Reklamsız Sözcü
RAHŞAN GÜLŞAN

Özgecan katillerinin takım elbisesini mi beğenmediniz?

4 Aralık 2015

Kırk yıldan fazla zamandır Mersin Barosu'nun üyelerinden biri olan babam (babiş, babişko, canım babam) Mehmet Ali Gülşan'ın mesajıyla uyandım sabah: “Benim de iki kızım var diye düşündüm. Şu anda Tarsus Adliyesi'nde Özgecan Aslan davası karar duruşmasındayım…”
E gözler yaşardı tabii inceden.
Birkaç saat sonra telefon çaldı; sesi çok ama çok heyecanlı geliyordu. “Üç kez ağırlaştırılmış müebbet ve hiç indirim yok” derken sesi titriyordu.
Bir avukat olan babam seviniyordu indirim olmadığına.
Ben çok sevinemedim.
Öncelikle, o canileri assalar da lime lime edip parçalarını Mersin sokaklarında gezdirseler de ne değişecek ki?
Güzel yüzlü o çocuk mezarından kalkıp gelip anasına babasına sarılabilecek mi?
Kadına şiddet konusunda mahkemeler öyle bir yere getirdi ki bizi, yapmaları gereken şeyi yaptılar diye sevinçten halay çekecek gibi oluyoruz.
Öyle saçma (Burada saçma yerine başka, küfürlü bir kelime de gelebilir; bu beni bozmaz sevgili okur. İçinden geldiği gibi) sebeplerle öyle acımasız katilleri kucakladı ki adalet, şimdi sevinmemizi ve takdir etmemizi bekliyor bizden.
Yok arkadaş soru basit: Eğer Özgecan için milyonlarca insan ayağa kalkmasaydı bu kadar çabuk ve hakkaniyetli bir karar çıkar mıydı?
Yoksa yine gerekçeli kararda katillerin, tecavüzcülerin takım elbisesine yapılmış methiyeleri mi dinlerdik?
Kimse kusura bakmasın ama vicdanım kanıyor.
Onlarca kadın katledildi ve katilleri gözümüzün önünde sırıtarak, keyifle dinlediler kararları.
Peki iyi güzel de, biz toplumca işimizi gücümüzü bırakıp, polisin, yargının görevini tam yapmasını sürekli elimizde pankartlarla suçluların cezalandırılması için yürüyüş yaparak mı sağlayacağız?
Yok mu bu işin yasası, içtihatı, vicdanı?
Yok mu bu ülkenin kadınına sahip çıkacak yüreği?
Yok mu Özgecan'ın gözünü arkada bırakamayacak birileri?
“Buna da şükür” ikliminde yaşamaktan çok yoruldum…

AKM reklam panosu mudur artık?

Bilmem kaç 29 Ekim önce yetişiyordu Atatürk Kültür Merkezi.
Güler Sabancı ve dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay birlikte imzalamışlardı restorasyon projesini.
İnşaat da hızlı başlamıştı. Ama sonra araya Gezi girdi.
Ve ülkenin sembol kültür merkezi, İstanbul'un gözbebeği AKM cezalandırıldı. Önce restorasyon durduruldu. Sonra bina tuhaf bir karakola dönüştürüldü.
Şimdilerde ise dev bir reklam panosu olarak karşımıza çıktı.
Bundan daha acıklı bir hal olamaz. Atatürk'ün adını taşıyan kültür merkezi de, bu kent de kültüre karşı yapılan bu hoyratlığı hiçn hak etmiyor!

Başıma birşey gelmeyecekse o Sméagol!

‘Yüzüklerin Efendisi' film serisi hayatımın vazgeçilmezidir. Hâlâ üç ayda bir ‘Yüzüklerin Efendisi' maratonu yaparım evde.
Ancak üç gündür sürgelen Gollum tartışmasını kaygıyla izliyorum.
Bir doktorun Facebook'ta paylaştığı ve Recep Tayyip Erdoğan'ı ‘Yüzüklerin Efendisi' serisinin önemli karakterlerinden Gollum-Sméagol'a benzettiği görsele karşı açılan davada söz konusu karakterin iyi mi kötü mü olduğuna karar verilmesi için bilirkişiye danışılacakmış.
Yeterince absürd ve hatta yer yer doğaüstü olan bu haber tüm dünyada bizi dalga konusu yaptı.
Ama öldürücü darbe serinin yönetmeni Peter Jackson'dan geldi.
Jackson, fotoğraflardaki karakterin Gollum değil Smeagol olduğunu belirtmiş. Hatta bununla da yetinmeyip mahkemeye bu konuda delil sunabileceğini belirtmiş.
Off ya, şu halimize bakın.
Sméagol, Gollum'un yüzükten önceki hali. Ve karakter bölünmesi yaşayan canlının iki karakterinden iyi olanı. Gerçekten de söz konusu fotoğrafta gülümseyen Sméagol var. Gollum geldiğinde korkunç bir yaratığa dönüşüyor zavallı ve bunu yüzünden hemen anlamak mümkün oluyor.
İyi güzel de, biz dünya çapında bir yönetmeni bu tatsız konuya karıştırıp konuyu nasıl kendimizi küçük düşürücü bir şekilde tartışıyoruz anlamıyorum.
Gerçekten de anlamıyorum my precious… :(

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp