 milyon Euro, dünyanın en fazla kazanan dördüncü teknik direktörü. AMK Spor'un 2014'te yaptığı derlemeye göre Terim'in maaşı Türkiye'deki ortalama bir kişinin gelirinin tam 2900 katı.
Görevinden kovulmadan önce Rusya'yı çalıştıran ve dünyanın en çok kazanan teknik adamı olan Capello bile ortalama bir Rus'tan sadece 763 kat daha fazla kazanıyordu.
Dünyada kendi maaşıyla ülke vatandaşının ortalama geliri arasında bu kadar büyük uçurum olan tek isim Fatih Terim.
Yenilgilerden sonra bu maaş medyada gündeme geliyor, galibiyette hiç bahsedilmiyor.
Peki neden ona bu maaşı veriyoruz? Üstelik Avrupa kariyeri “takımdaşlık” konferansında işten atılmasıyla son bulmuş, unutulmuş, ekşimişken.
Çünkü ondan daha iyisi yok, ama futboldaki başarısından bahsetmiyorum:
Fatih Terim adeta dikkatli bir propaganda aleti gibi Ankara katliamından sonra mesajın yönetilmesinde önemli rol oynadı.
Katliamın hemen ardından ondan daha fazla üzülen yoktu adeta Türkiye'de, kameralara üzüntüsünden konuşamıyordu.
Geçen hafta ise, Ankara'nın üzerinden birkaç gün geçmişken bu sefer genç ve tecrübeli oyuncuların uyumundan, kadrodan, taktikten bahseder hale gelmişti. Demek ki acısı hafiflemiş ki konuşabiliyor. Nitekim Hollandalı bir gazeteci bile “Çok üzgündünüz, nasıl hazırlandınız maça?” diye sormak zorunda kalmış.
Milli maçlar kullanışlı fırsatlar oluyor iktidarlar için. Bir buçuk ay önce Ahmet Davutoğlu da şehit çocuğuyla tribündeydi.
Terim de önce Milli Takım'ın galibiyetini şehitlere armağan etti; başka türlüsü beklenemezdi. Sonra da “Bu ülkenin de iki saat rahat etmesi gerekiyordu, benim ülkem de, bu oyuncular da güzel şeyler yaşamayı hak ediyor” dedi.
O günden beri… Acılarımız daha bir dindi sanki, öfkemiz duruldu ve hayat devam ediyor… Zaten yayın yasağı da geldi.
Bugün pazar, Ankara katliamı çoktan eskimiş gündem olmuştur. Bütün sorularımızı gömdük yine.
Futbolu sevmenin başka hiçbir şeyi sevmeye benzemediğini bizzat biliyorum; ben de bir zamanlar sevdim.
Oysa futbol her zaman ve her yerde olduğundan daha fazla şeyi temsil etti; birçok şeyin üzerini kapama, ya da asıl konuşmamız gereken konuları erteleme vesilesi oldu.
90'larda terör Türkiye'yi kavururken maçlarda İstiklal Marşı söyleme adeti başladı, hatırlarsınız. Milliyetçiliğin yükselmesine kömür taşıdı tribünler.
O günlerde medyanın ve siyasetin milliyetçi diline aldanmayıp terörün gerçek nedenlerini konuşsaydık belki bugünkü meselelerimiz farklı olabilirdi. Ama tabii tribünde slogan atmak işin kolay yoluydu.
Aynı şekilde bugün iki saatliğine sevinmek de işin kolay yolu. Hayır, bu ülkenin iki saat rahat etmesi falan gerekmiyor. Bu ülke sokaklarında düzenli olarak yüzlerce masum insan birilerinin satranç oyununun kurbanı olarak öldürülürken “bu oyuncular da” güzel şeyler yaşamayı hak etmiyor.
Fatih Terim'e 3.5 milyon Euro bizlere sevinme hakkımız olduğu yanılsamasını pompalaması için veriliyor. Aldığı maaşın yüzde 1'i bile futbol için değil, eminim.
Türkiye şoklarla sarsılıp, dönem dönem şokun şiddetine göre farklı dozlarda afyonlarla uyutulan ve hayatına devam ettirilen bir ülke: Futboldaki başarı, yerli otomobil, Eurovision zaferi.
Ve her seferinde açıklama aynı: Bizim de sevinmeye hakkımız var.
Hayır. Bizim rahatsız olmaya, itiraz etmeye ve artık tribünde sloganı atıp rahatlamak yerine uyuşturulmaya dur diyecek somut bir şeyler yapmaya ihtiyacımız var. Sevinmeye hakkımız var mı, bunu sırası gelince düşünürüz.

Türkiye'nin başı ağrıyacak

İkinci ‘Geceyarısı Ekspresi'

Doğu Perinçek'in “Ermeni Soykırımı yoktur” demesi İsviçre'de suç sayılmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bir ifade özgürlüğü mücadelesi başlamıştı. Perinçek kazanan taraf oldu geçen hafta.

Charlotte Le Bon'un yeni filmi Ermeni
soykırımı temalı.

Ama tabii bu Ermenilere yönelik katliam soykırım mıydı değil miydi tartışmalarını bitirecek gibi değil. Mücadele Hollywood'a sıçrıyor şimdi.
Şu anda vizyonda olan “Tehlikeli Yürüyüş” (The Walk) filminde oynayan Charlotte Le Bon'la konuşma fırsatım oldu, yeni projelerini sordum.
Christian Bale ve Oscar Isaac'le yeni bir film çektiğini anlattı. Konusu? Ermeni Soykırımı. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında geçen bir aşk üçgeni hikayesiymiş, fonda da soykırım. Le Bon bu konuda epey kitap okuduğunu, çok acılı hikayeler öğrendiğini ama şimdilik daha fazla konuşmak istemediğini söyledi.
Filmin başrol oyuncuları “The Promise”in ne kadar iddialı olduğunu da gösteriyor. Üç kere Batman'ı canlandıran Bale ve şu anda sinemanın en iyi erkek oyuncusu olarak gösterilen Isaac.
Yönetmen ise Terry George. Dikkatli izleyiciler bu ismi “Hotel Rwanda”nın yönetmeni olarak hatırlayacak. George o zaman verdiği söyleşilerde Rwanda'daki soykırımı Ermeni soykırımına benzetmişti.
Türkiye'de henüz pek haberi çıkmadı bu filmin ama vizyona girince epey sıkıntı yaratacağı kesin. Bugüne kadar benzer temada pek çok film çekildi ama ya gişede başarılı olamadı, ya da açıkçası çok iyi filmler değildi.
Türkiye'nin yıllardır belleklerden silemediği “Midnight Express” ise senaryosuyla Oscar almıştı; bir türlü unutulmamasında bu da önemli bir faktör.
Eğer “The Promise” gişede izleyicisini bulamaz ve eleştirmenlerden de kötü not alırsa Türkiye için sorun yok… “Hotel Rwanda” epey beğenilmişti, ekleyeyim.
Eğer çok beğenilirse ve izlenirse… O zaman Doğu Perinçek bile yetmez bu mücadelede.

Bu sene her şey aşırı bol

Modanın yeni yıldızı

Vetements'ın bu ceketi en çok aranan parçalar arasında.

Pa­ri­s'­in ger­çek bir ba­tak­ha­ne­yi an­dı­ran ge­ce ku­lü­bü Le De­po­t'­ya o ge­ce Kan­ye Wes­t'­ten Ja­red Le­to'ya pek çok ün­lü git­miş­ti. Bod­rum kat­ta kü­çü­cük ka­ran­lık oda­lar­dan olu­şan bu gay ku­lü­bün bu ka­dar ün­lü­yü çek­me­si­nin ne­de­ni seks de­ğil­di; oy­sa De­po­t'­nun bel­ki de tek meş­hur özel­li­ği ko­lay seks­ti.
Gür­cis­tan do­ğum­lu mo­da ta­sa­rım­cı­sı Dem­na Gvas­li­a ken­di mar­ka­sı Ve­te­ment­s'­ın de­fi­le­si için seç­ti­ği me­kan Le De­po­t'y­du. Şok­la hay­ran­lık iç çey­di ve sa­de­ce 2014'te ku­ru­lan bu mar­ka bir an­da mo­da dün­ya­sın­da ko­nu­şu­lur ha­le gel­miş­ti.
Ve­te­ment­s'­in iki haf­ta ön­ce bi­ten Pa­ris Mo­da Haf­ta­sı'n­da­ki son de­fi­le­si de bu yı­lın en çok ko­nu­şu­lan olay­la­rın­dan bi­riy­di. Bu se­fer me­kan bir Çin lo­kan­ta­sıy­dı, Kan­ye West yi­ne ora­day­dı.
An­cak bu de­fi­le­nin bir özel­li­ği de var­dı.
Tif­li­s'­te bü­yü­yen, üni­ver­si­te­yi Ant­wer­p'­te oku­yan Gvas­li­a'­nın de­fi­le­den ön­ce Ba­len­ci­aga mo­da­evi­nin de ba­şı­na ge­çe­ce­ği açık­lan­dı. Cris­to­bal Ba­len­ci­aga'­nın 1937'de Pa­ri­s'­e ta­şı­dı­ğı mar­ka­sı ge­le­nek­sel lük­sün sim­ge­si ola­rak bi­li­ni­yor­du.
Ve­te­ments ise tam an­la­mıy­la so­kak mo­da­sı­nın lüks­leş­ti­ril­miş ha­li. Mo­da­da son yıl­lar­da ge­nel eği­lim bu. Adı ge­le­nek­sel­le öz­deş­le­şen bü­tün bü­yük mar­ka­lar bu yo­lu seç­ti: Sa­int Lau­rent (ar­tık Yve­s'­siz), Gi­venchy ve Bal­ma­in.
Da­ha­sı her se­ne bir­bi­rin­den ba­ğım­sız ko­lek­si­yon ye­ri­ne, bir­bi­ri­ni ta­mam­la­yan par­ça­lar­dan olu­şan ko­lek­si­yon­lar çı­kar­mak da ye­ni alış­kan­lık­lar­dan.
Üç yıl­dır Ba­len­ci­aga'­nın ba­şın­da­ki Ale­xan­der Wang de so­ka­ğı bu mar­ka­ya ta­şı­dı ama çe­şit­li se­bep­ler­den bu iliş­ki yü­rü­me­di. Wang hiç­bir za­man ken­di mar­ka­sı­nı bı­ra­kıp New Yor­k'­tan Pa­ri­s'­e ta­şın­ma­dı me­se­la…
So­kak mo­da­sı­nın sı­nır­la­rı­nı zor­la­yan, aşı­rı bol ke­sim­le­riy­le epey ra­di­kal bir çiz­gi­ye sa­hip Ve­te­ment­s'­ın et­ki­si na­sıl ola­cak ba­ka­lım… Gvas­li­a'­nın ata­ma­sı açık­lan­dı­ğın­da İn­ter­ne­t'­te bir an­da Ve­te­ments ürün­le­rin­den ka­lan­la­rı ka­pı­şan­la­rın sa­yı­sı art­tı. İkin­ci el pa­za­rı ani­den ha­re­ket­len­di.
Sa­vaş pi­lot­la­rı için ta­sar­la­nan “bom­ber jac­ke­t” me­se­la bu se­ne gar­dro­bun ol­maz­sa ol­maz­la­rın­dan. Ve­te­ment­s'­ın 1500 do­la­ra sat­tı­ğı aşı­rı bol yo­ru­mu ise anın­da tü­ken­di bi­le. Bu yıl her­kes üze­rin­den dü­şe­cek giy­si­ler ta­şı­yor, ama ben bu ce­ket­le il­gi­li ka­ra­rı­mı ve­re­me­dim.

İletişim: Bana Twitter, Facebook ve Instagram'dan ulaşabilirsiniz: @orayegin.

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more