Reklamsız Sözcü
RAHŞAN GÜLŞAN

Aşk işleri o kadar kolay değil arkadaş

15 Aralık 2015

Zaman her şeyi değiştiriyor.
En çok da insanın hayata bakışını.
Mesela şu günlerde Kaan Tangöze ve hayatındaki kadınların hikayesini tatsız bir şekilde izliyorum.
Sosyal medyaya bakıyorum, herkes saydırıyor. Ama tabii ki her ataerkil kültürde olduğu gibi suç hep Tangöze'nin etrafındaki kadınlar arasında paylaştırılıyor.
Ama öyle değil durum.
Eskiden olsa Kaan Tangöze'ye ben de palalarla girişirdim.
Çünkü bu iki kadının böylesine örselenmesinin ve isimlerinin aynı cümle içinde, aynı adamla geçmesinin tek nedeni onun kalbinin beceriksizliği.
Ama artık kırk yaşımda -iyi kötü yaşadıklarım yüzünden- biliyorum ki- bu işler insanın başına gelince öyle bir arapsaçı oluyor ki her şeyi, tüm bildiklerinizi unutuyorsunuz.
Ve rüzgara kapılmış bir sonbahar yaprağı gibi savrulup duruyorsunuz.
Kaan Tangöze dibine kadar hatalı, yanlış ve zalim.
Ne yaşadıklarını ve ne yaşamadıklarını üçü biliyor sadece.
Ama biraz da olsa anlıyorum bu çaresizliğini sanırım.
Aşk köpeklik bazen…

Onur Saylak müthiş gidiyor

Onu ilk kez 2008 yılında, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gösterilen ‘Sonbahar' filminde izlemiştim.
Yönetmen Özcan Alper'in ilk filmiydi ve müthiş bir deneyimdi. Onur Saylak ise harikaydı.
Sonra kariyerine çok yakından tanık olamadım açıkçası. Ama ‘Hatırla Gönül'le yeniden hayatıma girdi.
Hayli değişmiş, olgunlaşmış.
Ama oyunculuğu iyice keskinleşmiş. Hem de ne keskinleşmek.
Diziyi izliyorsanız biliyorsunuzdur, ruhsal sorunları olan bir doktora hayat veriyor dizide. Çok zor bir rol ve hayli iyi yazılıyor.
Onur Saylak, abartmaya müsait bu rolü hayli ekonomik ama akılda kalacak bir gösterişle canlandırmayı başarıyor.
Tekin karakteri uzunca bir süredir Türk televizyon kanallarında gördüğüm en özgün karakter sanırım.
Onur Saylak'ın bu müthiş oyunculuğuna sinemada tanık olmak için şimdi ilk hedefim Özcan Alper'in yeni filmi ‘Rüzgarın Hatıraları'nı izlemek.

Güllerin Savaşı tarz mı değiştirdi?

Vallahi sanırım bir ailenin dramını anlatan dizi son birkaç bölümü itibariyle komedi tarzına geçiş yaptı.
İyi kötü izlediğimiz Gülfem ile Gülru kavgası giderek kendini çok fazla tekrar eden, yardımcı kastın başarısızlığından ötürü büyük zarar gören ve kendi kendinin karikatürü bir işe dönüştü.
Hele son iki bölümde makyaj bile öyle bir çığırından çıktı ki anlatamam. Gülru karakterini canlandıran Damla Sönmez'e resmen makyaj yerine beton kaplama yapıyorlar.
Sabah evde bu betonla uyanıyor, akşama kadar maşallah hiçbir azalma olmuyor bu korkunç grotesk makyajda.
Diyalogların pespayeliği, hikayenin aynı çizgide sakız gibi uzaması bu güzel televizyon işinin tadını kaçırdıkça kaçırıyor.
Ama diziyi dram gibi değil de komedi gibi izlerseniz eski lezzeti geliyor yerine.
Ben denedim, çalışıyor. :)

Bugün Şebnem Ferah var

En son Açıkhava'da, uzun zamandır izlediğim en formda Şebnem Ferah'ı izlemiştim.
Gerçekten zımba gibiydi. Repertuvarı, sahnedeki o eski Şebnem performansına dönmesi ve tabii en çok da keyif aldığını seyirciye de hissettirmesi müthişti.
Şebnem Ferah bu akşam Zorlu PSM'de, Vestel Gururla Yerli Konserleri çerçevesinde sahne alacak.
PSM'de meşhur alev gösterisini de yapacağı duyumlarını aldım.
Tabii ki ‘Deli Kızım Uyan'ı dinlemek için bile olsa olay yerine koşarak intikal edeceğim!

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp