Reklamsız Sözcü
RAHŞAN GÜLŞAN

Rüzgarın Efendileri

4 Temmuz 2015

Denizlerle alakamız ne yazık ki ortada.

Ya uzaktan izlemeyi severiz ya da içine girip serinlemeyi.

Bir kayıkla yan yana geldiğimizde bile aklımızdan ilk olarak denizin tadını çıkarmak yerine balık tutmak geçer bizim.

Ama nedense, denizin üzerinde yelkenimizi açıp müthiş bir özgürlük duygusuyla püfür püfür yol alma duygusu bir hayli uzağımızda kalmış.

Aslında hiç de öyle olmaması gerektiği halde yelken zengin oyuncağı olarak kalmış.

Üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkenin evlatları olarak, denize böyle uzaktan bakmak zorunda kalmış olmamıza çok içerliyorum.

Geçen hafta ikinci kez tanık olduğum ‘Volvo Ocean Race' finalinde yine bu hisleri yaşadım.

İlk kez 10 yıl önce, bu muhteşem serüvenin Göteborg'taki finaline tanık olduğumda çok etkilenmiştim. Ekiplerin dünyanın dört bir yanında dokuz ay boyunca yaşadığı bu müthiş serüven kadar, İsveçlilerin denize olan yakınlığı ve coşkusu da etkilemişti beni.

10 yıl sonra yeniden bir ‘Volvo Ocean Race' finali izlemek için Göteborg'da kurulan ve binlerce kişinin denizden ve karadan akın ettiği etkinlik yine çok etkileyici ve başta da dediğim gibi, denizini insanıyla kavuşturmayı başaramamış bir ülkenin evladı için biraz da dramatikti.

Tek tesellim, bu yıl ilk kez bir Türk firmanın organizasyonda yarışan bir tekneye sponsor olmasıydı.

36 bin saatte üretilen tekne!

Herkesin aynı tekneyi kullanması yarışa adalet getiriyor.

‘Volvo Ocean 65'in tasarımı, ABD'deki Farr Yacht Design'da tamamlandı. ‘Volvo Ocean 65'lerin gövde ve daggerboard'ları İtalya'daki Persico, güverte ve bileşenleri Fransa'daki Multiplast, iç yapısı ise İsviçre'deki Decision'da üretildi. Bu parçalar İngiltere'deki Green Marine'de bir araya getirildi. ‘Volvo Ocean 65'in üretim aşamasında 120'den fazla kişi, toplam 36 bin saat çalıştı.

rahsan-gulsan-sli

Tekneye çıkma şansına eriştiğimde, o minicik teknede dörder saat vardiyalar halinde uyuyan yarışçıların nasıl bir adanmışlık içinde olduğunu daha da iyi anladım.

Ve bir sürü keşke ile indim tekneden.

Keşke bu yarışın güzergahı ülkemizden de geçse. Bu belki denizle aramızda olan mesafeyi biraz olsun azaltır…

9 ay 38.739 mil!

Dünyanın dört bir yanından en iyi yelken yarışçılarının toplanmasıyla hazırlanan 7 takım, tam dokuz ay boyunca sadece yelken gücü ile okyanusların tüm zorluğuyla mücadele etti.

Teknelerin hepsinin birebir aynı olması denizcilik başarısını öne çıkardığından ‘Volvo Ocean Race' parası çok olanın değil, en yetenekli ve tabii biraz da şanslı olanın kupayı göğüslediği müthiş adil bir yarış.

Denizcilik kadar zihin oyunlarının ve ince planlamaların da devreye girdiği zorlu bir mücadele…

Denize açılırken, özel etap başında tekneye aldığınız ve gerektiğinde kullanılan küçük motoru çalıştıracak yakıt, su ve takımın özel eşyaları vs.'nin ağırlığı bile kazanma şansını doğrudan etkiliyor.

Ama bu yılın en büyük olayı, ‘Vestas' teknesinin Hint Okyanusu'nda ‘Cargados Carajos Shoals'ta kayalara oturup ardından da kurtulmaya çalışırken dalgaların etkisiyle kıç bölümünün paramparça olmasıydı.

rahsan-gulsan-sli-2

Önce tekneyi terk etmek istemeyen takım, tam bu girişimde bulunmaya karar vermişken bölgenin köpek balığı dolu olması nedeniyle tehlikeli anlar geçirdi.

Ama Türk sponsorlu tekne ‘Team Alvimedica'nın yarışı bırakıp bu takıma yardıma koşması da bu sporun ruhu ile ilgili çok güzel şeyler anlatıyor bize.

Bu sene, tamamı kadınlardan oluşan ‘SCA' ekibi bu zorlu mücadeleyi kadınların da tamamlayabileceğini ve hayli iyi etap zamanları çıkarabileceğini tüm dünyaya göstermiş oldu.

Türk sponsorlu bir teknenin bu yarışta olmasının Volvo Türkiye'de uzun zamandır çalışan pazarlama direktörü Ebru Ekşi Akınoğlu'nu ne kadar sevindirdiğini ve şimdi Ebru'nun bu organizasyonun bir etabını ülkemizden geçirmek için paçaları sıvayacağını bilmek de ayrıca hoşuma gidiyor.

Obama'dan ‘Guacamole Sosu' tarifi!

Siyasetin başrolde olduğu her hafta gibi, bizim için yine kapkaranlık ve kavga dolu bir haftaydı…

Seçim sonuçlarının ardından doğan toplumsal uzlaşma umudu yavaş yavaş yerini yine eski endişelerimize bırakırken Twitter'da ilginç bir diyaloğa rastladım.

The New York Times gazetesi Twitter hesabından Amerikalıların çok sevdiği ‘Guacamole Sosu' tarifi veriyordu.

Kendi adıma, benim de gayet sevdiğim ve avokado, kuru soğan ve çeşitli baharatlardan yapılan bu sosa bezelyenin de çok yakışacağını söylüyordu haberde.

Ve ekliyordu: “Bize güvenin!”

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama da o anlarda ‘ABD Başkanı'na sorun' isimli Twitter hesabı üzerinden insanların soru sorabileceği bir etkinlik düzenliyordu.

Birinin “Başkanım NY Times'ın Guacamole'ye bezelye konması fikrine katılıyor musunuz? Cevabınız evet ise neden?” sorusuna patlattı cevabı: “NY Times'a saygı duyuyorum ama Guacamole'ye bezelye koyma fikrine katılmıyorum. Soğan, sarımsak, acı biber yani klasik…”

Dahası az sonra Obama'nın rakiplerinden ve çok az konuda anlaşabildiği Jeb Bush da katıldı ‘geyiğe': “Guacamole'ye bezelye konmaz!”

Bizim liderlerimiz en son ne zaman Twitter üzerinden böyle neşeli sorularımızı yanıtladı bilmiyorum. Kendi adıma hiç rastlamadım.

İki siyasi figürün birbirine sosyal medya üzerinden takılmasına en son Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş arasındaki bağış meselesinde tanık olmuştuk ki, aslında o da politik bir taşlamaydı.

E insan buna biraz içerliyor.

Yüksek mevkilere gelip siyah makam araçlarına kurulunca önce gülmeyi unutuyor bizimkiler.

Kim öğretmişse hepsi surat asınca, her şeye bağırınca karizmatik olunacağını bellemiş.

Bir nefes aldırmıyorlar bize.

“Toplumun ateşi düşsün, biraz sakinleşsin bu garipler. Yazık, çalış çalış canları çıkıyor” diyen yok.

Seçimden çıkan ‘uzlaşın' mesajının alınmadığını artık yavaştan anlamaya başladığımız bugünlerde, insan tarafını bizimle paylaşacak bir liderimiz olmayacak gibi görünüyor.

Kavga büyüyeceğe benziyor ve bizim hayatlarımıza da bunun yansıyacağı…

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp