Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

HDP solcu mu?

1 Temmuz 2015

Gazeteciliğe 2000'e Doğru dergisinde başladım. Kürt hareketi ile PKK ile ilgili çok haber yapan yayın organıydı…
Türkiye ikiye bölünmüştü; bir taraf kötülüyor diğer taraf övüyordu. Düşmanlık tohumları serpiliyor; insanlar ölüyordu. Ortalık toz-buluttu; herkes bir düşman arıyordu…
Ben ise kötülemek ya da övmekten değil açıklamaktan yanaydım.
Hep “neden” sorusunun peşine düştüm. Çünkü biliyordum ki…
F. Engels'in sözünü -değiştirerek söylersem-; “kapitalist üretimin gelişmediği ülkelerde kaba-faydasız teoriler üretilir!”
Hiç teori yapmadım; sadece teori yapanlara “harç taşıdım” yani gazetecilik yaptım. Görüyordum ki, Kürt meselesi eksik bilgilerle tartışılıyordu. Hâlâ da öyle…
Tarih yazılımımızda en büyük güçlük; genellemelerin dayandırılması gereken verilerin eksikliği, yetersizliği ve maalesef yokluğudur.
Evet, olgular üzerinden tartışmıyoruz.
Bu nedenle kimileri tarihe duygusal bakarak, Kürt tarihini idealleştirerek “hikaye” yazıyor! Bunlar bilimsel çaba içinde değiller; tarihe hayallerinin istediği oranında nitelik veriyorlar.
Propaganda yapıyorlar.
Bir tarihi kendi çerçevesi içinde; kendi gelişim dönemlerine göre görmek ve iktisat biliminin (üretim biçimi-üretim ilişkileri) verilerine göre yorumlamak esastır.
Aksi durumda; -Osmanlı vakanüvisleri veya münevverleri gibi- tarihi ekonomik temelli değil salt siyasal olaylar üzerinden tartışıp dururuz…
Evet… Bugün…
Kürt problemi; salt siyaset ve kültür meselesi midir; yoksa hepsinin temelinde yatan ekonomi sorunu mudur?
Açayım…

İsyanların temeli

Kürt problemi…Osmanlı mülkiyet/toprak ilişkisi bilinmeden analiz edilebilir mi?

Oysa… Osmanlı üretim biçimi ve ilişkileri konusunda kafalarda netlik yok. Şöyle:
Osmanlı toprak düzeni Batı'da olduğu gibi klasik anlamda feodal bir rejim miydi?
Ya da Osmanlı'yı “despotizm” çerçevesinde mi değerlendirmeliyiz?
Osmanlı düzeni ne feodal, ne de köleci deyip, “Asya Tipi Üretim Biçimi” kavramıyla mı açıklamamız gerekiyor?
Yoksa… Osmanlı üretim biçimini, Osmanlı tarihini dönemlere ayırarak mı tanımlamalıyız?
Yani işin zorluğunu anlatmak istiyorum. Ayrıca meseleyi içinden çıkılmaz yapan ise…
Kürt meselesi konusunda yazanlar, Osmanlı toprak mülkiyetini kavrayamadıklarından; üç ayrı Kürt aşiretinin üç farklı toprak sistemine tabi olduğunu bilmiyorlar! Osmanlı'nın Doğu'daki idari taksimatından; klasik Osmanlı sancaklarından farklı “Ekrad Sancağı” ve “Hükümet Sancağı”ndan haberi yok!..
Sanıyor ki… Osmanlı ABD gibi eyaletlere bölünmüştü ve eyalet ile sancakların İstanbul'a olan bağlarında ayrı statüler söz konusu değildi!..
Sanıyor ki… Kürtler, bir gün -kafasına esti- bağımsız olmak için 19'uncu yüzyıl başında ayaklandı! Cahillik…
Kuruluş döneminde Osmanlı devletinin gelirleri esas olarak savaş/fetih gelirlerine dayanıyordu. Fetih bitince ve dünya iktisat piyasasına/pazarına uyum sağlanamayınca, devletin maddi kaynakları azaldı. Bunun üzerine Osmanlı'nın içeriye dönüp, “pamuk eller cebe” demesiyle iç savaş/ayaklanmalar başladı.
Üstelik, 19'uncu yüzyıl başında sadece Kürt derebeyleri ayaklanmadı; Balkanlarda Tepedelenli Ali Paşa, Pazvandoğlu Osman Ağa ve Tirsiniklizade İsmail Ağa; Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa; Arabistan'da Vehhabi isyanları da oldu.
Her ekonomik/mülkiyet ilişkisi çatışması aynı zamanda siyasal bir çatışmaya neden olur. Tüm mülklerin sahibi Osmanlı çöktükçe/gücünü kaybettikçe toprağı kapanın elinde kaldı.
Öyle ki…
Zorba jandarma, ayan, vali, mutasarrıf, kaymakam vb. arazilere el koyarak toprak ağalığına terfi etti!
Olan köylüye- marabaya oldu…
Açayım…

Köylünün meskeni

As­ker­li­ği­mi Bit­lis/Tat­va­n'­da yap­tım.
Böl­ge­de mez­ra yer­le­şi­mi yay­gın­dı.
Ga­ze­te­ci­lik dö­ne­mim­de Ana­do­lu'nun “kuş uç­maz ker­van geç­me­z” yer­le­rin­de ben­zer yer­le­şim­ler gör­düm.
Os­man­lı bu­ra­da nü­fus sa­yı­mı ya­pa­mı­yor ve iti­ba­rıy­la ne ver­gi ne de as­ker alı­yor­du.
As­lın­da… Bu­ra­lar Os­man­lı çö­kü­şü­nün sim­ge­siy­di. Şöy­le:
Gırt­la­ğın­da­ki lok­ma­sı alı­nır ha­le ge­len köy­lü, mül­te­zim, “kuy­ruk­lu sar­ra­f”, de­re­be­yi ve ağa zor­ba­lı­ğın­dan ka­ça­rak sak­la­na­ca­ğı mez­ra­lar kur­du. (Na­mık Ke­mal 1872'de­ki “Zi­ra­ati­mi­z” ya­zı­sın­da, köy­lü Ali'­nin te­fe­ci­le­rin eli­ne na­sıl düş­tü­ğü­nü ya­zar. Zi­ra­at Ban­ka­sı 1888'de ni­ye ku­rul­du sa­nır­sı­nız? )
Köy­lü-ma­ra­ba ne yap­sın; dev­le­ti sa­de­ce ver­gi, as­ker is­ter; de­re­be­yi, top­rak ağa­sı, te­fe­ci ka­nı­nı emer. Ka­çıp sı­ğı­na­ca­ğı mes­ke­ni dağ­lar­dır.
Evet, köy­lü-ma­ra­ba bit­kin, ür­kek, gü­ven­siz bir ba­şı­na bı­ra­kıl­mış­tır. Ne yap­sın? Top­rak­la­rın yüz­de 40'ı de­re­be­yi­nin, yüz­de 30'u top­rak ağa­la­rı­nın elin­de­dir. 100 bin top­rak­sız ai­le var­dır. Ve bu zu­lüm dü­ze­ni­nin en önem­li aya­ğı -hu­ra­fe­yi din di­ye yut­tu­ran- şeyh-şıh iki­li­si­dir. Uzat­ma­ya­yım…
Yüz­yıl­la­rın bu köh­ne­miş dü­ze­ni­ne ilk neş­te­ri kim vur­du;
Ata­türk!
Ül­ke­nin en önem­li kay­na­ğı top­ra­ğın adil şe­kil­de bö­lün­me­si ge­rek­mek­tey­di. Bu; hem ül­ke top­rak­la­rı­nın ve­rim­li iş­len­me­si, hem de ge­lir da­ğı­lı­mı­nın adil ha­le ge­ti­ril­me­si ve böy­le­ce top­lum­sal ba­rı­şın sağ­lan­ma­sı için şart­tı.
Genç Cum­hu­ri­yet 1925'te; -ge­li­re çok ih­ti­ya­cı ol­ma­sı­na rağ­men- yüz­yıl­lar­dır köy­lü­yü ezen öşür ver­gi­si­ni kal­dır­dı. Ha­zi­ne­ye ait 110 bin dö­nüm top­ra­ğı ma­ra­ba­ya da­ğıt­tı.
Ata­türk ge­niş top­rak re­for­mu ta­le­bi mec­li­si aşa­ma­dı ve ya­sa­yı ge­çir­me­ye öm­rü yet­me­di. İnö­nü, -top­rak ağa­la­rı CHP'­yi terk edip DP'­yi kur­ma­la­rı­na rağ­men- ye­ter­siz ol­sa da top­rak re­for­mu yap­tı.
To­par­lar­sam…
Bu­gün… HDP'­ye sol di­yor­lar!
Böl­ge­de­ki feo­dal ya­pı­ya da­ir bir tek söz et­me­ye­rek; ma­ra­ba­la­rı de­ğil, ağa­la­rı-şıh­la­rı mec­li­se ta­şı­yıp; ye­ni Du­yun-i Umu­mi­ye­le­ri alkışlayıp, em­per­ya­list man­da­yı ka­bul ede­rek; –salt Kürt ol­duk­la­rı için- ge­ri­ci Şeyh Sa­it­le­re, Sa­it Nur­si­le­re öv­gü dü­ze­rek sol par­ti olu­na­bi­lir mi?..
Ye­mez­ler…

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp