Reklamsız Sözcü
RAHŞAN GÜLŞAN

Ölmedi! Ölmedi işte…

16 Aralık 2015

Yahu bu nasıl bir dram?
Bir kadın ayda kaç kere babasının ölmediği hakkında açıklama yapmak zorunda bırakılabilir? Aklım hayalim ermiyor…
Güner Özkul bir yandan babasının yıllardır hasta yatağına mahkum olmasının acısını yaşarken bir yandan da sırf sosyal medyada eğlence olsun diye haftada bir adamcağızın ölüm haberlerini yayanlara laf yetiştirmeye çalışıyor.
Münir Özkul hepimizin kıymetlisi. Canlandırdığı her rolü unutulmaz kılan, her role ruhunu ve canını katan büyük bir usta.
O, kalbimizde hiç ölmeyecek. En azından bizim neslimiz bunu sağlamak için elinden geleni yapacak.
Ama şimdilerde bana da fenalık geldi kendini bilmez zalimlerin acımasızca söylediği yalanlardan.
Bunun bir cezası olmalı. Bir ailenin, hem de büyüğü hasta yatağında yatan bir ailenin moraliyle böyle oynamanın bir cezası olmalı.
Hele Zuhal Topal'a ne demeli.
Son yayılan yalan haberin üzerinden üç gün geçtikten sonra televizyon programında “Münir Özkul'u kaybettik” demesi olacak şey değil.
O ekipte bir tane insan yok mu bu bilginin doğruluğunu araştıracak?
Dedim ya, Güner Özkul'a yazık! Çırpın çırpın çırpınıyor bu yalanlarla başa çıkmak için.
Ne kadar acıtıcı olduğunu hayal bile edemiyorum yaşadıklarının.
Yapmayın şunu işte, kıymayın bu güzel insanın ailesine…

Kıyafetimizi değiştirip geldik :)

ŞIK olarak bir yıldan azıcık bir sürede pek kaynaştık birbirimize.
Bunu nereden mi biliyorum?
Öncelikle bana gelen kâh eleştirel, kah sevgi dolu ama çok yoğun e-postalarınızdan.
Sonra da tabii ki haberlerimizin yarattığı etkiden.
Her sabah en ŞIK halimizle karşınıza çıkmak için çabalıyoruz.
Bu sabah -eminim ki fark etmişsinizdir- kıyafet değiştirip çıktık karşınıza.
Gazetemiz hem sayfa sayısı hem de içeriğiyle bambaşka.
Magazinin yanı sıra daha çok kadın haberi gireceğiz.
Bu ülkenin kadınlarının yaşamlarını, sıkıntılarını, başına gelen iyi-kötü her şeyi daha çok önemseyen bir gazete olacağız.
Ki bu umarım size de bana olduğu gibi daha ŞIK gelmiştir.
Eleştirilerinizi bize, övgülerinizi müdüriyete alalım efendim:)

Türk usulü belediyecilik: Saksıda ağaç!

Yıllar sonra önceki gün Taksim Meydanı'na altı ağaç dikildi.
Saçma sapan bir düzenlemeyle Gezi Parkı ağaçlarını yıkmaya kalktıkları, hatta neredeyse yüz yıllık bir köprüyü şakkadanak yıktıkları ve arkalarında bir beton dağı bıraktıkları Taksim'e saksıda altı ağaç geldi; hem de ‘törenle'!
İşte ne yazık ki ülkemizdeki hakim belediyecilik anlayışı bu.
Olanı kes, betonu bas, betondan kalan yerlere dostlar alışverişte görsün misali saksıda ağaç ek!
Bu tabii küçük bir sembol. İstanbul'un Kuzey Ormanları artık geri dönüşü ne yazık ki mümkün olmayan bir talana açılmış durumda. Bölgede yaşayan biri olarak içim kan ağlıyor yıkımın büyüklüğüne.
Dün Sözcü'de vardı, sadece havalimanı için 657 bin 950 ağaç kesilecekmiş. Sözde 1 milyon 855 bin 391'inin yeri değiştirilecekmiş. Bunların ne kadarının sağ kalacağı tam bir muamma.
Ve tabii orada yaşayan hayvanların, böceklerin nerede nasıl bir hayat kurabileceği ve havalimanı stresine nasıl dayanabileceği de ayrı muamma.
Dünya sera gazlarını azaltmak için tarihi anlaşmaya imza atarken biz olan ağacımızı kesip kendi ayağımıza sıkıyoruz her zamanki gibi.
İçim yanıyor.
İstanbul ve İstanbullu bu zalimliği hak edecek hiçbir şey yapmadı…

 

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp