Reklamsız Sözcü
SAYGI ÖZTÜRK

“Ülkeyi bu hale getirdik, başınızın çaresine bakın”

15 Aralık 2015

“Seminer” gerekçe gösterildi, Cizre, Silopi başta olmak üzere bazı ilçelerde öğretime resmen ara verildi. Öğretmenler bulundukları ilçelerden ayrıldılar. “İlçelerden” diyoruz, çünkü köylerde öğrenim zaten yapılamıyordu.
16 Eylül 2014'de bu köşenin okurlarına, Güneydoğu'nun eğitim manzarasını belgelere dayalı olarak şöyle aktarmıştık: Güneydoğu'da yüzlerce köy okulu “güvenlik” nedeniyle öğretime açılamadı. Terör örgütü PKK'nın köylerde oluşturduğu 8 kişilik “köy komiteleri”, okullarda Türkçe öğretim yapılmaması yönünde kararlar aldı. Bayrağımız zaten köy okullarında artık dalgalanmıyor. Öğretmenlerin can güvenliğini tehlikeye atmamak için öğretmen olmayan kişiler “ücretli öğretmen” olarak köy okullarında görevlendiriliyor. Bunların önemli bir bölümü de örgütün isteği doğrultusunda faaliyet yürütüyor.

BÖLÜCÜLÜK DEĞİL Mİ?

Yarıyıl tatiline girilmeden öğretmenlerin görev bölgesinin dışına gitmelerini telefon mesajıyla bildiren Milli Eğitim Bakanlığı, böyle bir kararı kendiliğinden alamaz. Başbakanlık'ın bilgisi dahilinde alınan karar ülke açısından bakıldığında tam anlamıyla bir “bölücülük” anlamına da geliyor. Siz öğretmenlere “bölgeyi terk et” diyorsunuz, peki o yöredeki diğer kamu görevlileri, o yörede yaşayanlar ne olacak? Bu ayrımcılık niye? Dün, Cizre'de konuştuğum bazı yurttaşlar, birkaç mahalle adını verip hendeklerin oralarda kazılı olduğunu, merkezdeki okulların önemli bir bölümünde geçen cuma gününe kadar eğitim-öğretim yapıldığını anlattılar. Öğrenim devam ederken, öğretmenlerin ilçeden ayrılabileceklerini bildirmek, “Burada büyük olaylar olacak. Başınızın çaresine bakın” anlamına geliyor. Güvenlikse herkesin önceliğidir. Bir avuç eşkıya için o ilçelerde yaşayan ülkesine, milletine, devletine yürekten bağlı insanların hepsini terörist görmek “başınızın çaresine bakın” demek Devletimize yakışır mı?

ESERİNİZLE ÖVÜNÜN BAKALIM!

Böyle bir ortamda, Cizrelinin, Silopilinin psikolojik durumunu varın siz tahmin edin. Orada yaşayanlar ilçelerinde büyük olaylar olacağını bekler duruma sokuldu. Nitekim valilik dün gece sokağa çıkma yasağı ilan etti. O insanların son dönemde yaşadıkları psikolojilerini hayli bozmuştu. Türk Tabipler Birliği'nin “Cizre Raporu”ndan bir bölüm:
“Olağan gündelik yaşamın bozulması, insanların sürekli öldürülme riskiyle karşı karşıya kalması, kişinin kendini en güvende hissedebileceği ortam olan evlerin, yaşayanlar içindeyken hedef alınması, sürekli silah seslerine maruz kalma, yaralanmalara ve ölümlere tanıklık etme, başta çocuklar olmak üzere toplumun ruh sağlığını olumsuz etkilemiştir. İlçede, sokağa çıkma yasağı konacağına dair yeni haberler halk arasında hızla yayılabilmekte, korkuların yeniden canlanmasına neden olmaktadır.” “Terörle mücadele” konusunda başarılı olmakla övünenler, bilsinler ki Güneydoğu'da 12 yıl uygulanan Sıkıyönetim, ardından 15 yıl devam eden Olağanüstü Hal (OHAL) uygulaması dönemlerinde bile öğretim yılı sürerken öğretmenler bölgeden hiç ayrılmamıştı… İşte, AKP ülkeyi bu hale getirdi. “Çözüm süreci” adı altında ilçelerde ortaya çıkan yapı, tamamen olaylara göz yumanların, Devletin valisi olduğunu unutup hükümetin valisi olanların eseridir. Şimdi övünün eserinizle…

Bu mesaj yargı mensuplarına

Yazar Ergün Poyraz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında “Musa'nın Gülü” isimli kitap yazdı. Cumhurbaşkanı tazminat davası açtı. Ankara 6'ncı Asliye Hukuk Mahkemesi Abdullah Gül'ün tazminat istemini reddetti ve temyiz aşamasında “karar düzeltme yoluna” gidildi. HSYK'nın yeni yapısı ve Yargıtay'a yapılan yeni atamalar sonrasında Poyraz 15 bin lira tazminat ödemeye mahkum edildi. Kararı, bu köşede “Yargıtay'da 10 ayda ne değişti?” diye yorumlamıştım. Avukat Hüseyin Buzoğlu, kararın Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılığını öne sürdü ve Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Mahkeme, geçen hafta yazarın tazminat ödemeye mahkum edilmesinin Anayasal sözleşmeye aykırı olduğuna, yargılamanın yenilenmesine karar verdi.

DEMOKRASİNİN ASIL İŞLEVİ

Kararda, yazar aleyhine tazminata hükmedilmesi, “ifade özgürlüğünü ihlal” olarak yorumlandı, Abdullah Gül'ün sert bir şekilde eleştirilmesinin Anayasal hak olduğu belirtildi. Kararda siyasetçileri de yakından ilgilendiren “Demokrasinin asıl işlevinin haber, bilgi ve eleştirilerin özgürce dile getirilmesi için uygun ortam yaratılmasıdır” değerlendirmesi yapıldı. “Ergenekon kumpası” uygulanan isimlerden birisi de Avukat Hüseyin Buzoğlu'ydu. Bu önemli davayı kazandıktan sonra Buzoğlu'yla konuştuk, “Bu karar, ülkemizde basın özgürlüğü ve demokrasi konusundaki yoğun tartışmalara katkı sağlayacağı gibi, Türk Milleti adına karar veren hakimlerin, bağımsızlık ve tarafsızlıklarından asla taviz vermemeleri gerektiği hakkında da emsal niteliği taşıyor” dedi.

Saygı Öztürk
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp