Reklamsız Sözcü
ÖZLEM GÜRSES

Bu toz dumanın arasından çözüm çıkar mı?

20 Aralık 2015

Nasıl canım sıkılıyor bilseniz…
Haber sitelerinde, sosyal medyada paylaşılan o fotoğrafları gördüğümde… Cizre'den, Nusaybin'den, Silopi'den, Diyarbakır Sur'dan ekranımda arka arkaya akan o korkunç karelere bakamıyorum bile.
Yıkık dökük sokaklar, enkaza dönmüş evler, yangının kara izleri, kurşunların delip geçtiği duvarlar, ellerinde hurçlarla poşetlerle bir meçhule çıkılmış yollarda kadınlar,
çocuklar, bizim insanlarımız.
Değil mi yoksa ?

Cizre'de ilk operasyonlar başladığında artık kendi gözümden başka kimselere inanmadığımdan ve evlere sığamadığımdan kalkıp gitmiştim Mardin'e, Diyarbakır'a.
O sırada çektiğim fotoğrafları bir whatsapp grubumda paylaşırken bir arkadaşım şöyle yazmıştı :
“prensip olarak komşu ülkelerin içişlerine karışmıyorum…”
O arkadaşım bunu bilmiyor ama ben o gece sabaha kadar uyumadım.
“Batıdakiler” artık “Bölgedekiler”le ilgilenmiyor. Bırakmış. Usanmış. Bıkmış… Gözleri de gönülleri de kapalı.
Arka arkaya gelen şehit haberleri, hendekler, hastaneleri, okulları hedef alan saldırılar… Bir çözüm beklentileri kalmamış.
“Bölgedekiler” ise biri Saray'da diğeri bir adada oturan iki kişiye kilitlenmiş hiçbir “barış”ın mümkün olmayacağını göremedi uzun süre.
Selahattin Demirtaş yeterince güçlü dur diyemedi PKK'ya, ama bölge halkı da gereğince sahip çıkmadı ona.

Sonuç ortada.
Gitmesek de… görmesek de… orda bir savaş var uzakta. Kimin savaşı bu, belli değil. Toz dumana karışmış durumda.
Bu sisler arasında yürüyen kadınlar var, çocuklar, teyzeler, amcalar.
Gidiyorlar.
Evlerini, kırık dökük yuvalarını terk ediyorlar.
Bir sokakta devletin öğretmeni, doktoru, ötekinde bölge sakinleri…
Cizre'de çatışmaların yaşandığı ilk gece genç bir kadının ölesiye korkarak zar zor bir İstanbul otobüsüne bindiğini ve 15 saatlik yolu ayakta geldiğini anlatmıştı mahalleli.
Şimdi de kimbilir hangi bilinmezlere yürüyor insanlar. Nereye gidiyorlar peki ?
Binlerce insan nereye gidiyor ?
İşte bu sorunun yanıtı bizi birbirimize bağlı kılıyor; “Batıdakiler” ile “Bölgedekileri”. Ve çözüme de o yanıttan başlamak gerek…

MARKA2015 KONFERANSININ CESUR KADINLARI

Bu yıl da her yıl olduğu gibi müthiş bir deneyimdi Marka2015. İletişim, pazarlama ve markalar dünyasından uzman konuklar dinledik.
Ama Marka Konferansları'nın en büyük marifeti dinleyicilerin “hislerini”
yönetmek. Salona girdiğiniz andan itibaren kendinizi modern, geleceğe odaklı, dünya ölçeğinde bir iş evreninin parçası hissediyorsunuz.
Herkes çok şık ! Bir konferansa değil, bir şovun parçası olmaya geliyor dinleyiciler.
Sahne tasarımı mükemmel. Hele bu yıl telefonlarla çektiğiniz her fotoğraf müthiş kadrajlarla etkili sonuçlar versin diye incelikle düşünülmüştü.
Diğer konferanslardan farklı olarak sahnede çok daha fazla kadın var ! Kadınların konferanstaki bu varlığı salondaki “özgürlük” hissini güçlendiriyor.
Bu yıl beni en etkileyen de iki kadındı.
Biri Türk, Ayşe Birsel. ODTÜ Endüstri Ürünleri Mezunu bir tasarımcı. Tanımayanlar için, uzun yıllardır New York'ta yaşıyor ve dünyanın en etkili tasarımcılarından biri.
Ayşe, ekim ayında çıkan “Sevdiğin Hayatı Tasarla” kitabını anlattı. Pek yakında SÖZCÜ'de kendisiyle yaptığım röportajı okuyacaksınız.

NE KADAR MELEZ O KADAR ÖZGÜR !

Sahnede anlattıkları ile büyük iz bırakan diğer kadın ise; “Kalıplaşmış Yargıların Sorgulanması : Doğulu ve Batılı Kadının Gizemi” başlıklı konuşmasıyla Fatima Bhutto.
Fatima, Pakistan'ın en ünlü ailelerinden birinin kızı. Babası 1996 yılında evininin önünde öldürülen politikacı Murteza Butto, halası ise Benazir Butto.
Öz annesi Afganistanlı bir politikacının kızı. 3 yaşından itibaren onu büyüten üvey annesi ise aslında Suriyeli ama uzun yıllar Lübnan'da yaşamışlar.
Şair, yazar, gazeteci ve aktivist olan Fatima konuşmasına şöyle başladı : “Böyle bir ailenin mensubu olarak bu aralar havalimanlarında pek iyi karşılanmıyorum tahmin edersiniz !”
Fatima Bhutto'nun konuşmasından çok çarpıcı cümleler şöyle :
– “Geçtiğimiz yıllarda ünlü bir Avustralyalı feministle “Burka mı ? Bikini mi ?” başlıklı bir konuşma yapmam istendi.
Herkes benim Burka'yı onun ise Bikini'yi savunacağını sanmıştı. Ben bile ! Ama tam tersi oldu.
Hem Doğu'da hem Batı'da bütün kadınlar bu iki uca hapsedilmeye çalışılıyor. Kadınların varlık gösterebileceği milyonlarca çeşit oluş hali varken sadece iki uçlu bir tercih… Ya soyunacaksın ya da kapanacaksın !
Oysa bu ikili model gerçeği yansıtmıyor, üstelik çok da tehlikeli.”
– “Bana sorarsanız Doğu ve Batı diye bir şey yok. Belki de bunu en iyi bilen yer Türkiye. Hatta Fransa, Pakistan. Hepsi aynı anda hem Doğu, hem Batı, hem modern, hem muhafazakar.
Afganistan'da ve Avustralya'da kadınların meclisteki temsil oranı aynı. Hatta Afganistan'da 1 puan fazla.”
– “Tüm dünya İran'la ilgili şu iki şeyi biliyor : Başörtüsü ve mollalar. Ama hiç kimse İran'da üniversite öğrencilerinin yüzde 65'inin kadınlar olduğunu bilmiyor.
İslam ülkelerinin 5'inde bugüne dek kadın devlet başkanları vardı, Batı'da 2.”
– “Bu konuşmanın başlığında “Kadının gizemi” yazıyor. Benim gördüğüm tek gizem nasıl oluyor da kadınlar olarak yıllardır bu kalıp fikirlere katlanıyoruz ?!
Sonuçta “Önyargı ve birini kategorize etmek” insanları sosyal olarak kibar biçimde aşağılamaktan başka nedir ki ?”

MARKA2015'İN PARTİLERİNİ ‘ÜFLEYEN' ADAM

Adı Francesco Bearzatti. Marka Konferansları'nın iki akşamında da saksafonuyla o vardı. Şahane çalıyor ! Hele DJ Funky Cem'in enerjisiyle birleşince yerimizde duramadık. Benim favorim ikilinin Man O To yorumuydu. Zaten bayıldığım bu şarkı bambaşka bir şey oldu…

BİR KIZ ÇOCUĞU BABASINDAN NE İSTER ?

Uzunca bir zamandır düşünüyorum bunu.
İnsanın aklına ne çok şey geliyor : güven ister, şefkat ister, sevilmek ister, hayata onunla açılmak ister, birlikte eğlenebilmek ister, danışmak, dertleşmek ister, bir kadın olmayı onun kadınlarla kurduğu ilişkiye bakarak öğrenmek ister. Ama hepsinden çok daha derin başka bir şey var :
Bir kız çocuğu babasını sevmek ister. Babasını “sevememiş” kız çocuklarına bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız…

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp