Reklamsız Sözcü
RAHŞAN GÜLŞAN

Beren Saat Kösem’i sırtladı ve uçurdu!

26 Aralık 2015

Hepimiz insanız ve gurur duymak istiyoruz geçmişimizle.
Bu nedenle ‘Muhteşem Yüzyıl'da Kanuni Sultan Süleyman döneminin anlatıldığı o haşmetli günler bütün ihtişamıyla gözümüzün önünde.
E hal böyle olunca, çocuk yaşında padişah olan ve padişahlığı tahtta öğrenen bir şehzadenin öyküsü o kadar da haşmetli gelmedi insanlara.
Ve Kösem Sultan ‘Aşk-ı Derun' kadar ilgi görmedi.
Önceki gece devreye Beren Saat girdi.
Beren Saat uzun bir süre sonra ekranlara dönerken, herkesin aklında aynı soru vardı: “Diziyi toparlayıp ayağa kaldırabilecek mi?”
Biz birçok büyük starın yerle yeksan olduğu diziler gördük.
Dolayısıyla bu, doğrudan Beren'in başarısızlığı sayılmazdı ama karizmayı da çizdirirdi.
Geçen hafta çok güzel bir kıvrılma yaşayan hikaye, bu hafta Beren Saat'in de girişiyle izleyicinin ilgisini çekmeyi başardı.
Ama ara reytinglere baktığımızda görüyoruz ki izleyiciler en çok Beren Saat ile Hülya Avşar'ın karşı karşıya geleceği anlara kilitlendi.
İkilinin yüz yüze geleceği sahne hikayenin akışında belirmeye başladığı anda yükselmeye başlayan reytingler buluşma sırasında coşmuş ve izleyici bir daha da diziyi bırakmamış.
Hülya Avşar ilk bölümden beri dizide olduğuna göre bu, Beren Saat'in başarısıdır.
İkisi bir araya geldiğinde ise resmen Voltran'ı oluşturmuşlardır.
Dizi sektöründeki erkek egemenliğine inat iki kadın oyuncunun bu başarısı takdire şayan.
Beren Saat de bu başarısıyla ülkenin reytingi en yüksek oyuncularından (kadın- erkek ayırmaksızın) biri olduğunu kanıtlamış oldu..
Umarım senaryo bu kişisel başarıları taşımak konusunda kararlı davranır.

Peki Fazıl Say'a edilen hakaretler ne olacak?

Geç gelen adalet gerçekten de adalet olmuyor.
Fazıl Say'ın Twitter hesabından paylaştığı ve üstelik de kendinin yazmadığı, Retweet ettiği Ömer Hayyam dizeleri yüzünden başına gelenlere hepimiz tanığız.
Adamı resmen canından bezdirdiler.
Nasıl korkunç bir linç kampanyasına maruz kaldığını, ona edilen küfürlere, hatta ölüm tehditlerine hep birlikte ve acı içinde tanık olduk.
Sözde ‘halkın bir kesiminin belirlediği dini değerleri aşağıladığı' iddia edilen dünya çapındaki bu sanatçımız Allah'tan sağlam bir özgüven ve çelik gibi sinirlere sahipti de başına gelenlerden dolayı hayatını karartmadı. Her şeye rağmen müziğini yapmaya ve bildiği yoldan gitmeye devam etti.
Şimdi Say'a verilen cezanın gerekçeli bozulma kararı yayınlanmış.
Nasıl güzel ve hukuki, ayrıca evrensel değerlere saygılı bir metin.
Ama insan sormadan duramıyor, o güzel insan adice saldırıya uğrarken nerelerdeydiniz?
Neden başınızı öne eğdiniz?
Sanal klavye delikanlılarına da hak ettiği cezayı verecek misiniz?

O uyarı tonu kalkmamalı

Artık birçok arkadaşımızın cazip tarifelere kanıp cep telefonu operatörünü değiştirdiği hepimizin malumu.
Şimdiye kadar numarası aynı kalmış ama operatörü değişmiş kişileri aradığımızda minik bir uyarı tonuyla uyarılıyorduk.
Bu ton, başka bir operatöre ait numarayla görüşme yapacağımızın yani normalden daha çok para ödeyeceğimizin sinyaliydi.
Eğer tarifenizde ‘diğer operatör paketi' yoksa bu, dakikalarınızın, kontörlerinizin daha çabuk tükeneceği anlamına geliyordu.
Ama artık o ses olmayacak. Bu durum, üç kontörü kalmış, faturasının şiştiğinden haberi olmayan insanlara zulüm olacak.
Keşke o ses kalsaydı. Ve kimi, kaça aradığımızı bilseydik.

Üçüncü Köprü'ye neden karşıyım?

Son dönem devletin, hükümetin icraatlarına karşı olmak çok korkunç, vahim, zalimce bir hareketmiş gibi görülmeye başladı.
Ne ilginç ki bir icraata karşıysanız önce lince uğruyor ve hafiften vatan haini bile ilan edilebiliyorsunuz.
Bu nedenden ötürü Üçüncü Köprü'ye karşı çıkmak dünyanın en acayip hareketi gibi görünüyor insanlara.
Hem sebeplerimi hatırlatmak hem de meselenin basit bir muhalefetten ibaret olmadığını anlatmak adına Üçüncü Köprü'ye karşı çekincelerimi sıralıyorum:
Hiçbir neden, dünyanın en büyük derdi küresel ısınmayken, yakın bir tarihte nüfusunun 20 milyon olması beklenen bir kentin son doğal ormanından milyonlarca ağaç kesilmesini haklı göstermez. Yarın bir gün İstanbul'da hava kirliliği alarmlı verilmeye başlayınca o ağaçları mumla arayacağız, beton köprülerin ve asfaltların henüz havayı temizleyeni yapılamadı!
İkinci köprü sonrası oluşan Ümraniye, Sarıgazi gibi yerleşim birimlerinin bugün geldiği kontrol edilemez hal ve bu bölgelerin doğal yaşamı ittire ittire genişlemeye devam etmesi hepimizin gözü önünde olurken Üçüncü Köprü etrafında oluşacak kentleşmeyi hayal edebiliyor musunuz? Yani iki milyona yakın ağaç kesimi daha başlangıç!
Bu kent doğu-batı hattında genişlemesi gerekirken kuzeye doğru genişletiliyor ki bu da bir çevre felaketinin başlangıcı anlamına geliyor.
Rakamlar bu köprüyü kullanması beklenen ağır taşıt trafiğinin devletin köprüye verdiği garanti geçiş sayısını karşılayamayacağı yani bizim geçmeyen her araç için cebimizden müteahhide milyonlarca lira para akıtacağımızı müjdeliyor (!)
Eğer bu kadar neden İstanbul'a bunun yapılmasını hâlâ size haksız göstermiyorsa zaten tartışacak bir şey de kalmıyor ne yazık ki. :(

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp